Genel

KÜRDİSTAN’IN DEĞİŞEN SİYASET SOSYOLOJİSİ VE ULUSAL İTTİFAK!

Her olgu gibi Ulusal İttifak sosyolojisinde de değişimler yaşandı, yaşanıyor. Başta bu değişim ve yeni gelişmeleri özetleyeceğiz. Devamında, “Konjonktürün birlik için yarattığı fırsatları yeterince değerlendirememeyi engelleyen parametreler” ile “Kürt ulusal birliğinin Türkiye, Irak-Suriye ve İran halklarıyla ilişki, çelişki, sonuçları ve Ortadoğu yansımaları“ şeklinde iki başlık altında konuyu ele alacağız.

I – Ulusal İttifakın belli başlı YENİ sosyolojik girdileri…

Bölge ve Kürdistan’ın yeni siyasi, askeri, ekonomik süreç ve olgularını dikkate almayan ulusal ittifak politikalarının sonuçsuz kaldığını pratikte yaşıyoruz. Yeni olgu ve süreçler üzerinde eski ulusal ittifak politika ve modelleri karşılık bulmuyor. Eski olan yürümüyor, yürümez; yeninin sahnede yerini alması gerekiyor ki son yıllarda bunun sancıları çekiliyor. Ulusal İttifakın belli başlı yeni girdileri olarak;

Bir; Kürtler çoktandır “Dünyadaki avukatsız halk” durumunu aştı. Başta Kürt halkı tüm parçalarda kitlesel olarak ve kavga içerisinde modern ulusal bilinçle buluşarak kendi davasının kararlı savunucusu haline geldi, geliyor. Dolayısıyla geçmişten farklı olarak, halkı içermeyen (biçimleri farklı olabilir) Ulusal İttifak modelleri kalıcı ve çözümleyici olamaz. Ayrıca Ulusal özgürlüğü ve bağımsızlığı için Ülkede ve yurtdışında bedel ödeyen kararlı ve geniş Kürt hukukçular gerçeğimiz de çoktandır var. Ve artık “Şimdi Kürtlerin dağlardan başka dostları da var” diyen bölgesel ve uluslararası dostları ve gönüllü lobiler halkası da oluşuyor!

İki; Dört parçadaki kazanım ve kayıpları, parçalar üstü bilinçle sahiplenen bir Kürdistan halkı gerçeğimiz de var. İŞİD’in Kobani kuşatması ve Şengal’de Êzidi halkımıza karşı vahşice saldırı ve katliamlarında; 25 Eylül 2017 bağımsızlık referandumunda; İran planlamasında Kerkük ve diğer Kürdistan kentlerinin 17 Ekim 2017 işgalinde; Efrin, Gri Sipî, Serêkanîye….de yaşananlara karşı halkın ortak yas tutması ve sevinmesi, Ulusal İttifakın yeni girdisi olarak dikkate alınmak zorunda. Bu duruş; parçalar üstü Ulusal Kongrenin zemini olarak da okunmalı.

Üç; Geçmişe göre kitlesel olarak siyasetin öznesi haline gelmiş kadınlar, yani Kürdistan kadın hareketi gerçeğimiz var. Politikanın ve artık siyasetin (özerk veya federal devlet yönetiminin) de her alanında, erkeklerle aynı cephede düşmana karşı ulusal özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi veren ve Kobani direnişi ile de dünyaya mal olmuş Kürdistan kadınını içermeyen ulusal ittifak adımları başarılı ve kalıcı olamaz!

Dört; Dün nüfusun %80’nin kırsalda yaşadığı feodal, yarı feodal kapalı toplum yapısından farklı olarak; bugün kapitalist gelişmeyle paralel %70’i kentleşen ve ekonomik, siyasi, kültürel olarak küreselleşen Dünya ile ilişkilenen günümüz Kürdistan toplumu gerçeği de ulusal ittifaka yansıyacaktır. Örneğin, dünün Demokratik Kitle Örgütlerinden farklı olarak kapitalizmle birlikte gelişen ekonomik, ticari, mesleki, sosyal, kültürel zengin sivil toplum örgütleri var. İttifak modeli ile program-tüzüğünde bu kurumlar hesaba katılmak zorunda.

Beş; Kürtlerin vur-kaç stratejisine dayanan mücadelesinin sürdüğü koşullarda ki ulusal ittifakın biçim ve içeriği; en azında Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi (KDSÖY) alanında artık geçerli değil! Çünkü bu iki parçada Ulusal orduya dayalı coğrafya-ülke-halk savunması gerçeği var. Bu nedenle Kürt siyasetinin resmen ve fiilen konfederal statüye sahip ulusal kazanımları savunmakla yüz yüze gelme durumu Ulusal İttifakın başka bir yeni girdisi. Ayrıca Konfederal sistemlerin var olduğu iki parçada ulusal ittifak, doğrudan halkın aktif öznesi olduğu iktidar odaklı olmak zorunda. Çünkü iki parçada yerel ve merkezi yönetimler seçimle belirleniyor. Bütün bunlar ulusal ittifaka yansıyacak yansıyor da. Bir süredir Rojava’da PYNK ile ENKS arasında sürdürülen İttifak çalışmaları bu yeni girdilerle şekilleniyor. Kuzey ile Doğu Kürdistan’da da özetlediğimiz yeni değişim-gelişmeler nedeniyle Ulusal İttifakın yeni girdiler olacak.

Altı; KBY ile KDSÖY’nin siyasi, askeri olarak bölgesel-küresel denklemde yer almaları ve İŞİD’e karşı savaştaki etkin rolleri, hatta Kürtsüz siyasi ve askeri denklemlerin kurulamıyor olması, Ulusal İttifakın bir diğer yeni girdisi. Bu durum en başta Kürt halkının dostları halkasını genişletiyor. Gönüllü kurulan “Kürtler İçin Adalet” lobisi; İŞİD karşıtı savaşta Kürtlerle dayanışma içindeki Uluslararası Koalisyonun ve Hewlêr’i ziyaret eden Papa’nın verdikleri destek siyasetin yeni girdileri olarak görülmeli. Açıkça KBY ile KDÖSY, KDP ile PYD, Peşmerge ile DSG’ye ayrım yapmadan dayanışmada bulunmaları ve hatta açıkça “biz ayrım yapmıyoruz” beyanları ulusal ittifak açısından da dikkate alınacak gelişme.

KÜRT SİYASETİ, FIRSATLARI NEDEN YETERİNCE DEĞERLENDİREMİYOR?

Bu meseleyi “2021 yılı: riskler ve fırsatlar” başlıklı Yeni Yaşam Gazetesi’ndeki yazımda ele almıştım. Burada genişletip güncelleyeceğim.

Gerek yüz yıllık Kürt ulusal özgürlük mücadelesinin, bağımsız devlet yana son yıllara kadar bir statü bile elde edememesinde, gerekse de Kürtler arası çatışma ve gerilimlerde önce ikiye sonra dörde parçalanmış Kürdistan’ın oluşturduğu tarihsel trajedinin etkisi büyük! Ayrıntıya ve uzağa gitmeden 1960-1970 yılları arasında Asya’da 6, Afrika’da 34 bağımsız devlet kuruldu! Çoğunun kuruluş ilanı bile duyulmadı! Fakat Kürt halkı yüz yıldır soykırımlarla yüklü mücadelesine rağmen devletleşemedi. Ulusal kurtuluş mücadelesi sürecinde halkımızın can kaybı bağımsızlık elde eden kimi halkların nüfusunu ikiye katlar ama en büyük parça olan Kuzey ve Doğu Kürdistan’ın halen bir statüleri bile yok! Elbette bunun çok yönlü nesnel-öznel nedenleri ya da nesnel nedenlerin beslediği öznel zaafları var. Bunları ve Kürt siyasetinin yüzleştiği fırsatları değerlendirmesini engelleyen parametreleri güncel ve tarihsel bağlam içerisinde özetleyelim.

I – Kürdistan’ın güçlü jeopolitiğinin Kürt halkına karşı kullanılması…

Tarihi boyunca Kürdistan, jeopolitik konumuyla hem bölge hem de emperyalist devletler için oldukça önemli bir yer işgal etmiştir. Kürdistan’ın; Emperyalist güçlerin gerek 20 yy. gerekse 21. Yy’da egemenlik kurmak istedikleri iki temel bölge olan Kafkasya ve Ortadoğu’yu birbirine bağlayan coğrafik konumda olması… Türkiye için, Ortadoğu ve Doğu Asya ile arasındaki geçiş köprüsü, İran için, Şii Hilalin Akdeniz’e ulaşmasının önündeki coğrafya olması… Petrol, Doğalgaz enerji kaynakları ile 21. Yy stratejik sektörü olan zengin tarım ve tatlı su kaynaklarını barındırması… Doğu-Batı enerji koridorunda nakil boru hatlarının geçtiği önemli alanlardan biri olmasının yanı sıra Doğu ile Batı arasında ticari, ekonomik ilişkilerinin geliştirilmesinde dün ve bugün de işlevli olacak İpek Yolu’nun yine önemli bir kesiminin geçtiği coğrafya olması… İşte Kürt halkının başına bela açan Kürdistan’ın güçlü jeopolitiği!

Kürdistan’ın güçlü jeopolitiği halkımız için büyük fırsat fakat siyaset bunu lehine kullanamadığı için fırsat riske hatta kendisine karşı kullanılarak güçsüzlüğe dönüştürülüyor! Kürt siyaseti Ulusal İttifakla; Kürdistan jeopolitiğini halkının ve ülkesinin lehine kullanıp güce dönüştürebilir. Örneğin Ulusal İttifakla gelecekte Kuzeyin su ve tarım potansiyeli ile Güneyin petrol-doğalgaz enerji kaynakları birbirilerini tamamlayıcı zenginlikler olarak Kürdistan halkının yararına kullanılması gibi! Ve KBY ile KDSÖY’nin şimdiden yüzleştikleri gibi birbirlerini bütünlemeleri zorunluluğu.

II – İkinci büyük risk, dörde parçalanmışlığın yarattığı tarihsel strateji karşısında, “düşmanımın düşmanı dostum” siyaseti, Ulusal İttifakların ve dolayısıyla fırsatları birlikte değerlendirmenin bir diğer engeli. Kürdistan’ın bölünerek dört ayrı devletin denetimine bırakılması, Kürt ulusal birliğini olumsuz etkileyen faktörlerin en başında gelir. Çünkü tarihsel trajedi koşullarında “düşmanımın düşmanı dostum” siyaseti gereği; A partisi Irak rejimine karşı, Türkiye ya da İran, Suriye ile ilişki kurup destek aramıştır. B partisi de Türk devletine karşı, Irak, İran ya da Suriye ile benzer bir ilişkiye girmiştir. C partisinin ise İran veya Suriye rejimine karşı aynı taktiği izlemelerinin birden fazla olumsuz dönüşü oldu ve bu halen devam ediyor. Sömürgeci rejimler bu taktiğin kendilerine sağladığı imkânlarla; Kürt siyaset hamlelerini ve halkın lehine kullanabilecekleri fırsatları ya içten çelme takarak veya kritik evrelerde desteklerini çekerek hatta koordineli saldırarak engelledikleri sıkça yaşandı.

İran ile Irak’ın 1975 yılında Güneyli Kürt ulusal hareketine karşı Cezayir’de imzaladıkları “Sınır ve İyi Komşuluk Anlaşması”… 2013 yılında sürdürülen Ulusal Kongre çalışmasının son anda sonuçsuz kalması… 25 Eylül 2017 bağımsızlık referandumunda %93 evet ile büyük bir darbe alan sömürgecilerin bir ay bile geçmeden İran koordinatörlüğünde ortak saldırıya geçmeleri… Sömürgeci ittifakın çapraz saldırısı altında 16 Ekim 2017 Kerkük ve diğer kentlerin yeniden işgale uğraması… Türkiye’nin, Suriye rejimine hem basıncı hem de anlaşması sonucunda Öcalan’ın Suriye’den çıkartılması… Bu gibi yaşananlar “Düşmanımın düşmanı dostum” taktik siyasetinin sadece öne çıkanlarıdır. Kürt partileri, parçalanmış Kürdistan’ın yarattığı tarihsel trajedi koşullarında bu taktiği başvurmak zorunda kaldılar ve sömürgeci rejimlerden elbet yararlandılar ama devletlerin de Kürt partilerinden “yararlandıkları” açıktır ve sonuncusu Kerkük işgalinde yaşananlar olmak üzere bunun sayısız örneği var.

Kürdistan parçalanmışlığı aşılmadıkça Kürt partileri izledikleri bu taktik politikayı tümüyle aşamazlar ama parçalar üstü kurulacak Ulusal Kongre ile etkilerini sınırlandırabilirler. Bugün Ulusal Kongre kurulamıyorsa en azında “Arap Birliği”, “Türk Birliği” benzeri “Kürt Birliği” mekanizması yaratılabilir. İster Ulusal Kongre ister Kürt Birliği ya da başka bir ortak ulusal mekanizma ile olsun; Kürt ulusal özgürlük davasını BM ve diğer uluslararası kurumlara taşımanın yanı sıra fırsatları halkın lehine kullanmada da birlikte hareket edilebilir!

III – Kürt halkının sömürgeci devletlerin halklarıyla aynı dini inanca sahip olması…

Kürtlerin sömürgeci devletler halklarıyla aynı İslam inancına sahip olmasından hareketle sömürgeci siyaset, “aynı İslam ümmetinin fertleriyiz” propagandasıyla Kürt ulusal bilincini daima perdeleyerek baskılamış. Kuzey İrlanda meselesinin de yüz yılı aşmasının esas nedenlerinden bir sınırdaş coğrafya olmanın yanı sıra halkların aynı dini inançta olmalarıdır. Eğer Kürt halkı sömürgeci rejim halkıyla aynı dini inanca sahip olmasaydı, tıpkı Bulgarlar, Yunanlar, Sırplar gibi çoktan bağımsızlığını elde etmişti.

Kürt halkının barındırdığı inanç ve mezhep farklılıkları da kendi içinde bölünmesinde önemli rol oynamıştır. Kızılbaş ya da Sünni olmak çoğunlukla Kürt olmaktan önce gelmiştir ki sömürgeci siyaset de bunun için özel çaba harcıyor. Öyle ki Türk rejimi, Kürtlerdeki mezhep farklılığını hep Kürt ulusal özgürlük mücadelesine karşı kullanma siyasetiyle Kürtleri birbirlerine düşürmeye yönelmiş ve etkili de olmuştur. Kürdistan’daki inanç farklılığı “riski”ni fırsata çevirmeyi aşağıda üzerinde duracağım halklar ve inançlar bahçesi siyasetiyle aşılabilir.

IV –Üç katmanlı sömürgeci-statükocu kuşatma, Kürt siyasetinin fırsatları halkın lehine kullanmada en büyük engel….

Irak ve Suriye devletlerinin Kürdistan meselesinde zayıf halkayı oluşturmaları halkımızın ulusal kurtuluşu yolunda önemli fırsatlar içermekte. Fakat Kürt siyaseti ne zamanki bu zayıf halkalarda KBY’de bağımsızlık referandumu, Rojava’da özerkliğin kuruluşu vb. hamleler yapar anında üç katmanlı sömürgeci-statükocu bloğun kuşatma ve saldırısı ile yüzleşir.

Bu üçlü İstinat Duvarının ilki; her parçadaki sömürgeci devletin bazen soykırımlara varan saldırı ve kıskacıdır. Bu yetmezse İkincisi yani dörtlü sömürgeci kıskaç (Şengal-Kerkük-Xanekin ve şimdi kısmen Ayn îsa) devreye girer. Bu da yetmezse Üçüncüsü yani Avrasyacı statükocular hareketlenir. Bunu en net Kürt hareketi Şam-Bağdat kuyruğuna ne zaman ciddi basarsa, Ankara ve Tahran’ın ardından Moskova-Pekin’in de başkaldırmasında gördük. İşte Kürt siyasetinin iğne deliği boşluğunda siyaset yapmasının jeopolitiği! Kürt siyasetinin fırsatları kullanmanın önündeki üçlü duvar ve bunu aşmanın silahı; Ulusal İttifak!

Arka arkaya dizilmiş üçlü statükocu İstinat Duvarına karşı Kürtlerin stratejisi; KBY ile KDSÖY’nin kazanımlarını ortak savunmak üzerinde kurulmalı. Devamında kışkırtmalara rağmen iç gerilimi aşarak halkına güven veren ve Bölgesel-Küresel dostlar halkasını genişletmek olmalıdır. Unutmayalım ki burada var olan fırsatları kullanabilmenin en kullanışlı anahtarı; Ulusal Birliktir. Sömürgeci-statükocu rejimlerin ikili, üçlü bariyerlerine karşı ulusal ittifak bariyeri yaratılırsa hem saldırılar birlikte göğüslenir hem de sömürgecilerin iç çelişkilerinden yararlanma imkânları da yaratılabilinir. Bütün mesele, Parti ve hareketlerimizin, üç katmanlı sömürgeci-statükocu kuşatma karşısında; birbirlerini rakip değil ortak özgürlük davasının tamamlayıcı bileşenleri olarak görmeleridir ki bunun aracı da kalıcı Ulusal İttifak.

V – Sömürgeci siyasetin Kürt halkına karşı “milli kurtuluş savaşı veriyoruz” Sahtekârlığı

Irak ve Suriye böyle devam edemez. Ya Kürdistan hatta Sünnistan’a çözülecekler ya da KBY ile KDSÖY’ni ayrı ordusu, dış ilişkileri, ekonomisi olmayan klasik özek yapılara doğru geriletilecekler. Çünkü en başta iki Ulusal Ordulu bir devlet yürümez. Bunu gören Türkiye ve İran; KBY ile KDSÖY’ni geriletmek hatta statülerine son vermek için her şeyi yapıyorlar. Açıkça Doğu ve Kuzey Kürdistan’ın da bu iki parçanın yolunda ilerlemesinin önünü kesmek için KBY ile KDSÖY’yi denklemden çıkartmak istiyorlar. Stratejileri belli; KBY’i klasik özerkliğe gerileterek bağımsızlık hedefinden kopartmak. Özerk Rojava’yı ise fiili federatif yapısının resmiyet kazanmasını engelleyerek statüsüz bırakıp kültürel haklarla sınırlı tutmak. Kısacası parçalardan biri bağımsızlaşırsa diğerlerinin onu izleyeceği korkusuyla hareket eden sömürgeci-statükocu “kutsal ittifak”; Kürtleri ve kazanımlarını bütüncül hedef alıyor, A veya B partisi, X ya da Y parçasını değil! “En riskli en tehlikeli, en önde bertaraf edileceklerin” önceliği var! Diğerleri sıraya konulmuş!

Dikkat edilirse tam da bu geçiş özellikleri nedeniyle Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde 30 yılı aşkındır süren Avrasya üzerinde egemenlik savaşının ağırlık merkezi yeniden Irak-Suriye-Kürdistan (KBY ile KDSÖY) ve Basra Körfezi’ne kaydı. ABD-AB liderliğindeki Batı ile Rusya-Çin liderliğindeki Doğu bölgeye asker yığıyor! Bu askeri yığınak, sadece petrol-doğal gaz kaynakların paylaşımı için değil yanı sıra Kürdistan merkezli bölgenin gebe olduğu sınır-statüko değişimi gibi yeni gelişmelerle de doğrudan bağlantılı.

İran stratejisi; Kürtlerin federal veya bağımsız statü elde etmemesi üzerine kurulu. Yok, eğer KBY mevcut statüsünü sürdürecekse o halde Hewlêr ve Süleymaniye ikili yönetimi, ikili Peşmerge Ordusu ve istihbaratı şeklinde devamını hedefliyor. İran’ın stratejik aklı; Kürtlerle başlayacak çözülmeyi Belucilerin, Azerilerin izleyeceği tehdit algısından hareket ediyor. 2021 yılında bu tehdit algısı daha da büyüdüğü için 2500 yıllık devlet geleneğini temsil eden İran kendi topraklarında ilk kez Rusya ve Çin’e askeri üs veriyor!

Kendi sömürgesine karşı “milli kurtuluş savaşı veriyorum” demek ise Türk devletinin Kürdistan politikasını özetler! İlk “milli kurtuluş savaşını” 1900’lı yılların başında Rum, Ermeni, Süryani, Yahudi halklara karşı veren Türk devleti, ikincisini Kürt halkına karşı sürdürdüğünü sıkça devlet yöneticileri tarafından ilan ediliyor. Cumhur İttifakının 2021 yılında bu politikayı daha büyük çaplı sürdürecek olması Kürt ulusal özgürlük mücadelesi açısından geçmiş yıllara göre daha büyük riskler içermekte. Kürt siyaseti, sömürgeci sahte “milli kurtuluş” çağrı ve pratiklerini ancak ulusal ittifakla göğüsleyebilir.

VI –  Yukarıdaki faktörlerin de etkisiyle Kürt siyasetinin birlik zaafı sürüyor..

Kürtlerin; devlet başta olmak üzere kendi merkezi birliklerini bugüne kadar kuramamış olmalarının öznel nedenlerin dışında yukarıda belirttiğimiz tarihsel trajediyi de kapsayan konjonktürün büyük payı olduğunu tekrar vurgulayalım. Dolayısıyla Kürt siyasetinin, teşkilatlanmış toprak olarak devlet düzeyinde birlikten ve dört parçayı kapsayan “Ulusal Kongre” gibi siyasi örgütlülükten yoksun oluşu, nedenden çok sonuçtur. Fakat bilelim ki bu nesnel koşullar ya da tarihsel trajedi her şey değil. “Nesnel nedenler/engeller var bu yüzden birlik oluşturamıyoruz” diyerek kendimizi rahatlatmamız ve özellikle de Kürt siyaset damarının barındırdığı zaafları, eksiklikleri göz ardı etmemiz doğru olmaz. Zira kendi merkezi otoriteleri etrafında birleşme yönünde Kürtler geçmişte ciddi zaaflar taşıdığı içindir ki;

Ehmedê Xanî, Mem û Zîn eserinde:

“Eğer aramızda yalnız uyum olsaydı,

Eğer aramızda yalnızca bir kişiye itaat etseydik,

O bizi kölelikten kurtarırdı.

Türkler, Araplar, Farsların köleliğinden kurtulup

Dinimizi ve devletimizi yüceltirdik.

Ve okumada ve akıllılıkta önde giderdik”!

Qazi Muhammed de idam sehpasında:

“Her halkın ulusal başarı sembolü, birliktir, işbirliği ve dayanışmadır… Kürtlerin, yeryüzünde yaşayan öteki halklardan eksik bir yanı yoktur… Düşmanlarının baskısından kurtulan halklar da sizin gibiydiler, ama onlar kurtuluş için birlik sağlamışlardı”!

Cigerxwin; “Kurdino! bibin yek! Ger hûn nebin yek, hûn e herin yek bi yek” dediler.

Bu üç Kürt aydın ve siyasetçinin ittifak için yaptıkları öneri ve vasiyetlerine, şimdi halkımızın bölgesel ve küresel dostlarının açık çağrıları eklenince, Kürt partilerinin Ulusal İttifak için “yerim dar oynayamam” deme şansı ve seçeneği kalmıyor!

KBY İLE KDSÖY PRATİĞİNİN; HALKLAR VE SÖMÜRGECİ REJİMLER ÜZERİNDE AÇIĞA ÇIKARDIĞI DEĞER, SORUN VE SONUÇLAR

Kürt halkının özelde KBY ile KDSÖY pratiğinin açığa çıkardığı değerler ve bunları arkalayacak Kürt Ulusal İttifakının; Kürdistan ve Bölge halkları ile sömürge rejimler üzerindeki etki ve sonuçlarına baktığımızda ilk elden şunları görürüz;

Öncelikle, KBY ile KDSÖY’nin Kürdistan’ı halklar ve inançlar bahçesi yapma yolunda izledikleri politika ile pratiklerine aynayı tutmalıyız. Çünkü bu yönelimin açığa çıkarttığı ilk veriler halkların ve inançların aynı coğrafyada barış içerisinde bir arada yaşamalarında en önemli yeni referansı oluşturuyor. Birden fazla halk ile inancın bir arada yaşama politikası; Tarih boyunca dini ve etnik boğazlaşmaya uğramış Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Kürtler, Kızılbaşlar, Êzidiler yani sayısız katliam, soykırım yaşamış halklar ve inançlarda karşılık buluyor. Bulduğunu KBY yapılan referandumda Kerkük halkları ve inanç gruplarının bağımsızlıktan yana %83’lük iradelerinde gördük, Şengal ve Özerk Rojava’da görüyoruz.

İster bağımsızlığa yürüyen KBY ister özerkliği savunan KDSÖY olsun, her ikisinin pratiği; Kürdistan’ı halklar ve inançlar bahçesi yapmanın kimi ön adımlarını içermekte. KBY yönetiminde beş dile eğitim-öğretimin yanı sıra resmi dile statüsü verilmesi, farklı halklar ve inançların birlikte kurdukları KDSÖY’de ki benzer özgün uygulamalar, halkları ve inançları barış içerisinde farklılıklarıyla birlikte yaşama üzerinde umutlandırıp yakınlaştırıyor. Bu duruş; halklar ve inançlar hapishanesi Türkiye, İran ve diğer sömürgeci rejimleri rahatsız etmenin ötesinde adeta çıldırtmaktadır!

İkincisi; Kürt halkının demokrasi deneyimi de Doğu Despotik rejimleri rahatsız ediyor…

Burada mesele sadece İran, Türkiye, Irak ve Suriye rejimlerinin “bölünme” korkusu değil, genel olarak Doğu despotik rejimler, Kürtlerin geliştirdikleri kendi demokrasi deneyimleriyle bölgede sahne almasından da korkuyorlar. Kendi demokrasi deneyimi ile kastımız; genel geçer çoğulcu parlamenter demokrasi uygulamaları değil, kendi pratiklerinden çıkardığı derslerle halklar ve inançlarla kurdukları, kuracakları ilişkidir! Hali hazırda eleştirilecek çok yönleri olan KBY ile KDSÖY’nin demokrasi deneyimi; eğer halklarla kurdukları ilişki ile kadınların siyasette dinamik ilişkisini derinleştirilerek demokrasinin içerik kazanmasına taşıyabilirlerse o zaman bölge düzeyinde Kürdistan’a özgü demokrasi deneyimine ulaşabilirler.

Ve işte o zaman; Şah, Sultan, Kral, Emirlerin tek adam rejimlerinden ve Mısır, İran, Suriye…gibi Doğu Despotik rejimlerin payandası işlevini gören seçimlerden bıkan ve “yeter” diyerek Tahrir meydanlarına akarak isyan edip birçok diktatörü deviren halklarda karşılık bulabilir. Ve işte o zaman faşist diktatörler ve onlara rahmet okutan Hameney, Sisi, Esad gibi Doğu despotlarını ciddi rahatsız edecektir.

Ve işte o zaman; “Ortadoğu’da tek çoğulcu demokrasi sistemi bizde” diye övünen ve “Bunlar bize demokrasi dersi veremez” diye böbürlenen Türkiye rejimi üzerinde büyük basınç kurabilirler. İşte o zaman “bizde demokrasi var” deyip AB’ye kendi ileri yanları diye sundukları kartta ellerinden alınmış olur ki şimdiden kısmen alındığı için uykuları kaçmaktadır.

Üçüncüsü; Söylemde “otonomist”, “özerklikçi” pratikte bağımsızlıkçı olmak!

02 Şubat 2021 tarihinde Twitter ve Facebook hesabımda Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci ve akademisyenlerin kayyım rektör atamasına karşı başlattıkları demokratik tepki ve mücadeleyi destekleyen bir paylaşım yaptım. Bunun üzerine, özellikle; Facebook sayfamdaki paylaşımın altına epeyce yorum, eleştiri yapıldı. Bu yorumlarda dikkat çeken bazı Kürt yurtseverlerin; “Türkiye’de demokrasi mücadelesi bizi ilgilendirmez” vb. demeleriydi. Özerkliği, federasyonu savunup “Türkiye’ye demokrasi” diyen politika ağır eleştiriliyordu. Elbette bu eleştiriler yeni de değil. “Kürdistan’a otonomu Irak’a (Suriye, Türkiye, İran’a) demokrasi” tezini savunan KDP’ler yıllarca ağır eleştirmişti. Ama ne zaman ki otonomiyi savunanlar ilk fırsatta otonominin çok ötesinde Konfederal bir yapı kurdular ve ne zaman ki Otonomistler 25 Eylül 2017 bağımsızlık referandumuna gittiler eleştiriler büyük oranda kesildi. Rojava’da da “Kürdistan’a özerklik, Suriye’ye demokrasi” tezinin savunucuları yakaladıkları ilk pratik fırsatta özerkliğin çok ötesinde Konfederal yapıdaki KDSÖY’ni kurdular. Demem şu her iki parçada da laf değil icraat belirleyici olmuştu.

Çünkü bu “otonomist” ya da “özerklik” savunucularının yüreklerinde bağımsız Kürdistan yatıyordu, onun için savaştılar, savaşıyorlar. Ayrıca sadece gönüllerinde yatmıyordu parti, hareket olarak da fiiliyatta bağımsız Kürdistan’a göre konumlandılar. Yani politik hedeflerinde, pratikleri sözlerinin önünde yürüyordu. Fiilen bağımsız Kürdistan hedefine göre konumlanan ve pratikleri sözlerinin birkaç adım önünde olanlar; Kürdistan’a otonomi veya özerklik derken Irak, İran ya da Türkiye, Suriye’ye demokrasiyi savundular. Bağımsız Kürdistan mücadelesinde asıl olan; pratiğin sözün önünde yürümesidir! Gerisi kendi mecrasında çözülüyor.

Başlangıç noktasına dönersek; bu olağanüstü koşullarda açıkça “Belediyelerine kayyım atanan Kürt halkı” diye seslenen Boğaziçi öğrencilerine Kürt halkı da destek vermelidir. Kürt halkının, Türkiye’de despotik-faşist iktidar yerine sınırlı burjuva demokrasisi bile olsa desteklemesi; Türkiye halklarının demokrasi mücadelesine katkının yanı sıra Kürt meselesinin çözümü için de daha uygun zeminin yaratılmasına da hizmet edecektir.

İster erken seçim, ister 2023 seçimi olsun, Cumhur İttifakının “Sivil” Anayasa üzerinden; Millet İttifakının “Güçlendirilmiş Parlamenter sistem” üzerinden seçim stratejisini kuracağı netleşiyor! Kürt siyaseti ise Ulusal İttifakla hem ulusal kurtuluş mücadelesine hem de Türkiye halklarının demokrasi mücadelesine ciddi katkı sunabilir. Somutta “Kürdistan için Statü (Otonomi-Federasyon-Konfederasyon-bağımsızlık) Türkiye demokrasi” başlığı altında ulusal özgürlük ve demokrasi mücadele hattı kurulabilir, kurulmalı.

 

Sonuç yerine;

Yazıda değişen sosyoloji ve yüzleşilen fırsatları değerlendirebilmek için ulusal ittifakla atılması gereken adımlar üzerinde durduk kısa bazı çağrı ve tespitlerle bitireceğiz..

*30 yıldır süren ve merkezinde Kürdistan’ın yer aldığı, yenen-yenileni belli olmayan, savaşı ve barışı belirsiz, sabah müttefik akşam düşman misali anlık saf değiştirmelerin yaşandığı bu uzatmalı postmodern savaşın gereklerine, Kürt siyaseti ancak Ulusal İttifakla yanıt verilebilir. Ve ancak ulusal ittifakla fırsatların önündeki engelleri kaldırabilir.

*Kürt siyasetini; Kürdistan’ın değişen sosyolojiyle uyumlu yani ülkemizin, halkımızın, siyasetimizin prizmalarından süzülmüş Ulusal İttifak adımlarını atmaya çağırıyoruz. İttifak soyut değil somut süreç ve olgular üzerinden yürümeli.

*“Kürdistan’ın tarihsel trajedisinin yol açtığı hasarı birlikte nasıl aşabiliriz? Aramızdaki gerilim noktalarını karşılıklı nasıl aşabiliriz?” “Risk ve fırsatları birlikte nasıl yönetiriz?” Bu soruların yanıtları üzerinde yoğunlaşmak Kürt siyasetinin 2021 yılının en önemli görevi. Kürt partileri artık farklılıklarını birbirine karşı kullanmayı aşarak ortak ulusal çıkarları içeren uzlaşmayı kalıcı yönetmeyi başarmalı.

*Kürt siyaset kadrosunu, Rojava’da ENKS ile PYNK arasında başlatılan Kürdün Kürt ile diyalogunu, yani birbirine uzatılmış demokrat elini güçlendirmeye çağırıyoruz. Bu birlik Rojava ile sınırlı kalmayacak dört parçada ki ulusal ittifakın MAYASI işlevini görecek. Kürt siyaseti bugün, KBY ile KDSÖY’ye bütüncül stratejiyle bakarak jeopolitik riskten gelecek sorun ve saldırıları birlikte bertaraf etmede ortaklaşmalı. Zaten iki parça; coğrafya-tarih-gelecekleri ve aynı sömürgeci kuşatma altında olmaları nedeniyle, biri diğerinin varoluş nedenidir. Savunma stratejisi ikisini bütünlüklü içermeli çünkü Özerk Rojava savunması, KBY’in ve KBY’in savunması ise Özerk Rojava’nın savunması haline geldi.

3 Nisan 2021

canbegyekbun@hotmail.com

NOT: Bu yazı Demokratik Modernite Dergisi Sayı; 35’te yayınlandı.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.