Tarih

MUSTAFA KEMAL VE “KURTULUŞ SAVAŞI” ANTİ EMPERYALİST MİYDİ?

Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri Türk tarihi, Mustafa Kemal mitosu eksen alınarak yazıldı. Bu efsane etrafında “bir Türk dünya ya bedel”, “Ne mutlu Türküm Diyene”, “Türk gibi güçlü” ve benzeri ırkçı şoven milliyetçi söylemler geliştirildi. Yanı sıra, “yedi düvele karşı savaşan adam”, “emperyalizme karşı bağımsızlık savaşının önderi”, hızını alamayarak “mazlum halkların örnek alacağı kurtuluş savaşı” propagandası yapıldı halende Türk ulusalcılarınca yapılıyor.

Genel olarak her tarihi yazımı belli bir abartıyı içerir. Söz konusu, her hangi bir ulus devletin, özelliklede emperyalizme karşı ulusal bağımsızlık sürecinde kurulan ulusal devletin tarihi olunca, iki şey birden yapılır: tarih hem olabildiğince abartılır hem de alabildiği kadarıyla komşu halkların/ulusların tarihi değerleri için “benim milli değerlerim, kültürüm” diyerek kendine mal etmeye çalışır.

Tarihin, özelde de ulusal kurtuluş savaşlarında kurulan ulusal devlet tarihlerinin bu nitelikleri genel olarak bilinir. Ancak Türk ulusal devletinin tarihi söz konusu olunca durum farklıdır. Öyle ki gerçek manada olmayan bir ulusal bağımsızlık savaşının “anti emperyalist” bir savaş olarak sunulup propaganda edilmesinin yan sıra Mustafa Kemal kişiliği üzerinden de “bir Türk dünya bedeldir” mitinin yaratılmasıdır.

Mustafa Kemal ve Müdafaa i Hukuk Cemiyeti kime karşı “milli mücadele” verdiler? Yunanlıları saymazsan (ki Yunanistan emperyalist bir devlet değil) hangi emperyalist devlet ya da devletlerle savaştılar? Örneğin, Osmanlının denetiminde bulunan Kürdistan ve Anadolu’yu işgal eden Rusya, Fransa, İtalya ve İngilizlere karşı Müdafaa i Hukuk Cemiyeti’nin ve birlikte davranan ordu komutanlıklarının ciddi savaşmaları bir yana bu emperyalist güçlerle sözü edilir bir çatışmaları oldu mu? İddia edildiği gibi Anadolu Ve Rumeli Müdafaa i Hukuk Cemiyeti gerçekten emperyalist işgale karşı yurtsever ulusalcı duygularla kendiliğinden mi kurulup savaşmışlardı yoksa bunlar yer yer küçük çaplı olmakla birlikte esas el konulan Ermeni ve Rum mülkünün elden çıkma kaygısıyla mı örgütleniyorlardı?

Ankara Hükümeti, Emperyalistlerle Savaş Değil, Uzlaşma içerisinde Doğdu, Şekillendi!

Birinci Dünya Savaşının mağluplarından biri olarak Osmanlı İmp’nun denetimindeki topraklar İtilaf devletlerinin (Rusya, İngiltere, İtaya, Fransa ve Yunanistan) işgaline uğrar. Ancak hemen belirtelim TC Devleti’nin resmi tezinin aksine, işgalcilerden Yunanistan hariç, diğerlerinin kalcı kalmak için gelmediklerinden zaten savaşmadan kendiliğinden ayrıldılar.

Erzincan’a kadar ilerleyip denetim altına alan Ruslar, 1917 Ekim Sosyalist Devrimi ile birlikte kendiliğinden işgale son verip geri çekilirler. Dolaysıyla Erzincan, Erzurum ve Kars gibi illerin 90 yıldır kutlanan “Rus İşgalinden kurtuluş günleri “ savaşılarak kazınılmış zafer günleri değillerdi. Rusların ilgili illerden kendiliğinden geri çekildikleri gün oranın “kurtuluş” günü olarak ilan edilip kutlanıyor. Çarlık Rusya’sında iktidara gelen komünistler, sadece geri çekilmekle kalmıyor aynı zamanda Ankara hükümetine ciddi silah ve maddi yardım da yapıyor.

Fransız ve İtalyanlar da farklı gerekçelerle ama sonuçta aynı tarzda savaşmadan geri çekildiler. Fransızlar çekilirken Türklere, Yunanlılara karşı kullanacakları silahları sattılar. Hatta İtalyanlar “kendi bölgelerindeki silah depolarını açarak Kuvayı Milliye ye yardım ediyorlardı.” (Fikret Başkaya Paradigmanın İflası sy. 33, Doz Yay.)

İngiltere’nin I. Dünya savaşına katılmasının başka nedenlerinin yanı sıra esas; Almanların Berlin-Bağdat demiryolu hattı inşasıyla Basra körfezine yaklaşmasıydı. Bu hem İngiliz İmp’nun Hindistan yolunu “tehlikeye” sokuyordu hem de Musul petrollerinin elden çıkması gibi başka bir “tehlikeyi” gündeme getiriyordu. Osmanlı İmp’nun savaş sürecinde Almanlarla birlikte davranmaları “tehlikeyi” daha da büyütüyordu. İngiltere her ne pahasına olursa olsun Almanları, petrol sahalarından uzak tutmak istiyordu.

Derken bu süreçte beklenmedik bir gelişme olarak, Ekim Sosyalist devrimi ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurulması, başta İngiltere olmak üzere herkesin hesaplarını alt üst etmişti. Artık dost ve düşman tanımı yeniden belirlenecekti.

İngilizler, petrol sahası özelde de Ortadoğu coğrafyasında Almanları uzak tutmanın yanı sıra, Osmanlı Halifeliği’nin de lavedilmesini kendi çıkarları gereği hedefliyordu. Çünkü ne kadar zayıfta da olsa Halifeliğin varlığı genelde İslam özelde Arap coğrafyası üzerinde belli bir tesiri devam ediyordu. Bu durum İngiliz petrol çıkarları için kimi “riskleri” içeriyordu. Gerek tarihsel gelişim evresi olarak, gerek iç sorunları sonucu ve gerekse de emperyalist savaşın mağluplarından biri olarak Osmanlı İmp’u yıkılacaktı. Bunun adı konulmuştu. Sorun bundan sonrasıydı. Çünkü Çarlık Rusya’sının yerine kurulan SSCB başta komşu işçi emekçi halklar olmak üzere Dünya halklarını etkilemekteydi. Bugünkü Türkiye coğrafyası da bu etki alanlarından biriydi.

İngilizlerin, bölgesel hatta küresel çıkarları için “komünizm” büyüyen bir tehlikeydi ve tüm kapitalist Batı adına Kafkasya’da önünün kesilmesinde Ankara hükümetinin kurmak istediği Türkiye Cumhuriyeti bu işlevi üstlenebilirdi. Nitekim öylede oldu. İşte, İtalya ve Fransızların ufak tefek yerel çatışmaların dışında çatışma olmadan çekilmeleri ve önemlisi İngiltere ile hiçbir yerel ve merkezi çatışmanın yaşanmasının temelinde, İngilizlerin izlediği bu siyaset yatar.

Aşağıda farklı kaynaklardan ama aynı sorunu dile getiren kimi alıntıları aktaracağız.

Mustafa Kemal “..dışta da bütün savaş gücünü Batı cephesinde yoğunlaştırmak amacıyla –önce Ruslarla sonrada Fransızlarla anlaşıp Doğu, Kuzey ve Güney sınırlarımızı güvenceye bağlamak ve onlardan ekonomik yardım sağlamak gibi her türlü önlemi almıştır.” (Hıfzı Veldet Velidedeoğlu G. M. Kemal Atatürk Söylev Cilt I, II sy, 19 Çağdaş yay.)

Peki Mustafa Kemal’in başını çektiği “ulusalcı” hareket “bütün savaş gücünü” Batı Cephesinde yoğunlaştırmakla kimi hedefler? Batı Cephesinde kim var? Sadece Yunanlılar! Ayrıca TC resmi tarihinde iddia edildiği gibi, “memleketin dört yanı düşman işgali altında” ise, Ankara hükümeti ve Mustafa Kemal neye kime güvenerek tüm “savaş gücünü” sadece Batı Cephesinde yoğunlaştırıyor? Kime güvenir sorusunun yanıtını İsmet İnönü’den olmak üzere iki ayrı alıntıyla aktaralım:

“İstiklal mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi ve diğer müttefikleri de bunu kabul etmesiyle mümkün olmuştur.” (İsmet İnönü, Milliyet Gazetesi 29- Ekim- 1973, Aktaran Fikret Başkaya age sy, 33)

Diğer alıntı ise bir başka açıdan çok önemli, şöyle ki;

“Tuhaf bir rastlantı olarak Mustafa Kemal, Milli Mücadele sırasında İngilizlerle çatışmaktan bilhassa kaçınmıştı…Belki de İngilizler Mustafa Kemal’in bu davranışını çok önceden hissetmiş olup, politikalarını ona göre geliştirmişlerdi.” (Dr. Kemal Melek, İngiliz Belgelerinde Musul Sorunu, 1896- 1926 sy, 44, Üçdal Neşriyet Yay.)

Bu durum ne rastlantı ne de kendiliğindendi. İngiltere’nin etkinliğinde Batılı güçler bilinçli bir politika izliyorlardı. Yeniden yazının başında sorduğumuz soruya dönersek, şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Ruslar, Fransızlar ve İtalyanlar kendiliğinden çekip gitmişlerse, İngilizlerle çatışmak bir yana, “İstiklal mücadelesinin başarısı da esasında İngilizlerin buna karar vermesi”ne baglıysa: o halde Türk “kurtuluş savaşı” kime karşı hangi emperyalist güce/güçlere karşı savaşarak “anti emperyalist” nitelik kazanıyor? Bu sorunun yanıtı yoktur. Geriye başlangıçta İngilizlerin destekledikleri Yunanlıların “Batı Cephesi” kalır. Bu cephede ise olup biten şudur:

Aynı yıllarda Diyap ağa Dersim mebusu olarak TBMM’de bulunuyor. “Mustafa Kemal bir gün kendisine ‘şayet Ankara’dan çıkarak Dersim’e gelsem, mücadelemizi başa çıkarmak için yüksek dağlarınız ve büyük mağaralarınız var mıdır?’ diye sorduğunu bize söylüyordu. Bu sırada Yunanlılar Ankara kapılarına yanaşmış oldukları için Mustafa Kemal’in Diyap ağaya bu sorusunda önemli bir mana gizleniyordu.” (Dr. Vet. Nuri Dersimi, Kürdistan Tarihinde Dersim sy.156 Dilan Yay.) Ankara Polatlıyla kadar ilerleyen Yunan kuvvetlerini geriye çeviren, esasında Türk mukavemet gücü değil, İngilizlerin belirttiğimiz nedenlerle Yunanlılardan desteklerini çekmesidir. Başta Milli Eğitim Bakanlığı olmak üzere kimi bakanlıklarının güvenlik nedeniyle Kayseri’ye taşındığı ve TBMM’nin de Kayseri’ye taşınıp taşınmamasının tartışıldığı günlerde, İngilizlerin tutum değiştirerek Yunanlılardan desteklerini geri çekmesi beraberinde Yunanlıların bulundukları mevzilerden geriye dönmelerine yol açmıştır. Bu durumda, Ankara hükümeti kuvvetlerine kalan şey ise, geri çekilmeye başlayan Yunan kuvvetlerini kovalamaktan ibarettir. Zaten Mustafa Kemal’in sadık izleyicisi H. V. Velidedeoğlu bu konuda, Mustafa Kemal’in ağzından şunları aktarır:

“Mustafa Kemal Paşanın …Yunanlıların doğrudan doğruya İngilizlere dayandığı konularında geniş açıklamaları yer almıştır.” (H. V. Velidedeoğlu İlk Meclis sy. 22, Çağdaş Yay.)

Görüldüğü gibi “yedi düvele karşı kazanılan zaferden”, emperyalizme karşı “ulusal bağımsızlık savaşı”ndan geriye kala, kala Yunanlılar kalır. Yunanlılarda belirttiğimiz nedenlerle zaten geriye dönmeye başlarlar. Dolaysıyla Birinci ve İkinci “İnönü Savaşları”na ve Sakarya “Meydan Muharebesine” bu çerçeveden bakılmalı. Kısacası, Mustafa Kemal ve Ankara hükümetinin başından beri emperyalistlerle uzlaşma içerisinde oldukları görülür.

Müdafaa i Hukuk Dernekleri Kime Karşı Kuruldular?

TC devletinin resmi milli tarihinde sıkça, ”yurdumuzun dört bir yanını işgal eden emperyalistlere karşı, halk kendiliğinden silaha sarılıp teşkilatlandı ve savaştı” denilir, halende deniliyor. Acaba gerçeğin kendisi böyle midir?

1906 yılı nüfus sayımına göre Osmanlı İmp’nun toplam nüfusu 15 milyon civarında olup bunun % 30’nu Ermeni, Rum, Musevi gibi Gayrimüslimler oluşturuyordu. Başta Ermeni soykırımı olmak üzere İttihat ı Terakki’nin gerçekleştirdiği bir dizi planlı eylem sonucu bu nüfus 1919’lara doğru bir hayli azaldığı kimi kaynaklara göre % 2’ye kadar gerilediği yönündedir. Gayrimüslimlerin kitlesel kıyım ve zoraki göçleri sonucu geride bıraktıkları mal mülkleri kime kaldı, kim el koydu? Müslümanlar! Ki bu gelişme, mülkiyetin Müslümanlaştırılma-Türkleştirilme sürecinin ilk köklü adımını da oluşturacaktı.

Birinci dünya savaşında, Osmanlı İmp’nun yenilen taraf olarak çıkması ile başlayan işgal sürecinde, mülklerine el konulan ama içerde ya da dışarıda halen yaşayan Gayrimüslim kesim: “acaba bu süreç mülkiyetimin iadesiyle sonuçlar mı” diye yeniden umutlanır!

Anadolu ve Kürdistan halkları elbette emperyalist işgalleri davul zurna ile karşılamadı, ama iddia edildiği gibi her yerde kendiliğinden gelişen anti emperyalist örgütlenme ile savaşa da başlamadılar. Böyle bir şey yok.

Örneğin; “Ege’yi temsilen 23 Ağustos 1919’da Alaşehir’de toplanan kongre, oybirliğiyle aldığı bir kararla, İngiliz Generali Milne’ye çektikleri telgrafta şunlar belirtiliyordu:’İzmir İli ve Balıkesir bağımsız sancağı, Türk ve Müslümanların birlik olarak düzenli örgüte bağlı milli kuvvetleriyle savundukları nokta, sadece Yunanlıların haksız ve hilekar saldırılarına ve bu işgal saldırılarında işledikleri cinayet ve kötülüklere engel olmaktan ibarettir…Bundan dolayı Büyük Kongre (Alaşehir) …Kuvayı Milliye eylemlerinden, Müttefik birliklerine karşı saldırı anlamı çıkarılmasını, şu kesin gerçekler karşısında büyük bir insafsızlık sayar.” (Aktaran Fikret Başkaya, age sy. 40) Yanı, Kuvayı Milliye’nin en örgütlü olduğu bölgenin üstelik kongresinde çıkan karar, “biz emperyalistlere karşı değiliz sadece Yunanlılara karşıyız.”

Özetle mülkseverliğin hemen, hemen her yerde “yurtseverlik” makyajı ile yenilir yutulur hale getirildiği ve açık işgal koşullarında bunun daha yaygın kullanılıp kendi hesabına savaşmanın adının “vatan uğruna savaş” olarak propaganda edildiği bilinir. Müdafaa i Hukuk Dernekleri’nin de esas müdafaa etmek istedikleri şeyin el koymuş oldukları Gayrimüslim mallarının müdafaasıdır. Yoksa Yunanlılara karşı oldukları kadar, emperyalist İngiliz, Fransız, İtalyan “Müttefik birliklerine” de karşı çıkarlardı!

“Al Musul’u”, Ama Kürtlere Karışma!

Mustafa Kemal ve ekibi; başta İngilizler olmak üzere emperyalist devletlerle bilinen ilişkilerine rağmen, hem suçlu hem de güçlü davranma misali, Kürt ulusal hareketini her fırsatta içeride ve dışarıda İngilizlerin işbirlikçileri olduğunun propagandasını sürdürmüştür. Hanı derler ya “dinime küfreden bari Müslüman olsa”! Kürtleri emperyalizmin işbirlikçileri olduğunun propagandasını yapan Mustafa Kemal ve Ankara Hükümetinin kendisi anti emperyalist olsa gam yemezsin.

“Çok Gizli” başlığı ile “İngiliz Hava Kuvvetleri komutanlığı, Bağdat 11 Kasım 1924” tarihli rapor her şeyi özetler:

“Türkler, Kürt hareketinin her zaman İngilizler tarafından desteklenmiş olduğuna inanmaktadırlar.

Şu ana kadar hemen, hemen hiçbir pratik yardım olmamasına rağmen Kürtler, sonunda sırası geldiğinde İngilizlerin kendi durumlarını ele alacaklarını ve selamete kavuşturacaklarına inanmaya devam etmektedirler.”(Aktaran Ahmet Mesut,İngiliz Belgelerinde Kürdistan 1918-1958 Doz Yay. sy. 145 )

İngilizler yardım etmek biryana, Güney’de uçakları da kullanarak Kürt ulusal hareketini ezmeyi hedefler, ama “umut fakirin ekmeği “ misali Kürtler, İngilizlerden destek beklentilerini sürdürürler.

Emperyalizmin özelde İngiliz emperyalizminin dostu düşmanı yok, çıkarları vardır. Çıkarları belirler, dost düşmanını. İngilizlerin çıkarlarını ise, Ortadoğu’da petrol kuyularının sahaları belirliyor. Irak’ta Kürtler, Araplara oranla daha örgütlü olmalarına rağmen Kürtlere değil, Arapları eksen alan Irak devletine yönelmiştir. Çünkü, Irak’ta tersi bir politika, İngilizlerin tüm Arap coğrafyasındaki ilişkilerini zedeleyecekti.

Aynı çıkar ilişkisi Türkler ile Kürtler sorununda da İngilizlerin siyasal davranışında belirleyicidir. Söz konusu çıkar odağı Musul vilayeti petrolleridir. İngilizlerle Ankara hükümeti arasında esas tartışma konusu olan Musul vilayeti, eğer İngiliz denetimine bırakılmasaydı ne olurdu? Büyük bir ihtimalle İngilizler Kürt ulusal hareketini destekleyecekti. İngilizler, Kürt ulusal hareketini desteklemezler ama Ankara Hükümeti ve Mustafa Kemal’i kendi hedeflerine razı etmede şantaj olarak elde tutarlar.

“Mustafa Kemal bir dönem Musul’u istedi. İngilizler; Türkleri, Irak’ta bir Kürt devleti kurmakla tehdit etti. Sonuçta her iki taraf anlaştı. Türkler Musul’dan, İngilizlerde Kürtlerden vazgeçtiler”(Refik Hilmi , Anılar, Şeyh Mahmut Berzenci Hareketi sy.34 Nujen Yay.) derken bir başka açıdan süreci özetliyordu.

Sonuç olarak;

Birincisi, İngilizler çıkarları gereği bölgede, Araplarla Türklere oynamış, Kürtlere ise “başınızın çaresine bakın” demekle kalmamış, üstelik Kürtlere karşı savaşmıştır.

İkincisi; Mustafa Kemal ve Ankara Hükümeti anti emperyalist ilerici bir hareket değildir. Türkiye devrimci, komünist hareketi bu gerçeğin bilinciyle davranabilmelidir.

Üçüncüsü; Mustafa Kemal taktik politikada yeteneklidir. Öyle ki aynı süreçte aynı anda hem sosyalist SSCB’den hem de emperyalist Fransa, İngiltere gibi kapitalist batıdan destek alabilmiştir.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.