Genel / Güncel / Kürdistan

PKK İLE PDK GERİLİMİNDE, TÜRK AYDIN VE SİYASİLERİN DURUŞU!

 

IŞİD sonrası Irak ve Suriye’de Kürt-Arap çatışması beklenirken, Kürtlerde de iç çatışmanın ayak sesleri gelmeye başladı. Roj Peşmergesinin dönüşü, Şengal ve Kerkük petrolleri meselesi, Güneyin bağımsızlık adımlarıyla birlikte alevlendi. Bağımsızlık yönelimlerinin güçlendiği süreçte belirttiğim üç meselede sorunların aynı anda alev almasında başta Türkiye ve İran’ın oyunları olmak üzere üzerinde düşünülmelidir.

 

Türkiye ve İran, bugünkü konjonktürde, Güneyin bağımsızlığını cepheden hedef almayı göze alamadıklarından; İran’ın, Irak içerisindeki siyasi ve askeri nüfuzunu genişleterek Musul kapılarına hatta Haşdi Şabi ile Telafere ulaşırken; Türkiye ise İran’ı dengelemek için “Şengal’de PKK varlığını istemiyorum” çıkışıyla Şengal’e müdahale için bahane arıyor.

Bunlar yaşanırken, Şengal’in Sinumê kasabasında, 2 Mart’ta Roj Peşmergesi ile Şengal Direniş Birlikleri (HBŞ) arasında kısa süreli çatışma yaşandı. Çatışmalar durduruldu ama bölge çatışma potansiyelini koruyor. Bunlar üzerinde hem Özgürlük ve Sosyalizm Partisi açıklama yapmış hem de ben ayrıca yazmıştım. ÖSP’nin mesele hakkında ki tutumu özetle şöyle:

“Şengal’de IŞİD işgaline karşı Peşmerge ile Gerilla birlikte savaştı ve Şengal’i özgürleştirdiler. Şimdi Kürt siyasetinin Şengal’de, Türkiye, İran gibi işgalci güçler dışında kendi aralarında uzlaşıya dayalı barışçıl çözümü başarma zamanıdır. Şengal önce Kürdistan toprağıdır, parçalanmış Kürdistan gerçeğinde ise Güney Kürdistan toprağıdır. Bu durum göz önüne alınarak çözüm bulunmalı. Çözüm, PKK’nin “zaten çekilme kararını verdik”  beyanının gereğini yapmasıdır. Ulusal Kongre çağrılarını bugünlerde yenileyen PKK’yi bu adımı atmaya çağırıyoruz” demişti ve devamla;

“Diğer mesele Türkiye ile İran arasında ‘benim üzerimden taşınsın’ rekabetine dönüşen Kürdistan (Kerkük) enerji kaynakları meselesidir. Ki bu mesele bugün Güney Kürdistan’ın bağımsızlık ilanıyla da doğrudan ilişkilidir” deniyor ve çözüm olarak; “Güney Kürdistan siyaseti, Parlamentoyu acilen toplantıya çağırmalı. Enerji kaynaklarını hangi güzergah üzerinden uluslar arası pazara taşıyacağını yine iç uzlaşıya dayalı olarak çözmelidir” diyor. osp.org.tr

Şimdi yazının konusu olan PKK ile PDK arasındaki gerilime, Türkiyeli gazeteci, aydın ve sosyalistlerin, özelde de Fehim Taştekin’in “Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu?” başlıklı yazı üzerinde duracağım ama önce kısaca PKK-PDK karşılaştırılmasına ihtiyaç var.

I –  PDK ile PKK’nin ortak ve farklı yanları ile iki partiye yaklaşım

Belli başlı noktalarda iki partiyi karşılaştırırsak özet olarak şunları görürüz:

Bir; Öncelikle şu meşhur “emperyalizmle ilişki” meselesinden başlayalım. Türk solu ve aydınlarının önemli bir kısmının, PDK’ye karşı PKK’ye yakın duruşu, “PDK/Barzani emperyalizmin işbirlikçisidir” iddiasına dayanmıştır. Mesele emperyalizmle ilişki ise sadece PDK, PKK, YNK, değil günümüze sarkmış ulusal kurtuluş hareketlerinin tümü emperyalizmle ittifak içindeler. İtiraz eden buyursun örnek versin!

20.yy’da özellikle ikinci yarısında Asya, Afrika’da ulusal bağımsızlık mücadelesi veren halklar genelde antiemperyalist duruşa sahiptiler. Çünkü SSCB ve Sosyalist Sistem vardı, Bağımsız Bağlantısızlar Hareketi’nin yanı sıra uluslararası komünist ve emek hareketi güçlüydü. İşte bu koşullarda ulusal bağımsızlık mücadelesi veren halklar bu dört dinamiğin oluşturduğu küresel siyasal iklimde emperyalizm ile ilişkilenme gereği duymaz ve çoğu antiemperyalist ilerici, sola/sosyalizme açık duruşlarını koruyorlardı.

SSCB’nin yıkılması, diğer üç dinamiğin hızla zayıflamaları ile birlikte geriye kalan az sayıda ulusal kurtuluş hareketinin tümü X veya Y emperyalist devlet ile ilişkilenmek zorunda kaldılar. Güney Afrika’dan, Filistin’e, Güney Kürdistan’dan İRA’ya, Çeçenler, Beluciler, Tamil Kaplanları ve PKK’ye varana kadar hepsi mevcut küresel iklimde emperyalist rejimlerle ilişkilenmek zorunda kaldılar. Bu nedenle, Filistin halkının UKKTH’yi destekleyen ama Kürdistan’a gelince “arkasında emperyalizm var” gerekçesiyle karşı çıkan Kemalist Türkiye soluna; “Arafat’a destek Barzani’ye köstek tutarsızlıktır” dedim, diyorum.

Özetle PDK’ye karşı PKK çizgisini destekleyen Türk aydın, gazeteci ve sosyalistlerin “PDK emperyalizmle ittifak içindedir” gerekçesinin karşılığı yoktur çünkü PDK, bugün ABD liderliğindeki Batı ile ittifak içerisindeyken; PKK’de, Rusya liderliğindeki Doğu ekseninin yan sıra, ABD liderliğindeki Batılı eksenle de ilişki içerisinde.

İki; PDK’nin, Türk sömürgeci rejimle ilişkisi yani “düşmanımın düşmanı dostum” siyasetini izlediği iddiasıdır. Doğrudur ama bu parçalanmış ülke kurtuluş hareketlerinin genel doğrusudur. Aynı siyaseti, PKK’de sömürgeci Suriye, İran, Irak ile sürdürmektedir. Daha doğrusu belli bir güce ulaşan büyük Kürt ulusal partileri; parçalanmış Kürdistan oluşturduğu Kürdün tarihsel trajedisi koşullarında “düşmanımın düşmanı dostumdur” siyasetini izliyorlar. O halde neden birine köstek diğerine destek?

Üç; PDK ve Güney Hükümeti “neden Türkiye üzerinden petrol gönderiyor” eleştirenler Güney’de yaşayan 7 milyona yakın insanın aşı-ekmeği için petrole bir güzergah önerisi sunmalıdır. İran mı, Irak mı, Suriye mi, Türkiye mi? Mesele PDK ve Barzani değil, Irak’ın iki yıldır Kürdistan bütçesini göndermediğini de dikkate alarak bir yol önermelidir. Buyurun, Kürdistan petrolünün Türkiye üzerinden pazarlanmasını eleştirenler bir çıkış sunsun!

PKK, Rojava çalışanlarının maaşlarını halen kısmen ödeyen Suriye ile iyi geçinince ve HBŞ’nin maaşlarını Irak hükümeti verince “ne yapsın buna mecbur” denilerek tolere edenler; Güney hükümetinin zorluklar nedeniyle Türkiye ile ilişkilerini de aynı yaklaşımla tolere etmeli “işbirlikçi, Kürtleri satan” söyleminden uzak durmalıdır.

Dört; Genel ideolojik duruş açısından özelde de sosyalizm, Marksizm savunusu yönünde bakarsak: PDK baştan beri “sosyalizmi savunmadığını” belirtirken; PKK, Marksist Leninist ideolojik savunuyu rehber alarak kuruldu ama SSCB ve reel sosyalizmin dağılmasıyla 1990’lı yıllarda Markisizim ve sosyalizm ile yollarını ayırdı.

PDK, çizgisini dünden-bugüne “milliyetçi muhafazakâr” olarak tarif ettiği için, dışında sosyal demokrat YNK, İslami parti ve komünist, sosyalist partilerin varlığını bugün veri kabul eder. Bugün diyorum zira PDK’de, dün YNK’nin ayrılmasında ki karşı tutumu bilinir.

PKK’ye gelince Marksizm ile yollarını ayırmasından bu yana çizgisi kesin olarak şudur diye tarif etmek zor! Devrimci, demokrat, milliyetçi, muhafazakar, liberal, sosyalist, siyasal İslam hepsi genel “demokratik” kavramı altında aynı yapılarda yer alır. Mevcut haliyle PKK’yi en az eksikle tarif edecek tanım, sol, sosyal demokrat olur. Türk solu ve sol aydınları bu özelliği nedeniyle PKK’ye yakın duruyor olabilirler.

Beş; Müslüman olmayan halklara ve diğer etnik yapılara yaklaşımda ise, bugün birinin diğerinden çok farkı yoktur. Hatta Güney Kürdistan, pratikte beş resmi dil uygulamasıyla PKK seçeneğinin kurulduğu Rojava’ya oranla belki bir adım öndedir. Rojava’nın bu yönünü öven Türk gazeteci ve siyasetçilerin, Güney Kürdistan’ın beş resmi dil uygulamasından bahsettiklerini duyan, okuyan var mı? Bu çifte standart tutum altında Barzani’lerin “aşiretçiliği” mi yoksa Kemalist Misak-ı Millilik mi yatıyor?

Altı; PKK’nin, PDK’ye oranla daha modern bir hareket olduğu doğrudur ama bu doğru da giderek geçmişin doğrusu olmaya yüz tutuyor. Çünkü PDK’de gerek parti gerek Peşmergenin modern yapılanmasında yol alıyor. Bu arada not düşeyim; Öcalan’ın “kapitalist moderniteye karşı demokratik modernite” savunusunun sahada karşılığının olmadığını belirteyim. PKK, askeri ve siyasal yapısıyla tepeden tırnağa modern hatta modernist bir hareket.

Yedi; PKK, Kürdistan’da kadın savaşçıyı sembol haline getirmiştir halen bu artısı devam ediyor. Genel de Peşmergede kadın savaşçı hep oldu ama PKK ile kadın savaşçı kitlesellik kazandı. Bugün artık Peşmerge’nin de kadın taburları çoktan sahne almış durumda.

Sekiz; her iki parti de katı merkeziyetçi. Dört parçada örgütlenme konusunda PDK ile PKK’nin benzerlikleri olmakla birlikte önemli farklılıkları var. PDK geçmişte çıkarttığı derslerle doğrudan kendine bağlı örgütlenmeden vazgeçerek PDK-S, PDK-Bakur gibi daha çok paralel çizgi örgütlenmelerini desteklerken; PKK parçalarda PJAK, PYD, PÇDK adları altında örgütlense de KCK ile tek merkezde yönetmeyi sürdürmekte. Yani “Demokratik Konfedaralizm” savunusuna karşın, parti ve askeri örgütlenmesinde katı merkeziyetçidir.

Dokuz; Gelelim esas farklılığa yani Kemalist gazeteci ve sosyalistlerin, PDK’ye karşı PKK tezine sıcak bakmaya iten esas nedene! Bu farklılık, devlet-devletsizlik savunusudur. PKK bağımsız Kürdistan ile birlikte ulus devlet tezini de geride bırakırken; PDK bağımsız Kürdistan’ı savunmaktadır. Esas bu savunu nedeniyle PDK’ye karşı PKK çizgisine sıcak bakılıyor, bu nedenle PDK/Barzani’ye “emperyalizm uşağı” denilip düşmanlaştırılıyor!

Eğer emperyalizmle ve sömürgeci ülkelerle ilişkiler nedeniyle eleştirilecekse sadece PDK değil PKK, YNK, PYD, PDK-İ… eleştirilmeli yok eğer sıkça belirttiğim parçalanmış Kürdistan’ın oluşturduğu tarihsel trajediyi göz önünde bulundurarak “mecburlar anlamalıyız” denilecekse; Arafat, Mandela, Martin McGuinness’in emperyalizmle ilişki içerisinde çözüm arayışlarını anlayışla karşılandığı gibi Kürt partilerini de (somutta Barzani, Talabani, Öcalan’ı) anlamalıyız! Buna rağmen halen “emperyalizm ile ilişki içerisinde” söylemini sadece PDK için her kim söylerse, bunun altında Kemalizm savunusu aranmalıdır!

Türk milliyetçi muhafazakâr siyaset ve aydınlar (örneğin AKP, Taha Akyol… gibi) neden PKK’ye karşı PDK’yi olumlar?  Öncelikle Türk sağ muhafazakar siyaset ve aydınlar da tıpkı Kemalistler gibi Kürdistan diye hiçbir şeyi görüp kabullenmek istemezler. Mecbur kalınca PDK’yi PKK’ye göre şu dört nedenle “ehven i şer” görürler: 1- PKK esas Kuzey örgütüyken, PDK’nin Güney örgütü olması; 2- PKK’nin ulusalcı sol sosyal demokrat olarak tarif edilecek politik çizgisine karşı PDK’nin milliyetçi muhafazakar çizgisi; 3- PDK’nin iktidar ortağı olduğu Kürdistan petrol/doğal gazının Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara taşınması; 4- PDK’nin kurulurken hatta kurulmadan Barzanilerin Türkiye ile iyi ilişkileri gözetmesi; tıpkı PKK’nin 30 yılı aşkındır Suriye, YNK’nin ise İran ile iyi ilişkilere sahip olmaları gibi!

Belirttiklerimden hareketle; Kürt dostları Türkiyeli, gazeteci, aydın ve sosyalistleri: İki partiye ilişkin özetlediğim ortak ve farklılıklardan hareketle çifte standartlılıkla yüklü tutumlardan ve PKK ile PDK’nin birbirlerine karşı kullandıkları dilden uzak durmaya çağırıyorum.

II -Fehim Taştekin “Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu?” başlıklı yazısına dönersek.

Sayın Taştekin dış politikada, özellikle Ortadoğu ile ilgili düzenli takip ettiğim gazetecilerden biridir. Taştekin, genel olarak, PDK çizgisine eleştirel yaklaşırken, PKK’nin “Demokratik Konfederalizm” olarak adlandırılan ve ulus devleti reddeden çizgisini ise olumlayan bir bakışa sahip. Bu bakış, Kürdistan ile ilgili tüm yazılarında kendini gösterir. Elbette Taştekin, PDK/Barzani’nin ulus devleti tezi ve Batı eksenindeki duruşunu eleştirirken, PKK/Öcalan’ın devletsiz çözüm “Demokratik Konfederalizm” tezine sıcak bakabilir. Kimsenin “neden böyle bakıyorsun” deme hakkı yok.

Taştekin’in “Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu” başlıklı yazısının; PDK eleştirisine karşı PKK olumlanırken “kör kör parmağım gözüne” misali bir içeriğe sahip olmasının yanı sıra PDK’ye eleştiriden öteye ağır ithamlarda bulunan sosyolog Azad Barış’tan uzun alıntı alması bu yazıyı yazmama neden oldu. Önce Taştekin’in yazısından birkaç alıntı aktaracağım.

“2014’te Peşmerge’nin çekilmesiyle İD’le yüz yüze kalan Ezidilere kalkan olduğu günden beri PKK’nin Apocu çizgisine büyük bir askeri ve siyasi nüfuz alanı açıldı… Bu durum KDP ve Peşmerge’nin sorgulandığı, PKK’nin taraftar bulduğu bir süreci hızlandırdı. HPG Ezidileri örgütleyerek YBŞ’yi kurmasına yardımcı oldu.”

“Bu tür bir operasyon geniş çerçevede Kürtler arasında ciddi bir reaksiyon doğurabilir. Irak hükümeti de bunu doğrudan kendisine yönelik saldırı olarak görecektir.

Bırakın Türkiye’yi Peşmerge’nin önünde bile bir sürü engel var. Ezidi halkının Peşmerge’ye güveninin sarsılması,.. İD’le mücadelenin hala tamamlanmamış olması, bölgesel ve uluslar arası aktörlerin tutumu, yani özetle, sahanın hassas dengeleri PKK ve YBŞ’yi sahneden silecek bir hareketin geliştirilmesini engelliyor… İD ile mücadele ederken Kürdistan yönetiminin statüsü tartışmalı olan bölgelerde kontrolü ele almasından rahatsız olan Irak hükümeti de YBŞ’ye arka çıkıyor. YBŞ’yi HŞB içinde değerlendiren Bağdat yönetimi, geçen yıl Türkiye’nin protestoları yüzünden kestiği Ezidi güçlerinin maaşlarını tekrar göndermeye başladı.” (Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu? yazısından)

Birincisi; alıntı aldığım yazıyı okuyan herkes Taştekin, YNK, PKK, PYD’nin İran, Irak veya Suriye ile ilişkilerini olumsuzlamazken, PDK ile Türkiye ilişkilerini hep olumsuzlayarak verdiğini görecek. Neden? Türkiye gerici-şoven iyi de İran, Suriye, Irak ilerici demokrat mı?

İkincisi ve önemlisi; okuyucuyu Sayın Taştekin’in gerek “HPG, Ezidileri örgütleyerek YBŞ’yi kurdu”; gerek Peşmergenin Şengale yönelik muhtemel bir operasyonunu “Irak hükümeti de bunu doğrudan kendisine yönelik saldırı olarak görecektir”; gerek “Kürdistan yönetiminin statüsü tartışmalı olan bölgelerde kontrolü ele almasından rahatsız olan Irak hükümeti de YBŞ’ye arka çıkıyor”; gerekse de YBŞ’yi Haşdi Şabi Birlikleri (HŞB) içinde değerlendiren Bağdat yönetimi… kestiği Ezidi güçlerinin maaşlarını tekrar göndermeye başladı” tespitlerine dayalı PKK savunusuna karşı PDK eleştirisini tekrar tekrar okumaya çağırıyorum. Söyleneni biraz açayım;

HPG (yani PKK), Yekîneyên Berxwedana Şingal (YBŞ) kuruyor ama Irak hükümeti de YBŞ’ye “arka çıkıyor”. Çünkü Bağdat, Peşmergenin Şengal’de denetim kurma yönündeki operasyonu “doğrudan kendine yönelik saldırı görüyor”! Çünkü Bağdat rejimi, Şengal dahil Kerkük-Hanekin’e uzanan ve Peşmerge denetiminde olan “tartışmalı bölgeleri” Kürdistan toprağı görmediğinden Peşmergenin Şengal operasyonuna karşı çıkıyor. Hatta öyle ki Bağdat, YBŞ’yi, IŞİD sonrası Kürdistan’a yönelik asıl saldırı gücü olacak olan Şii Arap “Haşdi Şabi birlikleri içinde değerlendirip maaşlarını ödüyor”!

Yani, bir tarafta Şengal de Hewler, Kerkük, Hanekin, Süleymaniye gibi Güney Kürdistan kentidir diyen Kürdistan hükümeti var. Diğer tarafta, Şengal ve diğer “tartışmalı bölgeler” Kürdistan değil “Irak kentleridir” diyen ve operasyon içerisinde operasyonla yani Musul operasyonunu aynı zamanda Şengal-Kerkük-Hanekin hattında halen resmen Kürdistan’a dahil olmayan toprakları Peşmergeden geri almanın hesabıyla geleceğin savaş hazırlıklarını yapan Irak hükümeti var! Bu hesaplaşmada Türkiye ile İran’ın oyun içerisinde oyunlarını da ekleyin. Bu koşullarda Şengal’deki askeri gücünü “çekerim-çekmem” ikilemiyle Şengali Peşmerge denetimine bırakmayan PKK ve desteklediği YBŞ var! Ve bu girift savaş trafiği içerisinde Kürt dostu gazeteci olarak, PDK’yi ağır eleştirmenin yanı sıra ağır ithamlarda bulunan alıntıları yazısına yükleyen Taştekin var!

Üçüncüsü; “Yerel kaynaklar Rojava Peşmergesi diye sunulan yapı içerisinde hem Irak Peşmergesi hem de Türk istihbarat unsurlarının bulunduğuna inanıyor” diyor. Kürtler olur olmaz birbirlerini kriminal dille zaten suçluyorlar bari siz yapmayın Sayın Taştekin! Örneğin, Rojava’da ENKS, PYD’yi “Suriye rejiminin işbirlikçisi”, PYD ise ENKS’yi “Türkiye’nin işbirlikçisi” olmakla eleştirmesi gibi!

“Bir süredir Suriye’de Barzani’ye biçilen misyon Rojava’nın siyasi aktörü Demokratik Birlik Partisi’ni (PYD) Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ile savunma gücü Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) de Rojavalı Peşmergelerle dengelemek. Irak’ta da Barzani’den beklenen PKK’nin Şengal’den çıkarılması” diyor Taştekin. (Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu?) Burada “biçilen misyon”, “dengelemek” ve “çıkarma” kavramlarına yüklenen anlamıyla söylenenlere katılmıyorum. Madem bunları yazıyor Taştekin iç tutarlılık gereği, “Irak hükümetinin de PKK’den beklentisi, Peşmergenin Şengal’den çıkartılmasıdır” demeliydi!

Dördüncüsü; Taştekin’in, Azad Barış’tan aktardığı uzun alıntıları kısaltarak aktarıyorum:

“Ezidi toplumunun öne çıkan isimlerinden Sosyolog Azad Barış Al-Monitor’e şu değerlendirmeyi yaptı: ‘Birçok Ezidi YPG ve HPG’ye minnettar. Birçoğu 2014’te yaşananlardan sonra KDP’ye güvenmiyor. Peşmerge’nin Sünni refleksleri Ezidiler için problem… Tabii burada sorun öz savunma gücüne yardım edenlerin Apocu olmalarıdır…’

‘Birincisi, Şengal’de yerli halkı birbirine düşürme taktiği devreye sokuluyor. Ezidi’yi Ezidi’yle çatıştırmak binlerce yıl sürecek bir çatışmanın tohumunu ekmektir… Ezidiler bölündükleri takdirde KDP’nin kontrolü kolaylaşacaktır.

İkincisi ‘yabancı’ diye nitelenen bir Kürt’ü (Türkiyeli Kürtler) diğer yabancı Kürt’ün (Suriyeli Kürtler) eliyle vuruyorlar… Bu taktikle, Kürtler içinde bir iç savaş kışkırtılıyor. Burada Türkiye’nin de etkili olduğu iddiasını yabana atmıyorum. İçlerinde Türklerden öncü birlik olabilir… Hiçbir acımıza, ölümüze ve haykırışımıza ortak olmayan KDP… Tüm bu acı hakikate rağmen DAİŞ (İslam Devleti) gibi vahşi güruhu Kürtlere ve dolayısıyla Ezdilere tercih eden bir müttefiki yanına alarak Ezidi yurduna saldıran kim olursa olsun Ezidilerin gözünde lanetlidir. Bunu yapan aynı zaman da Kürdistan hayalini kuran Kürtlerin de düşmanıdır’.” diye aktarır Taştekin.

*Taştekin’in neredeyse yazısının yarısını KDP’yi ağır eleştiri ötesinde düşmanca yaklaşan Sosyolog Azad Barış’tan aldığı alıntılara ayırmasını yanlış buluyorum. Azad Barış PDK’ye böylesine düşmanca saldırabilir de Taştekin gibi bir gazeteci bunu neden aktarır doğrusu aklım almıyor. PKK’nin bile genel de PDK’ye eleştiri dili böyle değil daha çok fanatik kimi PKK’lilerin kullandığı bir dili kullanan birinden uzun alıntılarla PDK’ye (ya da başka Kürt partisine) saldırmak Kürtlerin dostu bir gazeteciye uygun düşmediği kanaatindeyim.

*İçerisinde Ermeni, Süryanilerin yani Müslüman olmayan milletlerinde bulunduğu 5 halka resmi dil statüsü veren Kürdistan hükümetinin (büyük ortağı PDK’dir) Êzidi halkına “Sünni reflekslerle” yaklaşacağını Barış Azad söyleyebilir de Taştekin buna nasıl inanır?

*Vahim olan, PDK’nin, “Şengal’de yerli halkı birbirine düşürme taktiği devreye soktuğu”; PDK’nin Şengal’de kontrolü ancak “Ezidiler bölündükleri takdirde kolaylaşacağı”; PDK’nin, “bu taktikle, Kürtler içinde bir iç savaş kışkırttığı” ve “burada Türkiye’nin de etkili olduğu”; “İçlerinde Türklerden öncü birlik olabileceği”; hatta PDK’nin, “DAİŞ gibi vahşi bir güruhu Kürtlere ve dolayısıyla Ezdilere tercih eden bir müttefiki (yani Türkiye’yi bn) yanına alarak Ezidi yurduna saldırdığını”… Azad Barış yazmış ve Fehim Taştekin de onaylayarak yazısına alıp okuyucuyla paylaşıyor!  Böyle bir dille PDK’ye saldırmayı PKK’nin kadro ve tabanının ezici çoğunluğunun bile kabul etmeyeceğine inanıyorum. Böylesine bir dille PDK ve Güney hükümetine saldırmanın değerlendirilmesini okuyucuya bırakıyorum!

Sonuç olarak;

*Taştekin ve Türk gazeteci, aydınları Kürtlere, “kendi aranızda birlik olun, Batı ve Doğu ekseni emperyalistlerine güvenmeyin ikisinin de son yüz yılda Kürtleri defalarca yüzüstü bıraktıklarını unutmadan ulusal ittifakınızı kurun” önermeye çağırıyorum.

*Kürt siyaseti kendi arasındaki iç meseleleri hızla demokratik yollarla çözerek IŞİD sonrası büyük hesaplaşmaya hazır olmalıdırlar. Bu hedefte siyasetçi, gazeteci, sanatçı tüm Kürt dostları, ayrım yapmadan Kürt partilerine; “mümkün olduğunca İran, Türkiye, Irak, Suriye rejimleri ile ilişkilerini asgariye indirgeyerek iç birliğinizi geliştirin” demelidirler.

*PKK ile Güney Hükümetini, Türkiye ve İran’ın Şengal, Kerkük vb. bahanelerle müdahale etme fırsatı kolladıklarını bilerek iç meseleleri barışçıl çözmeye çağırmalı. Şengal’de çatışma Güney’in bağımsızlığı ve  Rojava’nın statü elde etmesinde büyük sorunlar üretebilir.

*Fırat’ın batısına ABD, doğusuna Ruslar yerleşince Rojava, Alevistan, Kürdistan arasında yeniden mi parçalanacak? Buna karşı Şengal ve Kobanî’deki omuz omuza savaşma ruhuyla ortaklaşarak Güney-Rojava arasındaki sınırları nihai kaldırmaya çağırmalı.

canbegyekbun@hotmail.com

2 thoughts on “PKK İLE PDK GERİLİMİNDE, TÜRK AYDIN VE SİYASİLERİN DURUŞU!

  1. Yazdıklarınızla iligili söyleyecek tek olumlu bir sözümün olmaması sizin için hazin bir “şey” olasa gerek, çünkü bana karşı geliştirdiğiniz önyargı (düşmanca) olası entelektüel potansalınızı tamamıyla sığlaştırmış ve söylemek istediğiniz “esas şeyi de” sekteye uğratmıştır. Dolayısıyla söz konusu sığlığın (hatta öfkenin) neticesinden ortaya çıkan saldırgan dil (Azad Barış PDK’ye böylesine düşmanca saldırabilir) sizin açınızda çok talihsiz bir sınıflandırma oluşturmaktadır. Ama “varlık” insanın ebedi yarasıdır. Her neyse, esas konuya gelmek istiyorum: PDK’ye “düşmanca” (Azad Barış PDK’ye böylesine düşmanca saldırabilir) saldırdığımı söylemeniz PDK algısında sizin şahsi konumunuzu sağlamlaştıran bir yön olduğunu seziyorum ve hatta kişisel kaygı ve olası beklentilerinizi bille anlayabiliyorum ama, beni (bir Ezdi’yi) “kurban” seçmiş olmanız hiçte ahlaki bir durum değildir. Birincisi 73. fermanın ardında konuşan Ezdi bir sosyoloğum ve ayıca içi cehennemin ateşiyle yanan binlerin en yakın hismiyim ben.
    İkincisi babam PDK’ye en yakın adamlardan birdir ve bende hiçbir zaman Kürtlere ve onların kurumlarına düşmanlık yapmadım ve yapmamda. Sizi bilmem ama ben Mele Musafta Barzani’yi ortak mirasımızın en yüce değerlerinden biri olarak görüyor ve muhayyel Kürdistan’ın de ebedi SEROK’U olarak görüyorum. Bunları söylerken de ne herhangi bir siyasi amaç ne de herhangi bir takkiye kaygıyla söylüyorum. Lakin PDK’nın ne siyasi ne de mevcut real-politik yönelimlerin beğenmeme rağmen yaptığım eleştiriler ve vurgu yapmaya çalıştığım tespitler “Şengal gerçekliği” bağlamındadır. Bence/Bizce Şengal’in 73. fermanı tamamıyla bir PDK ihmalıdır ve hatta bunun belirli bir kısmi tekinsiz bir planın (Serok’un dışında) parçasıdır.
    Dolayısıyla inandığım ve bildiğim gerçekleri cesaretle söylemeyi ve Tanrı YEZDAN’IN hakkı için bu “kadim hakikatı” iman ve irfanla savunan biriyim. Ve bu hakikat her zaman böyle kalacaktır. Dolayısıyla Ezdiler ve Şengal’le ilgili yaptığım bütün beyanat ve analizler 73. fermanın yangınında arda kallan küllerin ölüm soğukluğudur ve bunun anlamını ancak biler kavrayabiliriz. Ne yazık ki siyasi ve ideolojik lenslerle konuşan sizin gibileri “arda kallan o küllerimizi” tekrardan “kara-rüzgarlara” savuyorlar. Sizden beklenen bu tür konularda bizleri dinlemek ve belkide yaralarımıza ortak olmaktır. Şengal, 5bin esir kadın, 3bin çocuk ve 3bin ölü demektir. ŞENGAL EZDİLERİN EBEDİ YARASIDIR ve bütün Kürtlerin ortak yarası olmalıydı ama ne yazık ki bu böyle olmadı, sebepleri ne olursa olsun. Sizden bu “ebedi yarayı” deşmeyin bari. Saygı ve hürmet beklemek konuşu hakkı olsa gerek.
    Hem ahlaki hem de etik bağlamında arınmış birene, güçlü bir erke sığınarak saldırmak ahlaki olmadığı gibi insani de değildir.
    Bütün söylediklerinizde Kürtler arası birlik gayesi olduğunu gömüyorum ama öyleymiş gibi bir gardla yazıyorsunuz.

    Sonuç olarak gayelerinizi anlayan biriyim ama bunu bizim üzerimizden yapmanız makul olmadığı gibi kabul edilir birşey de değildir.

    haşça kalın ama bizden uzak kalın, böyle bir yakınlık istemeyiz!

    Dr. Azad Barış, Ezdi Sosyolog

    1. Sayın Barış, amacım sizinle tartışmak değil çünkü siz tartışmıyorsunuz kendinizce bazı ithamlarda bulunuyorsunuz. Bu nedenle sadece bir iki şeyi hatırlatmak isterim.
      Bir, öncelikle Fehim Taştekin’in “Türk’ün eli Şengal’e uzanıyor mu?” başlıklı yazısından sizden aldığı uzun alıntı da KDP’ye ilişkin kullandığnız dile bir daha bakın KDP’ye düşmanca dil kullanmış mısınız kullanmamışsınız? Bunun üzerinde tekrar düşünün! Taştekin’in sizden aldığı alıntıları aşağıya tekrar alıyorum ve altı çizili yerlere tekrar tekrar bakın diye öneririm.
      İki, ayrıca bana yazdıklarınız da kullandığınız dile de bir daha bakın sonra “ahlak” dersi verin! Ve önemlisi gerek Taştekin’in sizden aldığı alıntılara gerekse bana ilişkin kullandığınız dile bakın ondan sonra kim “siyasi ve ideolojik lenslerle konuş”uyor? Bir daha düşünün!
      Üç, “PDK algısında sizin şahsi konumunuzu sağlamlaştıran bir yön olduğunu seziyorum ve hatta kişisel kaygı ve olası beklentilerinizi bille anlayabiliyorum” gibi beylik lafları kullanacaksanız buyurun kamuouyna açık yazın hele bu söylediğinize sizden başka inanan var mı yok mu? Yazımın yayınladığı İlke Haber ve Rojnameya Newroz sanırım eleştirinize açık olur. Elbette eleştiri olursa!
      Dört, Azad Barış, Êzidi halkımızın özelde de bugün Şengal’in pirizmalarından geçirilmiş her görüş ve önerisini can kulağıyla dinlemeye hazırım. Fakat PKK gözlüğünü takınmış olarak KDP’ye saldıran (tersinde de KDP gözlüğüyle PKK’ye saldıracak olan) bir Azad Barış’ı ciddiye almam. Ayrıca bu tutumun en başta Êzidi halkımızın davasına zarar vereceğini belirteyim. 12.04.2017
      Başarılar dilerim.
      Sinan Çiftyürek
      ———————-0——————–
      NOT:
      Ezidi toplumunun öne çıkan isimlerinden Sosyolog Azad Barış Al-Monitor’a şu değerlendirmeyi yaptı:
      “Birçok Ezidi YPG ve HPG’ye minnettar. Birçoğu 2014’te yaşananlardan sonra KDP’ye güvenmiyor. Peşmerge’nin Sünni refleksleri Ezidiler için problem. Ama bir kısmı da maddi ya da siyasi nedenlerle KDP’yle birlikte hareket ediyor. Erbil’de ağırlanan ruhani liderlerin açıklamalarını bu yönde okumak gerekiyor. Ayrıca KDP’den destek gören (Haydar Şeşo liderliğinde) bir Ezidi birliği mevcut. Onlar da ‘YBŞ kışkırtıyor. Türkiyeli Kürt’ün burada ne işi var. Ezidi bile olsalar gitsinler’ diye tepki gösteriyor. YBŞ’de yerli olmayan Ezidi oranı yüzde 5’i geçmez. Bu insanların bir kısmı Hannover (Almanya) gibi yerlerden gelmiş olabilir ama bunlar aslen Şengallidir. Ezidiler diasporik bir toplumdur. Yüzlerce Ezidi 2014’te anavatanlarını savunmak için Şengal’e gitti. Bunlar öz savunma güçlerine katıldı. Bunlar öyle kolayca sökülüp atılamaz. Bunların bir kısmı da Şeyhanlıdır (Güney Kürdistan). Merkezi hükümet de bunları meşru güç olarak kabul etti ve maaşa bağladı. Sayıları 3 bin 500’e ulaştı. Her bir Ezidi’nin anavatanları Şengal’deki mücadeleye katılma hakkı vardır. Tabii burada sorun öz savunma gücüne yardım edenlerin Apocu olmalarıdır. Diğerleri Apocu düşüncenin bu topraklara ait olmadığını söylüyor. Fakat genel çerçevede Ezidilerin kendi öz savunmasını oluşturması zorunlu hale gelmiştir. Bunu da herkesin iyi anlaması gerekiyor.”
      Sosyolog Azad Barış, Şengal’de bir tarafta KDP destekli Ezidilerle PKK çizgisindeki Ezidileri karşı karşıya getiren; diğer tarafta PKK ve PKK çizgisindeki Ezidilerle Rojavalı Kürtleri çatışmaya sürükleyen bu durumun iki temel stratejiye yaslandığını kaydetti: “Birincisi, Şengal’de yerli halkı birbirine düşürme taktiği devreye sokuluyor. Ezidi’yi Ezidi’yle çatıştırmak binlerce yıl sürecek bir çatışmanın tohumunu ekmektir. İnançları nedeniyle KDP Ezidileri asla benimsemedi. Ezidiler de kendilerini asla güvende hissetmedi. Ezidiler bölündükleri takdirde KDP’nin kontrolü kolaylaşacaktır. İkincisi ‘yabancı’ diye nitelenen bir Kürt’ü (Türkiyeli Kürtler) diğer yabancı Kürt’ün (Suriyeli Kürtler) eliyle vuruyorlar. Özellikle YBŞ’nin yabancı olduğu tezini işleyip bunu yabancının yabancıyla çatışması olarak sunuyorlar. Bu taktikle, Kürtler içinde bir iç savaş kışkırtılıyor. Burada Türkiye’nin de etkili olduğu iddiasını yabana atmıyorum. İçlerinde Türklerden öncü birlik olabilir. Fakat şunun altını çizmek istiyorum: Türkiye istesin ya da istemesin Barzani’nin tahammülsüzlüğü PKK’nin orada olmasıyla sınırlı değil. Ezidilerin kendilerini savunma ve özerk yapıyı isteme fikrine karşı. Hiçbir acımıza, ölümüze ve haykırışımıza ortak olmayan KDP katliamdan sonra da hiçbir talebimize ve diyalog çağrımıza kulak vermedi. Bugün bile feryatlarımız yok sayılıyor. Tüm bu acı hakikate rağmen DAİŞ (İslam Devleti) gibi vahşi bir güruhu Kürtlere ve dolayısıyla Ezdilere tercih eden bir müttefiki yanına alarak Ezidi yurduna saldıran kim olursa olsun Ezidilerin gözünde lanetlidir. Bunu yapan aynı zaman da Kürdistan hayalini kuran Kürtlerin de düşmanıdır.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.