Genel

YENİ BİR BİRLİK SÖZLEŞMESİ YA DA TARAFLARIN YENİ POSİZYON ARAYIŞLARI!

Referandum üzerinden sadece siyasal süreç gerilmiyor ayrıca pozisyonlarda netleşiyor. Hem öyle ki siyaset, teorinin gri atmosferinin gölgesinden sıyrılarak doğrudan hayatın yeşil ağacı üzerinden daha bir netleşiyor. Belli başlı tüm siyasi, ekonomik güç odakları tutum ve yönelim belirliyor, talepler ileri sürülüyorlar. Öcalan ve BDP’nin de referandum sürecinde “Demokratik Özerklik” ilan etmeleri önemli bir gelişme odu.

Bu ve başka gelişmeler nedeniyle devlet de, PKK başta olmak üzere Kürt ulusal demokratik hareketi de, Kürt ulusal sorununda yeniden tutum ve duruş belirleme arayışında.

Türk halkı gelinen aşamada başta Kürt halkı olmak üzere, Türk olmayan halklarla yeni bir sözleşme ya da anlaşma temelinde birlik kurmakla yüz yüze geldi, getirildi demek daha yerinde olur! TC Devletinin kuruluşuyla rejimin izlediği Kürt ulusu ve ulusal azınlıkları Türkleştirilmeleri hedefi çöktü. Bunun adı çoktan konulmuştu ama son 25 yıllık savaş ile de bu bir kez daha çıplak olarak ispatlandı ki, ezen ulus konumundaki Türk ulusunun asimilasyonu esas alan tek yanlı birlik dayatması yürümüyor! Kürtler ile Türkler ya ayrılacaklar ya da birlikte kalınacaksa birliğin eşitlik temelinde yeni bir BİRLİK SÖZLEŞMESİ ile yenilenmesi kaçınılmazdır.

Devlet ve hükümette, CHP başta olmak üzere sistem partilerinde, sermaye kurumları ve sorunun esas tarafı PKK ve genel olarak Kürt ulusal demokratik hareketinde bugün tartışılan budur. Tarafları kırmızıçizgilerini yeniden belirlemeye iten belli başlı gelişmeler olarak:

Birincisi; bir yıl kadar öncesinde “Kürt sorununda iyi şeyler olacak” diyen Cumhurbaşkanı Gül, Azerbaycan’a giderken yolda gazetecilere “demokratik açılım açısından tarihi fırsat sürüyor” diyerek ısrarını tekrarladı. “Tarihi fırsat sürüyor” diyen Gül ve TC yetkilileri; TC devletine bölgesel misyon yükleyen küresel odakların Kürt sorununun çözümünü de istediklerini biliyorlar. Devlet katında ki arayışların nedenlerinden biri budur.

Gül, 26 Ağustos’ta da Kürt sorunu üzerinde devletin arayışında bir ilki gerçekleştirdi. Araştırma Merkezi Ekopolitik düşünce kuruluşunun üyelerinden oluşan bir heyeti kabul etmesi, devletin yeni çizgilerini belirleme arayışı olarak okunabilir. Gül’ün kabul ettiği heyette; eski Özel Harp Daire subayı Mete Yarar, Raif Türk, eski MİT’çi Cevat Öneş, PKK davasında 11 yıl yatan Halit Yalçın, Ümit Fırat, Musa Serdar Çelebi Murat Belge, Bedrettin Gündeş, Altan Tan vb. farklı bileşenleri kapsıyordu. Bileşenin dikkat çeken yönü, devletin merkezine göre siyasetin uçlarında yer alan isimlerden olmaları! Demek ki Kürt açılımı adı altında Kürt ulusal sorununu çözmek yerine ulusal demokratik hareketini çözmeye, çökertmeye yönelen TC devleti ile hükümeti şimdi bunun çıkmaz sokak olduğunu görüyor, en azından içlerinden bir kısmı görüp yeni arayışlar geliştiriyor.

İkincisi; son bir yıldan beri birçok eylem ve olay üzerinden daha bir netleşti ki Türk Ordusu, sırf mevcut statükoyu korumak adına tepeden tırnağa kirli ve şaibeli bir savaşı sürdürüyor. Bu durum uluslar arası güç odakları ile iç siyasal güçlerce zaten az çok biliniyordu ama artık Türk halkı nezdinde de giderek netleşmesi ve cenaze törenlerinde Genelkurmaya Başkanına “sen ne zaman gidiyorsun” demeye varana kadar, süren savaşın şaibeliği sorgulanır olması!

Üçüncüsü; ”CHP operasyonun ekonomi politiği” başlıklı yazı ile operasyonun üzerinde daha önce ayrıntılı durmuştuk. Bölgede rol model göreve soyunan, soyundurulan TC devleti yeniden ikili bir parti tahterevallisine oturtulması hedeflendi. Başarılı olurlar olmazlar ayrı sorun, ama küresel ve Türkiye sermayesinin hedefinde esas iki partiye (AKP ile CHP) dayalı bir sistemi yeniden yerleştirmek bulunuyor. İlk adım Baykal’ın CHP’nin başından uzaklaştırılması oldu ki bunu ancak bir operasyonla yapabildiler. İkinci adım, CHP’nin MHP ile arayı açmasıydı ki Kılıçdaroğlu’nun son çıkışları bu ikinci şıkkın ilk adımları gibi okunabilir. Muğlalı adının kışladan silinmesi, seçim barajının indirilmesi, genel af ve devlet Öcalan’la görüşebilir açıklamaları peş peşe geldikçe, CHP-MHP yakınlaşması yara almaya başladı. CHP bu açılımlarında yer, yer geri adımlar atsa da açıklamalarla; bir yandan CHP ile MHP arasındaki mesafe açılıyor diğer yandan, devlet katında arayışı süren yeni Kürt açılımının arkasında AKP’nin yanı sıra CHP’nin de durmasına zemin hazırlanıyor. Çünkü devlet şifrelerini halen elinde tutan CHP, Kürt açılımının arkasında durmadığı sürece devlet açılımı niteliğini alamaz.

Referandumda iki büyük burjuva partisinin dışında, özellikle dev mali imkanlarına rağmen SP ile MHP’nin arada bir demeçler dışında sesleri çıkmıyor. SP’de diyelim ki Milli Görüşçüler engel çıkartıyor peki ya MHP ve lideri Bahçeli neden ara sıra sinirli el kol hareketleri dışında bir şey yapmıyor? Küresel ve Türkiye sermayesi çıkarları gereği bugün Türkiye’de ne şeriat ne de faşizm gibi “ucları” iktidar olmak bir yana koalisyonda bile görmek istemiyor! Dolaysıyla referandumda “hayır” demenin gerekçesini esas AKP’nin şeriat ve sivil dikta hedefine bağlayan Türkiye devrimci hareketinden dostlarımız, sadece SP’deki iç hesaplaşmayı bile dikkatli izleseler, şeriat iddiasının dayanaksız olduğunu görebileceklerdir.

Dördüncüsü; Öcalan ve PKK; bölgenin mevcut siyasal iklimi ve de Kürt ulusal demokratik güçlerinin mücadelesinin de rolü nedeniyle, TC devletinin Kürt ulusal taleplerinde adım atmak zorunda kalacağını okumuş, görmüş ve bu koşullardaC” hedefini ilan ettiler. Buraya kadarı tamam iyi de PKK’nin okuduğu, tahlil ettiği aynı sürecin diğer bir boyutu ise PKK’ye silah bıraktırmayı öngörüyor! Değerlendirilen sürecin hesabına gelen yönü görülüp, hesabına gelmeyen yönü görmezlikten gelinirse, hedef ile hedefin araçları arasındaki uyumsuzluk nedeniyle sonuç almak mümkün olmayacak.  PKK ve Öcalan süreci yarım değil de doğru okuyorlarsa( ki okudukları kanaatindeyim) sadece “Demokratik Özerklik”i ilan edecekleri zemini görüp, sürecin öbür yüzü olan silah bırakma boyutunu görmezlerse, yol alamazlar.

PKK, hem “silah bırakmaya hazırım” diyor hem de birçok boyutuyla silahtan arınmış PKK kendini güvensiz, savunmasız gördüğünde silahı bırakamıyor. “Devrimle bağımsızlığı elde edeceğim” diye yola çıkan ve tüm eylemlerini buna göre programlayan PKK’ de, süreç yarı yolda kalıp TC ile uzlaşma kendini dayatınca hatlar karışıyor. Dahası silah bırakmış bir PKK’ ye dönük Kürt halkının da eski defterleri açabileceği kaygıları olduğu gibi, otoritesini baştan beri esas silaha dayandıran örgütün, silah sonrası süreçte otoritesini neyle, hangi ideolojik, politik güçle dolduracağı gibi köklü sorunlarda var. PKK’ de, silah ile yola devam bir dert, silaha veda iki dert misali bir açmaz her geçen gün derinleşiyor.

İlginç olan şudur: TC devleti silahsız ama siyasallaşmış yığınsal Kürt ulusal demokratik hareketiyle ilişkilenmeye hazır değilken, PKK ise, belirttiğim ve yer nedeniyle belirtmeğim birçok nedenle silahları bırakmaya hazır değil!

Beşincisi; Kürt burjuvazisinin PKK’nin boykot tavrına karşı “evet” tutumunu açıklarken, Kürtlüğüne ve “ulusal demokratik taleplere” de sahip çıkıyor mesajını vermeleri sürece yeni bir boyut katıyor. Ankara’ya ekonomik, ticari yönden göbekten bağlı olan Kürt burjuvazisi bu tutumlarının arkasında süreğen durabilirler mi? Kürt burjuvazisi artık Kürt ulusal “demokratik taleplerine sahip çıkarak” mı siyasal tavrını sürdürecektir? Yoksa iddia edildiği gibi, AKP ve devletle ekonomik, siyasi pazarlıklarla PKK’nin boykot tutumunu etkisizleştirmek gibi bir atımlık barutla sınırlı tutum mu olacaktır? Şimdilik şunları belirtebiliriz.

Kürt burjuvazisinin referandumda geliştirdiği siyasal tutumla ikili duruşunu belirtmiş oldu. Bir yandan Ankara ile göbekten bağlı oluşunun gereği kendi sınırlarını bilerek davranıyor, diğer yandan artık devlet merkezli siyasal oluşumların bile Diyarbakır eksenli Kürdistan’da bir biçimiyle Kürdi bir renge en azından Kürdi bir şala bürünmek zorunda olduğu gerçeğine uygun davranıyor. Buradan baktığımızda Kürt burjuvazisi, TC devleti ve elbette kapitalist ekonomisiyle bağlarını kopartmadan Kürt ulusal taleplerine sahip çıkmayı sürdürecektir, yanı referandumla sınırlı olmayacak diyebiliriz. Bu arada, Türk basının özellikle hükümet yanlısı basının; “kahraman Kürt burjuvazisi PKK’nin otoritesini tanımadığını ilan etti”, “Kürt burjuvasızı İstanbul burjuvazisi gibi pısırık değil” değerlendirmeleri de gerçeği yansıtmıyor.

Son gelişmeler, restleşmeler ve özellikle Diyarbakır’daki 14 STK olarak sanayi, ticari ve esnaf birliklerinin “evet kullanacağız” tutumu, bunun üzerinden BDP ile yaşanan tartışmalar dikkate alındığında BDP’nin artık boykot tutumundan vazgeçmesinin zor olacağı ve Erdoğan’ın 3 Eylül mitinginde yapacağı açıklamalarında boykot tavrı üzerinde etkili olmayacağı görülüyor.

 Sonuç olarak TC devleti Kürt ulusal sorununda kırmızıçizgilerini yeniden belirleme arayışındadır. Bu süreçte yeni Kürt açılımlarını geliştirirken siyasi özerklik içerebilecek taleplere de karşı duracaktır. AB süreci derinleşip az çok kesinlik kazanmadan uniter yapıyı bozacak ve Kürdistan fiilen ve giderek de resmen siyasi özerkliğe dönüşecek olan idari özerlik hedefine bile şimdilik karşı duracaktır. İlginç değil mi Anayasa Mahkemesi programında federasyon hedefi bulunan yanı “iktidar olursam federasyon kuracağım” diyen HAK PAR’ı kapatmazken, TC rejimi tüm kurumları ile BDP’nin “Demokratik Özerklik” ilanına ilişkin kesin bir karşı tutum almalarının esas nedeni, HAK PAR’ı federasyonu hayata geçirecek güçte görmezken, BDP’yi görmesidir!

Gül’ün, hükümetin ve hatta geri adım attırmazlarsa CHP’nin hazırlandığı yeni adım veya açılım, Öcalan’ın yıllarca dillendirdiği çözümlerden biri olan kültürel haklarla sınırlı “Demokratik Cumhuriyet” tezi benzeri bir adım olabilir. Bunu aşacak her adımı, Kürt ulusal demokratik hareketi dayatarak almazsa, alamazsa mevcut koşullarda TC devleti adım atmayacaktır. Bilinmelidir ki TC devleti Kürt sorununda kendisinin yanı sıra İran, Suriye ve hatta Irak adına da ipi göğüslüyor gözüküyor. TC’nin atacağı her adım peşinden İran’ı, Suriye’yi de benzer adımları atmaya zorlayacaktır. TC devleti bu bilinçle davranıyor, Kürt ulusal demokratik hareketi de aynı bilinçle davranarak ulusal demokratik birliğini örmelidir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.