Tarih

MEHABAD CUMHURİYETİ, BARZANİLER VE SOVYETLER BİRLİĞİ

Bu yazı Sovyet-Kürt ilişkilerini ya da Sovyetlerin izlediği Kürdistan politikasını konu almıyor, bu iddiayı taşıyan bir yazı bir makalenin boyutlarını çok aşar. Burada sadece Mehabad’ın yıkılışında Sovyetlerin payı var mı yok mu ve aynı sürecin sonucunda SSCB’ye sığınan Mela Mustafa Barzani ile arkadaşlarına yapılan muamele nedir? Kötü muamele yapılmışsa bunun sorumlusu kim? Yerel kimi yetkililerin mi yoksa Sovyet merkezi hükümeti mi? Bu sorulara yanıt aranacaktır. Aramak gerekir çünkü kimi yarım Kürt aydınları özelliklede 1990’lı yıllardan bu yana, Mehabat Cumhuriyeti’nin yıkılışını SSCB’nin izlediği siyasete bağlamakta ve Barzanilerin SSCB’de kaldıkları on bir yıllık süre boyunca kendilerine çok kötü davranıldığı vb iddia ediyorlar. Dahası bu iddialar üzerinden sosyalizme karşı bir propaganda sürdürmektedirler.

Yazıda belirttiğim iddialarla ilgili birincil elden bir kaynak olan, Mesud Barzani’nin babası Mela M. Barzani üzerine yazdığı iki ciltlik kitaptan uzun alıntılara yer vereceğim Alıntıların ardından çok kısa yorumlarımı ekleyeceğim.

Barzani, Sovyetler askeri olarak İran’dayken ilk ilişkileri orada geliştirir.

“Bunun üzerine Barzani Sovyetlerin tavrını öğrenmek istedi. Sovyet temsilcisini Barzan’a davet etmesi amacıyla 07.05.1945 tarihinde Mamend Mesih’i İran Kürdistan’ına gönderdi. Birkaç kez gerçekleşen toplantılardan sonra anlaşma sağlandı ve Sovyetler Birliği her türlü saldırıya karşı Kürt direnişini desteklemeyi vaat etti.” (Mesud Barzani, BARZANİ Ve Kürt Ulusal Özgürlük Hareketi, cilt 1. sy,109. Doz Yayınları

Barzanileri, Mehabad Cumhuriyeti’ne destek olmak amacıyla Şeyh Ahmed Barzani ve Mela M. Barzani öncülüğünde kitlesel olarak göç ederler.

“Mülteciler yerleştikten sonra Sovyet yetkilileri, Barzani’nin bir süre gözlerden uzak bir yerde saklanmasını istediler. Çünkü İngiliz ve Irak hükümeti yoğun baskı uyguluyorlardı.” (a.g.e sy;176)

“Bu, yeni cumhuriyetin düşmanlarının özellikle Batılı müttefiklerin desteğini arkasına alan Türkiye ve Irak’ın baskı politikalarını devreye sokmalarına ve sert tavır almalarına bir mazeret oluşturacaktı.” (a.g.e sy;175)

Sovyetler Birliği ile İngiltere’nin İran’ı işgal etmeleri hangi dengelere dayanıyordu ve neden yapıldı bunu ayrı bir tartışma konusu. Aşağıdaki alıntılar Sovyetlerin Azerbaycan ve Kürdistan cumhuriyetlerini askeri olarak koruyup desteklemenin sınırlarının anlaşmalarla belirlendiğini gösterir. Örneğin:

“Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti yöneticileri ile Kürdistan Cumhuriyeti’nin yöneticileri arasında bazı konularda uyuşmazlık vardı. Azerbaycanlılar, Mehabad Cumhuriyeti üzerinde egemenlik kurmaya çalışıyor, cumhuriyetin kendilerine bağlı kalmasını istiyorlardı. Sovyet temsilcisi Bakırov bu konuda hiç de olumlu bir tavır içinde görünmüyordu. Azerbaycanlıları destekliyor ve Kürt yöneticiler üzerinde mümkün olan her yolu deneyerek, baskı kurup onların Tebriz yöneticilerine boyun eğmelerini sağlamaya çalışıyordu. Bunun için kullandığı silah paraydı……….İki cumhuriyetin yönelişinin farkı olduğu açıktı.Azerbaycan Cumhuriyeti solcuydu ve Bakırov’un politikalarına bağlıydı. Buna karşılık Mehabad Cumhuriyeti milli bir karaktere sahipti.” (a.g.e sy;179)

“Şurası kesindir ki müttefiklerin savaş esnasındaki konumlarını göz önünde bulundurursak değişik devletlerin sınırları içerisindeki bölgelerin birleştirilmesiyle büyük Kürdistan’ı oluşturma fikri o sıralar Sovyetler Birliği’nin stratejisinde yer almıyordu. Nitekim savaşın sona ermesinden sonra galip devletlerin liderleri arasında gerçekleştirilen konferanslarda Kürdistan meselesi masaya yatırılırmış değildir (a.g.e sf:180).”

“ Ağustos 1941 tarihinde Sovyet orduları ile İngiliz ordularının İran topraklarına girişinden ve ülkeyi işgal edişinden sonra, İngiliz Dış İşleri Bakanlığı Sovyet hükümetine bir anlaşma taslağı sundu ve Sovyet hükümeti de bu taslağı onayladı. Taslakta vurgulanan husus şu idi: Müttefik orduların İran’daki varlığının amacı, askeri bir işgal değildir. İran kuvvetlerinin iç güvenliği sağlamasına engel olmayacaklardır. Ancak; Sovyetler Birliği, Azerbaycan’da bir cumhuriyetin kurulmasını desteklediği gibi Kürdistan cumhuriyetinin kurulmasına da tam destek verdi. ABD ve İngiltere bu desteği, Sovyetler Birliğinin anlaşmayı bozması olarak değerlendirdiler… Ancak burada söylenmesi gereken husus, Sovyetlerin İran’dan kuvvetlerini çekmek zorunda bırakıldığıdır.(a.g.e 183). ”

Azerbaycan Cumhuriyeti ile paralel Mehabat Cumhuriyeti düşer. İran “Barzanilere ya teslim olun ya da çıkın” der. Bu şartlar altında Şeyh Ahmed Barzani ile birlikte ailelerin Irak’a dönüp hükümete teslim olmalarını kararlaştırılır. Mela Mustafa Barzani ise “560 silahlı kuvvetle birlikte bilinmeyen bir tarafa doğru yola çıktı.” Aslında yön belirlenmişti, yanı SSCB idi.

Barzani Ve Barzaniler SSCB Yolunda!

“Barzani bana, 15.04.1947 tarihinde Şeyh Ahmed’e veda ederken Irak içinde savaşı sürdürmenin imkânsız hala gelmesi durumunda Sovyetler Birliğine sığınma hususunda onun fikrini aldığın anlatmıştı” (a.g.e sy;207)

15.04.1947 tarihinde başlayan yolculuk yaklaşık iki ay sürer. İran’dan Irak’a giren, devamla Türkiye, Irak ve İran ile Türkiye sınırlarına giriş çıkış yaparak ve bir dizi çatışma yaşayarak nihayet Haziran 16’ında SSCB sınırına ulaşırlar.

“16.06.1947 tarihinde Mirhac, Sovyetlerin Seraclu Karakoluna giderek Sovyet yetkililerine Barzani ve arkadaşlarının Sogıtli köyüne geldiklerini ve ülkelerine sığınmak üzere Aras nehrini geçmelerine izin verilmesini istediklerine belirtti. Sovyet yetkililerinin onayının alınmasından sonra Şeyh Süleyman 17.06.1947 günü grubuyla birlikte harekete geçti. Ardından Barzani yanındaki kuvvetlerle 18.06.1947 günü nehri geçti” (a.g.e sy; 213)

Barzaniler artık Sovyetlerde!

“Aras Nehrini geçip Sovyet topraklarına girdikten sonra, Barzani, Ermenistan Cumhuriyetinin (bugünkü Azerbaycan sınırları içinde) Nahcivan kentinde bir yere götürüldü. Diğerleri ise, etrafı tel örgülerle çevrili bir açık kampa yerleştirildi ve başlarına nöbetçiler dikildi. Kampın sınırları dışına çıkmaları yasaklandı. Her kişiye günde 500 gr ekmek ve bir tas çorba tahsis edildi. Tamamen savaş esiri muamelesi görüyorlardı… Yaralılar ise tedavi için hastaneye götürüldüler.”

“12.07.1947 günü Barzani birkaç Sovyet yetkili ile birlikte kampı ziyaret etti. Kaptaki kötü durumu gözleriyle gördüler. Bunun üzerine Sovyet yetkililer, tel örgülerin derhal kaldırılmasını emrettiler. Bu arada daha iyi yemeklerin ve kamptakilerin dinlenebilmesi için gerekli tüm hazırlıkların yapılmasını söylediler.” (a.g.e sy;215) Yanı kısa bir süre sonra yetkililerin müdahalesi ile koşulları kısmen düzeltilir.

“Barzaniler yaklaşık 40 gün kampta kaldılar. Sonra Azerbaycan cumhuriyetine götürülüp Ağdan, Laçin ve Aybulağ bölgelerine dağıtıldılar.” (a.g.e , 215)

Nakledildikleri yeni yerde şartları bir parça düzelmiş ama halen istenilen düzeyde değil. Barzani yaşam koşullarının iyileştirilmesi ve askeri, siyasi eğitimin sağlanması için SBKP yetkililerine başvurur. Gerisini aktaralım:

“Öyle anlaşılıyor ki, Moskova’nın onayı Bakü’ye 11.ayda ulaştı. Nitekim bundan sonra Barzanilere karşı daha dikkatli davranmaya, onlara savaşçı muamelesi göstermeye, eğitim fırsatı vermeye ve bir arada bulunmalarına imkân vermeye başladılar.”

“10.12.1947 tarihinde ise, bütün Barzaniler Bakü’deki kampa nakledildiler. Bu kamp daha donanımlı ve daha düzenliydi. 22.12.1947 günü Barzani, General Atakşiyov ile birlikte kampı ziyaret etti. Arkadaşlarının durumunun iyi olduğunu görmesi onu memnun etmişti.” (a.g.e sy;216)

“Barzanilere askeri kıyafetler ve silah dağıtıldı. Günde dört saat boyunca modern eğitim aldılar. Kürtçe okuma yazma öğrendiler…..Geniş gerilla savaşına dair bilgi ve deneyimlere ek olarak, modern askeri deneyimde kazanıyorlardı.” (a.g.e sy;217)

Öyle ki Mehabad Cumhuriyeti’nin yıkılmasıyla sönen umutları yeniden yeşertecek bir Kürt ulusal konferansı bile düzenlenir.

“19.01.1948 tarihinde bir konferans düzenlendi. Irak Kürdistan’ından ve İran Kürdistan’ından gelen herkes bu konferansa katıldı.

“Bu adımla birlikte Kürt ulusal mücadelesinin devam etmesi ümidi de yeniden yeşermiş oldu. Çünkü Mehabad Cumhuriyeti’nin yıkılmasıyla bu ümit ölümcül bir darbe almıştı. Sığınmacılar, büyük bir moral bulmuşlardı. Çektikleri bunca zahmet ve tehlikelerle dolu bir yolculuktan sonra, çabalarının boşuna olmadığını gördüler. Sovyetler, hakları ellerinden alınmış halklara yardım ilkesine bağlı kalacaktı. Bu uygulama, sığınmacılara yeni bir ruh aşıladı.”(a.g.esy;217)

Moskova’da parti merkezinin devreye girmesiyle koşullarında her açıdan bir iyileşme yapılmış hatta farklı parçalardan Kürdistanlıların katılmasıyla siyasi bir konferans bile gerçekleştirerek “yeni bir ruh”la donanmışken, Azerbaycan Sovyeti Komünist parti sekreteri Bakırov kendileri ile uğraşmayı sürdürür.

Bakırov ile gerek Mehabad Cumhuriyet yetkilileri gerekse Mela Mustafa Barzani arasındaki sorunlu ilişkiler öncelere dayanır. SSCB askeri olarak daha İran’dan çekilmemiş olup Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ile Kürdistan/Mehabad Cumhuriyeti’ni desteklediği süreçte, Bakırov ile Kürt yetkililer arasındaki sürtüşme ve uyuşmazlık oradan başlayarak devam ediyor. Bakırov, Barzaniler SSCB’ye iltica ettikten sonrada kendilerine kan kusturmak için uğraşır, bir süre için parti merkezini de aldatmayı başararak bunda başarılı da olur, ama sonuçta Stalin liderliğindeki parti merkezi durumu öğrendiği andan itibaren anında müdahale eder ve koşullar yeniden düzeltilir. Barzani’nin, Bakırov’un “şerrinden kurtulmak için Sovyet yetkililerinden başka bir cumhuriyete” göndermelerini istemesi ve sonrasını yine aynı kaynaktan aktaralım:

“Ne var ki Bakırov ırkçı karakterinin bir yansıması olarak Kürt siyasi önderliğine egemen olmaya çalıştı.”

“Bakırov, Barzani’yle uğraşmaktan vazgeçmedi. Önüne türlü engeller koydu. Durum tahammül edilemez bir hal almıştı. Sonunda Barzani, Bakırov’un şerrinden kurtulmak için, Sovyet yetkililerinden başka bir cumhuriyete nakledilmelerini istedi. Özbekistan’a nakledilmeleri kararlaştırıldı. 29.08.1948 tarihinde başkent Taşkent’in yakınlarında Çerçuk Kampı’na yerleştirildiler. Çerçuk Kampı’nda da daha önce planlandığı gibi eğitim programı devam etti. Barzani’ye kampın yakınlarında bir ev tahsis edildi. Rusça öğrenmesi için bir öğretmen görevlendirildi….Özbek Komünist Parti Genel Sekreteri Niyazov ve Özbekistan Cumhuriyeti Başbakanı Yusufov Barzani’yi 24.09.1948 günü kabul ettiler.Her türlü destek ve yardım sözünde bulundular. Fakat Kadırov, Barzani’yle uğraşmaktan vazgeçmedi. Başka bir cumhuriyette de olsa ona karşı mücadeleyi sürdürdü. Bakırov, Stalin’e yakındı…Bu yüzden sözü geçiyordu. Nitekim Barzani ve arkadaşlarıyla ilgili olarak hazırladığı planı Moskova’ya kabul ettirdi.” (a.g.e sy;219)

Bakırov’un kabul gören planı gereğince Barzani ile arkadaşları “Sovyetler Birliği’nin dört bir tarafına dağıtılmış oldular.” Dağıtılmaları da ilginç bir yöntemle yapıldı.

“Her istasyonda tren durduğunda, en sondaki vagon trenden ayrılıyor ve geri kalan vagonlar yoluna devam ediyordu. Böylece; yolculuğun sonuna kadar hiç kimse geride kalanlara ne olduğunu anlamamıştı.” (a.g.e sy;220)

Bırakıldıkları yerlerde “kolhoz fabrikalarında ve tarlalarda çalıştırıldılar. Mahkumlar gibi ağır işlerde çalışıyorlardı. Birbirleriyle görüşmeleri yasaktı…Son derece vahşi ve barbarca bir uygulamaydı bu”

“Bir kere bu ülkenin, Ekim Sosyalist Devrimi ile birlikte ilan ettiği mazlum halklara ve sığınmacılara yardım etme ilkesine aykırı davranıyorlardı. Bizzat kendi anayasalarında yazılıydı ve Bakırov ile Yusufov bu maddeyi çiğneyerek Sovyetlerin alnına kara leke sürüyorlardı.” (a.g.e sy;221)

Barzaniler ayrı ayrı oldukları her yerde bu durumu protesto eden eylemler ve açlık grevlerine başladılar. Barzani’yi sordular ve birlikte olmak istediklerini ısrarla belirttiler. Barzani ise Moskova’daki parti merkezine durumları hakkında mektup üzerine mektup gönderiyor, ama mektuplar merkeze ulaşamadan yerel siyasi polis el koyup göndermiyor. Nihayet Barzani;

“Bulunduğu şehrin halkından iyi bir adamın Moskova’ya gitmesini fırsat bilerek yazdığı bir mektubu postaya vermesini istedi. Adam bu isteği kabul etti. Mektup Stalin’e yazılmıştı ve burada adamlarının çektiklerini, gördükleri muameleyi ayrıntılı bir şekilde izah ediyordu. Bu iyi adam mektubu aldı ve posta kutusun attı Yazılan onca mektup arasında sadece bu mektup Kremlin’e ulaşabildi.”

“Mektup etkisini gösterdi. Derhal Moskova’da bir heyet oluşturuldu ve bu heyet mülteci Barzanilerin durumunu incelemekle görevlendirildi. Heyet Mart 1951’de göreve başladı. Hemen bütün gruplar ziyaret edildi. Herkesten grev yapmalarının ve sık sık protesto girişiminde bulunmalarının sebebi soruldu, araştırıldı.

Heyet Moskova’ya geri döndü. Araştırmalar sonucunda gerçeğe ulaşılmıştı. Barzanilerin Azerbaycan’lı ve Özbekistan’lı yetkililer tarafından kötü muameleye tabi tutuldukları tespit edildi.”

“Fino Gradov Taşkent’e varır varmaz yaptığı ilk şey, 01.09.1951 tarihinde özel bir uçak göndererek Barzani’yi sürgün bulunduğu yerden getirtmek oldu. Gradov onu sıcak bir şekilde karşıladı ve olup bitenlerden dolayı özür diledi.

Özel bir uçakla Şeyh Süleyman ve arkadaşlarını da Semerkant’tan getirtti….Bütün gruplar Kasım 1951 sonunda bir araya gelmiş oldular.

Barzani’ye Taşkent Banliyösü’nde bir ev tahsis edildi. Veriyevski Kenti’nin değişik mahallerinden diğerleri içinde geniş ve rahat evler tahsis edildi. Burası Taşkent’e elli kilometre uzaklıktaydı. Hükümet resmi bir yardımlaşma merkezi kurdu…” (a.g.e sy;223)

Bir süre sonra Barzani Moskova’ya gider ve devlet başkanı Kruşçev dâhil parti merkezi ile görüşür ve kendisi Moskova’ya yerleştirilir.

“Kendisine bir ev ve araba tahsis edildi. Siyasi akademiye alındı. Sovyetler Birliği’ne ve bir halk liderine yakışacak şekilde muamele edildi.

Sovyet halkı, dünya devletlerinden hiç biri kapılarını açmadığı bir dönemde, Barzanilere konukseverliğini gösterdi, kapılarını açtı, onları on iki sene boyunca ağırladı. Bütün Barzaniler, onların şahsında bütün Kürt halkı, Sovyet halkına ve yetkililerine minnettar kalacaktır.” (a.g.e sy;226)

Demek ki, Mehabad Cumhuriyeti’nin yıkılmasında SSCB sorumlu tutulamaz. Esas sorumlular  ”yeni cumhuriyetin düşmanları özellikle Batılı müttefikler” ve onların desteğini arkasına alan Türkiye, Irak” ve elbette İran’dır. Sovyetlerin altına imza koyduğu anlaşmalar gereği İran’dan çıkmak zorundaydı, dolaysıyla silah zoruyla söz konusu iki cumhuriyeti koruyamadı diye eleştirmek yanlıştır.

Demek ki, Sovyetler Birliğin de Barzanilere kötü muamele, birincisi toplam on bir yıl içerisinde kısa bir süreyi içerir. İkincisi ve önemlisi uygulanan kötü muamele, merkezi devletin (ve SBKP merkezinin) politikası değildir. Moskova’daki parti ve devlet merkezi durumu öğrenir öğrenmez derhal soruşturma açar, müdahale eder ve koşullarını düzeltir. Kötü muamelenin sorumluları açıkça belirtildiği gibi Bakırov ile Yusufov gibi yerel yöneticilerdi. Elbette, sistemdeki bürokrasi ve özgürlükleri kısıtlayan yapısı eleştirilmeli ama bu Barzanilere özgü olmayıp genel bir sorundu.

Demek ki, “aydın” geçinen kimi Kürt okumuşlarının, bugün liberal geçinen eski solcuların SSCB’nin Mehabad ile ilişkileri ve Barzanilere yapılan muamele iddia ettikleri gibi değildir. Bunun üzerinden sosyalizme saldırmaları dayanaksızdır.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.