Komunist Birlik / Kürdistan

MEZOPOTAMYA KOMÜNİST PARTİSİ

                                                                                                                      osp-yuruyus

1-Kürdistan  komünist hareketlerinin birliği üzerine epeyce yazdım, başka yoldaşlarda yazdı. Komünist birliğe ilişkin yazdıklarımı toparlarsak sanırım bir kitap oluştururlar. Bunları belirtmekle bundan böyle birliğe ilişkin yazmayalım demiyorum sadece  komünist birliğin pratiğine vurgu yapmak istiyorum. Çünkü gelinen aşamada,somutumuzda  birliğin teorisinden çok pratiği önem kazanıyor. Öyleki Kürdistan komünistlerinin birliğin örülmesine hizmet edecek somut pratık-politik  adımlar, geliştirmeleri, birlik teorisinin derinlikli üretilmesine de hizmet edecektir. Yani; teorinin, pratik-politik faaliyeti yaratıcı yeniden üretime zorlanması evresini geride bırakarak tersine artık pratiğin giderek teorik-ideolojik faaliyeti yaratıcı yeniden üretime zorlaması gerektiğine inanıyoruz. Kürdistan’ın mevcut siyasal ikliminde komünistlerin birlik yolunda atacakları her pratik adımın sonuçları; bugün ve gelecek açısından büyük önem kazanacaktır. Kısacası dün birkaç adım önde teoriye önem verdik. Gelinen aşamada birkaç adım önde pratiğe yani, komünist birliğin pratiğini öne çıkarmalıyız.

Kürdistan’da “komünistim” diyen ve komünistlerin birliğini savunan herkes bundan böyle  birliğin önemi ve gerekliliğini izah eden teorik açılımlardan ziyade komünist birliğin pratiğine odaklanmalıdır. Komünist iddaa taşıyan herkes, bulunduğu yerden birliğin pratikte örülmesine ilişkin somut adımlar geliştirirse yol alırız, alabiliriz. Dahada önemli olan, komünist birlik uğruna tabandan, yerelden zengin ve özgün somut adımlar ne kadar gelişirse, geliştirebilirsek o oranda Kürdistan komünist Hareket’inin büyük fotoğrafına ulaşmada yol alabiliriz. Tam da bu nedenle “Kürdistanlı Komünist’im” diyen her birey, çevre, grup, her yoldaş bulundukları yerde sadece komünist birliğin genel geçer propagandası ile yetinmemelidir, propaganda ya somut içerik kazandıracarak büyük küçük toplantılar ikili görüşmeleri tartışmaları da geliştirmelidir. Doğa ve bir parçası olan insanda, nasıl ki sürekli yeniden üretim, esas olarak küçük olan tarafından gerçekleştirilyorsa, siyasal organizma olarak partilerde de esas tabanda, hücrelerde yani yerelde sürekli yeniden üretim, tayin edicidir. Taban siyasal yaşam da canlı olmazsa tepede kurma, kendini tekrar kaçınılmazdır. Bu bakışla komünist birlikte de tabanda ki, yereldeki zengin arayış ve tartışma kilit önemlidir.                               

Doğrudan birliği amaçlayan pratik eylemlilik süreçlerinin tümünde; Kürdistan’da açık meşru bir komünist partinin artık ertelenemez gerekliliği ile birlikte program ve programdan daha önemli olacak olan tüzük sorunu ele alınıp tartışılmalıdır. Çünkü nasıl bir politik programdan daha fazla nasıl bir parti, partinin işleyişi ve iç demokrasi sorunlarının toplamı olarak tüzük  hayati önemdedir. Tepeden inmeci, başka bir ifadeyle “ yukarıda bir kaç kişi program ve tüzüğü yazıp önümüze koydu” denilmesini istemeyen herkes her yoldaş; program ve tüzüğün temel çizgilerine odaklanmış bir arayış ve tartışmayı geliştirmelidir.   Burada herkes program ve tüzük uzmanı olsun diye bir şey önerilmiyor, önerilmezde. Ama herkes gerek kendisinin bulunduğu koşullardan, gerekse işçi emekçilerin genel koşullarından hareketle komünist birliğin ve program tüzüğünün belli başlı temel çizgilerini, yani kalkış noktalarını tartışmalıdır.

2-MESOP Girişimi’nin kendisi zaten Kuzey Kürdistan’da komünist birlik yolunda atılmış bir adım. Ama daha öncede belirttiğim bu birlik hedefine  yarım kalmış bir adım. Özetlemek gerekirse birkaç cümleyle; MESOP Girişimi 2003 yılı sonunda, komünist birliğin ürünü olarak oluşturuldu. Bu oluşuma farklı siyaset geleneğinden gelen kadrolar birlikte karar verdi. Verilen karar: Kürdistan’da açık bir komünist partinin süreçte yaratılmasıydı. Atılan bu ilk küçük adım süreçte geliştirilecek ve partiye doğru büyütülecekti. Hedef ana hatlarıyla böyle belirlenmişti.

Atılan ilk küçük adımın partiye doğru büyütülmesi, iki temel eksen üzerinde geliştirilecekti. Bir yandan yarım kalan komünist birlik uğruna mücadeleyi geliştirmekle, diğer yandan MESOPüzerınden  hem ideolojik teorik yeniden üretimi hem de pratik politik faaliyetle partileşme hedefi başarılacaktı. Bu iki görev doğrultusunda neler yapıldı yapılamadı sorusuna bütünlüklü biryanıt bu yazının boyutunu aşar. Şu kadarını belirtmekle yetineceğim:

Teorik-ideolojik alanda MESOP-girişimi, önemli bir adım attı. Çıkardığı “Sorunlama Belgesi” çerçevesinde gerçekleştirdiği zengin ve farklı ideolojik yeniden üretimin üzerinden; “21.YY’daÖzgürlük ve Sosyalizm Manifestosu”na ulaştı. Başka bir ifadeyle uzun bir zaman diliminde her yoldaş “ben” olarak konuştu, yazdı, üretti.  Bu zengin “benimiz” üzerinden yeni bağlayıcı “bizim” olarak Manifesto  üretildi. Bunu daha işin başında Sosyalist Mezopotamya Dergisi ilk sayısında “zengin benimiz üzerinden yeni bizim olanı üretmek” olarak belirtmiştim. MESOP Girişiminin başarılardan biridir Manifesto. Kürtçe, Türkçe, Fransızca basılan Manifesto ile stratejik olarak rotamızı belirlemede artık zorlanmayız inancındayım.Mesop’un diğer bir çabası Kürdistan komünistlerinin birliği uğruna mücadeleyi aralıksız sürdürmesi oldu.

 MESOP’la atılan birliğin yarı yolda kalmasına, başlangıçta birlikte adım attığımız kimi yoldaşlarla yolun belli bir yerinde yollarımızın ayrılmış olmasına rağmen; MESOP, Kürdistan komünistlerinin birliğini istikrarlı bir siyasal çizgi olarak geliştirdi. Bu alanda ki tüm güçlüklere, elverişsiz iklime rağmen MESOP bir an olsun kararsızlığa düşmeden komünistlerin birliği fikrini ve pratiğini geliştirmede istikrarlı yürüyüşünü sürdür. Yazılı ve sözlü propagandamızda, fotoğrafın bütünü olarak Kürdistan komünistleri vurgusu sürekli öne çıkarılmıştır. Komünist idaaya sahip herkese “gelin Kürdistan komünist hareketinin büyük fotoğrafını oluşturmak üzere birleşelim” çağrıları yazılı sözlü olarak çıkartılmıştır. Bu çağrılar pratik-politik mücadele içerisinde bugünde geliştiriliyor. Ki bu çabaların er-geç olumlu sonuçlar üreteceğini inanıyorum. Ki, MESOP’un esnek yapıcı ama kararlı birlik çağrı ve pratiğinin de etkisiyle yarım kalan komünistlerin birliği hedefinin yeni komünist unsur ve çevrelerle tamamlanacağının en azından yeni önemli adımların atılacağını verileri güçlendi. Bu süreç olarak işliyor.

MESOP Girişimi, Kürdistan ulusal uemokratik hareketinin birliği uğuna yine istikrarlı bir politik hat izledi. Kendi dışındaki ulusal demokratik parti, çevre ve şahsiyetlerle birlikte önce KUDCG’ da sonra TEVKURD bünyesinde olumlu katkılar yaptı. MESOP kadroları ulusal demokratik hareketin birliği uğruna yapılan tüm ortak toplantılarda, bir yandan kendi komünist kimlik ve niteliğini belirterek farklılığının altını çizerken diğer yandan Ulusal Demokratik güçlerle ortak ulusal özgürlük paydası üzerinden hareketin genel birliği için üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmenin, getireceğinin sorumluluğuyla davrandı. Bunu kararlılıkla sürdürdü, sürdürüyor.  

MESOP kadroları ulusal demokratik birlik, çalışmaları boyunca her, platformda, siyasal parti ve örgütlerimizin kendilerini başkalarının eleştirileri üzerinde kurmamaları gerektiğinin altını çizdi. Başkalarının eleştirisi üzerinden kendisi tarif etmenin ulusal demokratik birliğe hizmet etmeyeceğini belirtmenin ötesinde gerekçeleriyle ortaya koydu ve bu söylemine uygun davrandı. Denilebilinir kiMESOP bir siyasal bir partinin kendisini işçi-emekçi halka kendi politik program ve hedeflerinin tanıtımı üzerinden gitmeleri gerektiği konusunda önemli katkılar yaptı. Ek olarak siyasetten ayrı düşüp örgütsel olarak yollarımızın ayrıldığı eski yoldaşlarla siyasi  dost kalabilme kültürünün gelişmesinde teorik söylemin ötesinde de pratikte de iyi bir sınav verebildi.  Burada vurgulamak istediğim Kürdistan’da MESOP‘u aşacak olan yeni tür  komünist birlik adımı, MESOP‘un bu önemli değerlerini kendi değerleri olarak görüp sahiplenirse, politik ve örgütsel süreklilik sağlanmış olur. Her defasında Kürdistan Komünist Hareketi  “sil yeni baştan başla” türünden başlangıç yapmaktan kurtulur.

3- MESOP çalışması kurgulanırken; Girişim-Hareket-Parti şeklinde üç belli başlı evre olarak planlanmıştı. Teorik, ideolojik yeniden üretim olarak Girişim Evresi; 21. Yüzyılda Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu ile tamamlanmıştı. Manifestoyla birlikte hem ideolojik teorik üretim alanında üzerinde yürüyebileceğimiz stratejik yönelimi belirlemiş hem de yeni ideolojik, üretimi sürekli kamçılayacak bir dinamizmi arkalamış olduk. Demek istediğim Manifesto ile teorik, ideolojik yeniden üretim sorunlarımız bitmedi, am üzerinde sürekli yeniden üretim yapıp açımlayacağımız belli başlı stratejik hatları belirlemiş olduk. Dolayısıyla Manifestoyla birlikte pratik-politik örgütsel faaliyet MESOP‘un öncelikli ya da ağırlıklı görevi haline geldi. Yani politik ve örgütsel alana  dönük yoğunlaşmayla hareket olma evresine adım attık. Bir süreden beridir tüm imkanlarımızı zorlayarak politik ve örgütsel aktiviteyi geliştiriyoruz.

Hareket olma sürecinde tüm gücümüzle politik görev sorumluluklarımıza odaklanmış olmamıza rağmen, sürecin biz komünistlere yüklediği görevlere denk bir faaliyeti üretebildiğimiz söylenemez. Siyasal gelişmelerdeki hıza ayak uyduramadığımızı bilmemiz gerekir. Dolayısıyla partiyi kurma öncesinde yaşayıp aşmamız gereken hareket olma evresini tam olarak yaşamadan partileşmek zorunluluğuyla yüz yüze geldik, geliyoruz. Hızlanan dış ve iç siyasal gelişmelerle yüklü zamanın üzerimizdeki basıncı arttırıyor. Başka bir ifadeyle zamanın basıncı parti kurma sürecini hızlandırmamızı zorluyor.

Parti olma basıncı sadece MESOP bünyesindeki komünistleri değil, Kürdistan’lı tüm komünistleri zorladığı kanaatindeyim. Siyasal yaşamın akışını kendimizin ritmine göre ayarlayamayacağımıza göre, zamanın basıncını en azından hafifletmenin yolu, bizim pratik-politik adımlarımızı hızlandırmamızdan geçiyor. Bunun yolu, hareket evresini parti adı altında yaşamaktır. Evreler arasında aşılmaz duvarlar yoktur. Geçişli özellikleri dikkate alındığında evrelerden birinden diğerine sarkan görevlerin olabileceği genel doğrusunu biz de somutumuzda yaşatacağız. Yani parti kurmayı öne alarak bir dönem belki de uzun bir dönem parti adı altında hareket evresini yaşayacağız. Sürecin bize, genel olarak Kürdistan Komünistlerine dayattığının bu olduğu inancındayım. Tartışalım derinlikli irdeleyelim ve hep birlikte karar verelim, ama verilecek olan kararın arkasında kararlı duralım.

Her şeyde olduğu gibi siyasette de bazen erken kurumlaşma, erken bir adım, yıkımı getirebilir. Ama bazen de geç kalınmış adımlar da çürümeye yol açabilir. Karşıt gibi görünen bu iki öğeyi değerlendirip karar verirken; birincisi Kürdistan siyasetindeki muhtemel iç gelişmelerin yani TC yetkililerin “tarihsel fırsat” diye özetlenebilecek olan gelişmelerin ikincisi; küresel ekonomik krizin ağır sosyal sonuçlarının komünistler için yaratacağı lehte siyasal iklimin verilerini bütünlük değerlendirerek karar verelim.

İçerisinde geçtiğimiz süreçte, siyasal gelişmelerin, yani iç ve dış koşulların toplamı olarak sürecin kendisinin lehimizdeki örgütleyici potansiyelinin bulunduğunu ve bunun giderek güçleneceğini öngörebilriz.  Bu lehte örgütleyici potansiyeli arkalamak istiyorsak; Kürdistan’da açık meşru bir komünist partisini kurmada acele etmemiz gerekiyor. Burada vurgulamak istediğim, partiyi kurmuş olmanın kendisinin de komünistler lehine örgütleyici potansiyelinin olacağıdır. Yani, Aziz Mahmut yoldaşın tabiriyle “partinin kurulmasında bir keramet” olabilir! illaki gerek partiyi kurma arayışının kendisi, gerekse partinin kurulmuş olmasının ardından çıkaracağı  davetiyelerin katacağı değerler olacaktır.

Dolayısıyla gerek MESOP kadro yapısının gerekse MESOP‘u aşacak olan birleşik bir komünist parti hedefinde bir süreden beri görüştüğümüz, tartıştığımız ve belli bir mesafe aldığımız yoldaşların toplamından olmak üzere, Kürdistanlı komünistlerin parti kuruluşuna odaklanmış bir faaliyeti hızlandırmaları lazım. Partiye odaklanmış birlik çalışmalarında basılması gereken merdiven basamaklarını atlamayalım. Ama daha hızlandırılmış bir tempoyla basamakları yani, birlik için atılması gereken adımları aşalım, aşmamız gerekiyor.

İSİM VE NİTELİK İLİŞKİSİ

MESOP çalışmasını başlatan ilk toplantıda doğal olarak tartışılan konulardan biri isim sorunuydu. Öncelikle, partinin ve çıkarılacak olan derginin adı ne olacaktı? Tartışmaların sonucunda; parti adı Mezopotamya Sosyalist Partisi, derginin ise, Sosyalist Mezopotamya olarak belirlendi. Kürdistan tabiri yerine Mezopotamya adının kullanılmasında yasal engellerin varlığı belirleyici olmuştu. Partinin adındaki sosyalist kavramı ise oy çokluğuyla belirlendi. Sosyalist isme itiraz eden yoldaşlar vardı. Ki, itiraz edenlerden biri de bendim. Ancak itirazlarımıza rağmen isim MESOP olarak oy çokluğuyla belirlendi. Tartıştık, birbirimizi ikna etmeye çalıştık. Ama çoğunluk iradesi MESOP olarak şekillendi. İşleyiş olarak buna denilecek bir şey yoktu. Bu ad altında bugüne kadar mücadelemizi sürdürdük.

Ama aynı demokratik işleyişin yani parti içi sosyalist demokrasinin bir unsuru daha var; çoğunluk kararına muhalefet edenin görüş ve önerilerini partinin yazılı basınında dile getirmeözgürlüğüdür. Ben  ilk toplantıda sosyalist ad yerine komünist adının kullanılmasını önermiştim. Kabul edilmeyince muhalefet şerhimi belirtmiştim. Şerhim özetle şuydu: “Parti kurma aşamasına geldiğimizde ben yazılı/sözlü olarak parti adının komünist olması gerektiğini gerekçeleriyle birlikte yazacağım partiyi ikna etmeye çalışıyorum.“.   Azınlığın, çoğunluk kararına uymak her yoldaş gibi benim de görev  ve sorumluluğumun gereğiyken, azınlığın çoğunluk olmsaı hedefine bağlı olarak görüşlerimi her yoldaş gibi yazmak da haklarım gereğidir. Bunun gereği olarak, komünist nitelikli bir partinin niteliğiyle uyumlu ismininde komünist olmasını öneriyorum. Gerekçelerim özetle şöyle:

Birincisi; komünist önerisine karşı çıkan yoldaşların esas gerekçeleri, “Kürdistan’da halk komünist tabirinden uzak durur, sıcak bakmaz, kitlelerle ilişki kurmada zorluk çekeriz” şeklinde özetleyebiliriz.

O zamanda bu gerekçeye itiraz etmiştim, şimdi de. Uzun, uzun izaha girmeden belirteyim. 1970 sonrası, Kuzey Kürdistan örgüt ve partilerinden biri hariç hepsi, Marksist, Leninist ya da Maoistti. Bu örgütlerin kadroları halka yazılı, sözlü propaganda yaparken, ateşli seminerler, paneller verirken, Marx, Lenin, Stalin ve Mao’dan alıntılarla ulusal özgürlüğün ve sosyalizmin savunusunu dile getiriyorlardı. Kullanılan bütün kavramlar, komünist partilerin, komünistlerin kullandığı kavramlardı. Isimleri, komünist değildi ve nitelik olarak ne oranda komünist oldukları elbette tartışmalıydı, ama Kürdistanlı parti ve örgütler, halka, emekçilere kendilerini Marksist, Leninist, Maoist olarak tanıtıp propganda ettiler, tanıttılar, geniş kitlelerle bu şekilde bağ kurmay çalıştılar, kurdularda. “Canım o zaman dönem farklıydı, dünyada sosyalizm rüzgarının tesiri halen Kürdistan’da güçlü hisediliyordu. Ho Ho Ho Chi Min bir, iki, üç daha fazla Vietnam   rüzgarı esiyordu” denilebilir. Misyon partisi olmayı varlık gerekçelerimizden  birisi olarak görüyorsak, rüzgarın yönüne göre hareket etmenın doğru olmayacağı üzerınde hemfıkırız demektır. Bugün, rüzgarın sosyalizm lehine esmediği doğrudur. Zaten hem misyon kavramı tamda burada anlam kazanır, hem de komünist örgüt ya da partinin nitelikli yapısı, böylesi dönemlerde şekillenir. Rüzgarın komünistlerden yana estiği evrelerde, komünist olmayanlarda süreç tarafından komünist  olmaya zorlanır. Ki bu gelişmeler yanı sosyalıst rüzgarın sürükleyıcılığının basıncı altında partıye katılanlar  beraberinde partinin komünıst niteliğinde aşınmayada yol açar, her yerde açmıştır da.

Demek istediğim şudur; eğer partinin niteliği komünist olacaksa, eğer kadroları, üyeleri, işçi, emekçi halka ulusal özgürlük gibi başat hedef ile birlikte, kapitalist sömürüye karşı da tavır alıp propaganda geliştirecekse, o zaman, partinin adı da komünist olmalıdır. Olguyu adıyla çağırmak gerekiyor. Bu iç tutarlığında bir gereğidir. 

Ikincisi; eğer komünist partinin nesnel koşullarrının var olup, olmadığı tartışma dışı tutuyorsak, yani Kürdistan’da komünist bir parti için gerekli olan  sınıfsal ayrışmanın gerçekleştiğini  veri olarak kabul ediyorsak, bu nesnel veriler üzerinden iradi bir adım olarak komünist nitelikli partinin gerekliliğini savunuyorsak, partinin adı da komünist olmalıdır. Çünkü partinin adı,bir yanıyla  partinin programını özetler, özetlemelidir de. Kürdistan özgülünde de partinin adı  komünist nitelikli bir parti programını özetleyecek, yani doğrudan çağrıştıracak bir isim olmalıdır. Dünyanın ikiyüzü aşkın ülkesinde komünist parti, komünist adıyla faaliyet yürütüyorlarsa işçi sınıfının nesnel varlığının son derece zayıf olduğu Güney Kürdistan’da, Kürdistan Komünist Partisi/Irak adıyla  faaliyet sürdürüyorsa, Kuzeyde, komünist tabirinden neden uzak duralım?

Kavramlar, nötr değillerdir.

Kavramlar, özellikle politik kavramlar, mesajarla yüklüdürler. Eğer gerçekten kavramların dili varsa ve bizler gerçekten komünist nitelikli bir parti kurmak istiyorsak, o halde partinin adıda niteliğinin tamamlayıcısı olmalıdır. Niteliğimiz komünist adımızı ise sosyalist, ya da devrimci, emek vb. koyarak emekçi  yığınları ürkütmeyeceğimizi düşünüyorsak, yanılırız. Elbette işçi-emekçi yığınlar adımıza ve ne/neler söylediğimize bakacaklar. Ama daha fazlasıyla komünist   iddia ile davranan kadro ve üyelerimizin ne yaptıklarına bakacaklar. Unutmaylım ki işçi-emekçi halkın kulağından çok, gözleri tanıklık eder. Bu genel kural bizde de değişmeyecek, hatta Kürdistan özgürlüğünde işçi, emekçi halk ve kadınlar  daha fazlasıyla kadrolarımızın ne yaptıklarına, nasıl davrandıklarına bakacaklar. Kadrolarımız, söz ile davranış birliğini başarabilirlerse, tayin edici olan bu olacaktır. Çünkü sürecin başlangıcında isim kadrolara alan açmaktan çok, kadrolar davranışıyla isme ve partiye alan açacaklardır.

Üçüncüsü; kavramlar 20.YY’da dünya çapında özgürlük ve sosyalizm mücadelesini başka bir ifadeyle devrimci değişimi ve alternatif toplumu en özlü olarak özetleyen kavramların tümü yıprandı. Özgürlük, eşitlik, demokrasi, devrim, sosyalist, komünist kavramların tümü, 20.YY’da zengin ve çaplı pratiği içerisinde önemli işlevler üstlediler, sürecin devrimci değişimıne hizmet ettiler. Ama hepsi önemli oranda aynı pratik, politik süreçte yıprandı da. Kabul ediyorum, komünist kavramıda bu yıpranmada fazlasıyla payını aldı. Eğer genel bir yıpranmadan söz ediyorsak, demek ki sosyalist yada emek, özgürlük gibi tabirler, komünist tabirinin alternatifi değildirler. Kürdistan özellikle Kuzey Kürdistan özgülünde ise, komünist tabiri sosyalist tabiride dahil diğerlerine göre  daha az denenmiş, dolayısıyla  dahada az yıpranmıştır.

Daha önce  ayrıntılı yazdım: 20.YY devrimci dalgası geri çekilince yukarıda andığım tüm kavramlarda da anlam kayması, belirsizlik vb. yaşandı.Öyla ki kavramların içi boşaldı, boşaltıldı.Kavramlara mücadelelerıyle içerik katan onbinlerın, yüzbinlerın devrimci eylemındeki geri çekiliş kavramların ayrıca içeriğinin boşalmasına yol açtı.Bu halen tam olarak aşılamadı.  Siyaset dünya çapında olduğu yerden bir adım sağa kayınca, muhafazakarların neo muhafazakar, sosyal demokratların liberal, hatta muhafazakar çizgiye evrilmeleri, komünistlerin yeni sosyal demokrat oluşumlara dönüşmeleri ve komünist siyasetin yeniden tarif ve şekillenmesinin  kendısını  dayatması süreci  beraberınde kavramlara da yeniden içerik kazandırılacak bir süreç olacak. Siyaset genel olarak sağa evrildi diye, eşitlik, özgürlük, devrim, demokrasi gibi temel kavramlardan nasıl vaz geçemiyorsak, komünist tabirinden de vazgeçmemeliyiz. Kısacası, partinin adında komünist tabiri yer almalıdır diyorum. Ama komünist yerine sosyalist, özgürlük, demokrat, emek, halk gibi kavramlar dışında yeni bir kavram önerisi olan varsa iknaya açığım.

PARTİNİN  YAPI-TAŞLARI SAĞLAM VE GENİŞ TEMELLİ KURGULANMALI

Şu veya bu olguyu, sorunu farklı yorumlayan her Marksist, het komünist ayrı parti kurarsa, parti sayısından geçilmez. Parti birliğinin olmassa olmaz ideolojik çizgileri olmak zorundadır. Partinin felsefi, ideolojik temeli en genel kabul ile  diyalektik ve tarihı mateyalizmdir. Bunun çağdaş yorumu ise  Marksizmdir. Buna 20. YY’da ülkesel ve evrensel katkılar oldu. Lenin’in, ülkesel ve evrensel katkılarının yanı sıra  Troçki’nin, Mao’nun, Che’nin, Gramsi’nin, Roza’nın… vb katkıları oldu. Bundan böylede olacaktır, olmalıdır da. Marksizmi  temel alan yeni yerel ve evrensel katkılar olmadan 21.YY’da komünist hareket yol alamaz. Biz bütün bunları, bir süre önce uzun tartışmalar sonucunda özgülümüzde  “21.YY’da Özgürlük ve Sosyalizm Manifestosu” ile başını bağlamıştık. Ama felsefi, ideolojik yeniden üretim faaliyetimiz tamamlanmadı, bundan böyle olmayacak denilemez. Sürekli yeniden üretimi temel bir çizgi alarak  sürdürmeliyiz. 

Manifestonun kapağı içeriğinin en özlü ifadesidir. Alta temel olarak Marx, Engels, Lenin ve üstte gerek yerel, gerekse evrensel katkılar yapan sanat, felsefe ve siyasetin belli başlı şahsiyetlerinin adlarına yer verildi. Biz, bunu  21.YY’da yeni bir sentez olarak ifade ettik.  Sentez demek,  bizim Munzur Gülapuşağı’nın tabiriyle tüm farklılıkları bir kazana koyup kaynatmak, tek tiplaştirmek değildir. Öyleyse, bizler bugün Marksizmi temel alarak, 20.YY’ın tüm deney ve birikimlerini kendi zenginliğimiz olarak görüp algılamalıyız.

Örgüt, parti kurmak amacıyla yola çıkan dar bir ekip, başlangıçta her konuda aynı düşünbilir. Ama yola çıkan ilk  çekirdek kadro, pratik politik faaliyeti geliştirip, işçi, emekçi halka bütünleşede yol alıp genişledikçe; doğal olarak partinin kadrosal yapısıda genişleyip zenginleşecektir. Bu genişleme, partide Marksizm çerçevesinde ideolojik, felsefi algı ve yorumuda zenginleşecektir. Marksist olmak, komünist olmak demek, tüm zenginliği ile yaşamı, olguları ve sınıflar mücadelesini aynı algılamak, aynı sonuçlara varan soyutlamaya varmak demek değildir ve de olmamalılıdır. Öncelikle birleşik bir komünist partiyi yaratma hedefinde bunun üzerinde anlaşmamız gerekiyor. 

Demek ki küçük, dar olan parti ya da örgüt kitlelerle bağı güçlendikçe, kadrosal olarak genişledikçe, partide Marksist ve komünist kimliğin sınırları içerisindeki farklı algı ve yorumlarda kaçınılmaz olarak gelişecektir. Bu farklı algı ve yorumlar bizi ayrı örgut yada partıye götürecekse, birleşmeyelim daha iyidir. Kısacası Marksizmin ve komünist kimliğin sınırları içerisindeki farklılıklar, parti veya örgütte ayrılık gerekçesi olmamalıdır. O halde küçük grup büyüdükçe farklılıklar doğal olarak gelişeceğine göre; parti/örgüt daha ilk kuruluş aşamasında Marksist ideoloji ve komünist kimlik altındaki zengin farklılığı dinamik bir işleyişle barındıracak şekilde kurulmalıdır.Partinin yapı taşları geniş kurgulanmalıdır derken bunu öneriyorum. Lenin, en ağır eleştiriler yönelttiği Troçki ile aynı partide, aynı merkez komitesinde birlikte mücadele etti. Hatta, O’nu yerine parti genel sekreterliğine önerdi. Stalin, Lenin’in sadık bir öğrencisiydi, ama ideolojik olarak tartışıp eleştirdiği Troçki’yi önerdi.

Sorun şudur; partide teorik, ideolojik üretim alanı olabildiğince farklılıkları içerir, içermelidir. Komünist parti ve örgütte, Markiszm temelindeki zengin ideolojik üretim ve tartışma süreklidir, kısıtlanamaz. Bu zengin teorik, ideolojik üretim üzerinde , parti, politik programını oluşturur, program ve kongre kararları doğrultusunda politik ve örgütsel faaliyeti geliştirir. İdeolojik, teorik üretim alanında nasıl ki herkes tüm parti kadroları, üyeleri özgürce görüşlerini yazılı, sözlü söyleyebiliyorsa, program ve parti kararları doğrultusunda da eylem birliğine uymakla yükümlüdürler. Tartışma ve karar verme süreçlerinde olabildiğince özgürce tartışma, kararların hayata geçirilebilmesi için de, ortak iradeyle, eylem birliği! Demokratik Merkeziyetçilik, yani demokrasinin merkezileşerek bir dinamizme dönüşmesinin pratik işleyişi budur. Ister teorik yeniden üretim olsun, ister herhangi bir politik, örgütsel sorunda alınacak parti kararında olsun, önce demokrasi, önce partinin sadece merkezinde değil, esas gövdesinde zengin tartışma ve tüm farklılığıyla üretim olarak iç demokrasi; sonraki adım bunun üzerinde merkezileşmenin ifadesi olarak varılan sonuçlara uygun ortak pratik davranış, yani eylem birliği!

Bunun özgülümüz ve yüzyüze olduğumuz komünist birliğe dayalı parti kurma olgusuna indirgediğimizde, yapmamız gerekeni ana hatlarıyla şu olduğuna inanıyorum. Kurulmasını hedeflediğimiz komünist parti, Kürdistan’da komünist iddiayı taşıyan herkesi kucaklamalıdır. Kuruluş felsefesinde, komünist kimliğin tüm farklı eğilimlerine yer vermelidir. “Komünistim diyen“  komünist ama kendini Leninist ya da Troçkist, Maoist olarak hatta komünist anarşist olarak ifade eden tüm kadrolarını kucaklayacak genişlikte bir parti kurgulanmalıdır.  Daha somutta hepimizi Kürdistan’da birleşik bir komünist parti saflarında birleştirecek olan belli başlı temel çizgiler şunlar olabilir; 

Birincisi: Marksist olmak, hayatı ve olguları diyalektik ve tarihi materyalist felsefe ile yorumlayıp algılamak.

Ikincisi: Kürdistanlı komünist olmak, etnik köken olarak,  Kürt, Türk, Arap, Ermeni vb tüm ulus ve azınlıklardan gelme komünist olmak. Burada bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekiyor, Kürdistan’da nitelik olarak komünist bir partiyi savunan kimi yoldaşlarımız, kendilerini daha çok sosyalist olarak tanımlarlar. Kürdistan’da komünist olmak derken, Marksizmi savunan ve ulusal özgürlükle birlikte sosyalizm uğruna mücadele eden ama iş adlandırmaya gelince kendini devrimci, ya da sosyalist, komünist kimlikle tanımlayan herkesi kastediyorum. Marksist olan ve, Kürdistan’da ulusal özgürlük ile sosyalizmi bütünlüklü savunan ama adlandırmaya gelince kendini komünist, sosyalist, devrimci gibi adlarla tanımlayanların bu farklı tanımlanması parti içi bir olgu ya d zenginlik olarak algılanmalıdır.

Üçüncüsü: Kürt halkının başat politik sorunu olan ulusal özgürlüğü uğruna mücadele etmek; Kürdistan’da halkımızın ulusal özgürlük sorununun çözümünün biçiminden ayrı olarak bir devlet kurma sorunu olduğu üzerinde, zihin birliği sağlamak. Ama ulusal sorunun çözümünün bürüneceği biçim olarak federasyon mu? Yoksa, bağımsızlık mı olmalı? Parti iki savununun dinamiklerini de içerebilmelidir. Eğilimlerden birinin partide iktidar olacağı göz önüne alınırsa, diğer eğilime kendini parti basınında ve kurumlarında özgürce savunma ve partide iktidar olabilme yani azınlığın, çoğunluk olabilme hakkının tanınıp, pratikte işletildiği demokratik merkeziyetçi bir yapılanma. Böyle bir parti işleyişinde, iki ya da daha fazla politik eğilimin varlığı ve parti içi iktidar olma mücadelesi, partinin dinamizmi olacaktır.

Dördüncüsü: Elbette ulusal özgürlükle bütünlük içerisinde sosyalizm uğruna mücadeleyi, sadece teoride değil, pratik politik olarak geliştirmek. Şoven, ırkçı rejime karşı, ulusal duruşla kopmaz bir bütünlük içerisinde, kapitalist sömürüye karşı mücadeleyi geliştirmek. Sınıflar mücadelesini, “hele önce ülkemiz kurtulsun, yani ulusal sorun çözülsün o zaman sıra sınıfsal kurtuluşa gelecektir” bakışıyla tali plana itmeyen bir yönelim gerekiyor. Başat  olan ulusal sorun uğruna mücadelenin; ulusun %85’ni oluşturan işçi, küçük ve yoksul köylü, küçük esnaf ve zanaatkarlar, gençlik ve kadınların oluşturduğu işçi, emekçilerin çıkarlarını esas alan bir bakışla geliştirilmesi…

Beşincisi: Kürdistan’dan dünyaya bakarken kendini ülkesel komünist parti olarak tanımlayan ve kimliğini öyle belirleyen; dünyadan Kürdistan’a bakarken de kendini enternasyonal olarak tanımlayan ve dünya komünist hareketinin bir parçası olarak tanımlayan bir duruş.

Altıncısı: Belirtmeye gerek yok ama kısaca belirtelim; kenini komünist parti olarak tanımlarken, dışındaki ulusal demokratik hareket (Milliyetçi muhafazakar, sosyal demokrat, liberal vb) ile ayrım noktaları netleştiren; ortak ulusal özgürlük paydası üzerinde birlikte yürüyen, ve hangi parçada olursa olsun ulusal demokratik kazanımları sahiplenen, dahası sıkça kullandığımız vurgu ile, kendi dışındaki ulusal demokrat parti ve örgütlerin eleştirisi üzerinden tarif etmeyen, işçi-emekçi halka kendini, kendi program ve hedefleri üzerinden giderek tanıtan bir komünist duruş.

Kürdistanlı komünistler birleşik bir komünist partide birleşmeyimi hedefliyorlar? O halde kendilerini geçmişte ki görüş ayrılıkları üzerinden değil, bugün ve geleceğe bakış üzerinden tanımlayarak birliğe varabilirler. Herkes olduğu yerden bir adım ileriye doğru hamle yaparak, zengin farklılığımızı temsil eden  edecek olan, “ben”imiz üzerinden yeni “bizim” olanı yani yeni sentezi yaratabiliriz. Bunu parti işleyişindeki yansıması; zengin farklılıklarımzla birlikte, dinamik pratik yürüyüştür

Toparlarsak; hedeflenen partide komünist birliğin sağlanması öncelikli adım olarak önümüzde duruyor. Birliğin uzun perspektifli kalıcı ve dinamik işleyebilmesinin tayin edici koşulu ise; Marksizm zemininde partinin tüm Kürdistanlı komünistleri kucaklamasıdır.

Parti birliğine yürüyüşün birinci adımı, kadrosal birliktir. Bşka bir ifadeyle bir kadro hareketinin yaratılmasıdır. Ikinci adımı, kadroların işçi-emekçi halkın arasında yeniden kök arayışı olarak kitlelerle politik mücadele sürecinde birleşebilmesidir. Ki bu ikinci adım birincisine oranla daha bir zorluklarla yüklüdür. Emekçi halktan, yani köklerinden kopmuş kadrolarının yeniden varoşlarda, yoksul yığınlar içerisinde kök salması zor ve sancılı olacaktır. Hiç bir kentte, köy ya da okulda kadrolar için hazır başlama reçeteleri yoktur. Hiçbir yerde kadrolara “beni örgütleyin” diye çıkartılmış çağrılar yoktur.

Kelimenin gerçek anlamıyla, komünist parti kadroların, işçi, emekçilerle yeniden buluşması dokuz doğurmak misali zor olacaktır. Komünistlerin birliği sürecinde farklı siyasal geleneklerden gelen kadrolar, sadece fiziksel bir yan yana gelmekle kalmayıp, sürekli gelişen derinleşen bir sentez temelinde birlikte yürüyeceklerse, bu ancak ve ancak politik mücadele içerisinde, yığınlarla ilişkilenme ile mümkün olabilir.

Kürdistan’da birleşik ve açık komünist partinin yaratılması sürecine adım atacak her kadro, her çevre ve eğilim, bilmelidir ki tam anlamıyla sorunlarla yüklü bir alana adım atıyor. 

Birliği gerçekleştirmek ileri bir adım olacaktır. Ama bu ilk adımdan daha da önemli olan birliği kalıcılaştırmaktır. “Bir şey yapamıyorlardı birleştiler, yine birşey yapamadılar dağıldılar” ya da “birleştiler ama birbirlerine artık selam bile vermemek üzere kavgalı ayrıldılar” denilecekse, dedirteceksek, birleşmemek daha iyidir. Vurgulamak istediğim birlik kadar, birliğin kalıcılaştırılması yeni bir “bizim” kültürü altında sentezlenmesi emek, hem de çok emek istiyor, isteyecektir. Demek ki, birlik sürecinde öncelikle içe dönük, iç perçini yaratmaya emek harcanacaktır. 19-10-2009 (Sosyalist Mezopotamya Dergisi için)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.