Kürdistan / Ösp Yazıları / Sosyalizm / Sosyalizm Yazıları

“KOMÜNİSTLERİN VATANI YOK” SADECE KÜRTLER İÇİN Mİ GEÇERLİ?

 miting

Geçen hafta Antep MESOP bürosunda “Örgüt/Örgütlenme” konulu eğitim amaçlı bir seminer düzenlendi. Örgütlenmeyi farklı açılardan konu alan seminerlerin gerek Antep gerekse başka illerde de verilmesinin yararlı olacağı, verilen seminerde de görüldü.

Antep’te verilen ilk seminerin asıl amacı, bir komünist örgüt için olmazsa olmazını oluşturan; kendini sürekli yeniden üreten canlı hücre ya da taban birimlerinin varlığı olduğunu bilince çıkartmaktı. Çünkü İnsanda, organları oluşturan hücrelerin fonksiyonu neyse, parti ve örgütlerde de hücre ya da adına ne denirse denilsin taban biriminin fonksiyonu odur. Bu nedenle komünist hareket tabanda, yanı sokakta, işyerlerinde kendini sürekli nasıl var eder? Antep ki birinci seminer ile üzerinde durulup sorgulanan esas buydu.

Ancak iki nedenle bu sorun yeterince tartışılıp bilince çıkarılamadı. Birincisi; katılımcıların ve bir bütün olarak devrimci komünist hareketin taban birimi yanı hücre faaliyetlerini halen sözü edilir düzeyde geliştirememiş olmalarından dolayı sorunu derinlikli olarak tartışamıyor olmalarıdır. İkincisi, belki de tüm eksikliklere rağmen tartışılacak olan taban/hücre örgütlenmesi sorunu; seminere katılan kimi dost ve yoldaşlardan:“Türkiye devrimci hareketiyle neden birlikte örgütlenmiyoruz” yönünde gelen sorular üzerinde yoğunlaşması da tartışmanın ana hedefe tam olarak odaklanmasını olumsuz etkiledi.

Elbette birlikte ya da ayrı  örgütlenme sorunu da seminerlerin ana konularından biri haline getirilip tartışılabilinir. Demek istediğim seminerin ana tartışma konusu neyse onun üzerinden yoğunlaşırsak o zaman eylem, yanı pratik  amaca daha iyi hizmet eder. Yoksa biz “21. YY’da Özgürlük Ve Sosyalizm Manifestosu”na ulaşabilmek için olması gerekenden çok fazla bir sürede tartıştık ve belgenin başını ortak irade ile bağladık. Ama elbette sorunu ideolojik, teorik olarak tartışmak isteyen, yine yazılı sözlü tartışabilir, bunun önü kesinlikle kapatılamaz. Fakat neyi nerede tartışacağımızı nerede tartışmayacağımızın bilinciyle davranmak kaydıyla!

Türk/Türkiye devrimci kadro ya da hareketinden yer, yer gelen kimi eleştiri ile örtük sorularla yüzleşiyoruz. Bunların tamamı birlikte örgütlenme-örgütlenmeme sorunu ile bağlantılıdır. Bu çerçevede birkaç başlık altında sorunu yeniden irdelemek yararlı olacaktır.

”Türkiye komünist hareketi olur ama Kürdistan komünist hareketi olmaz”!! iddia ya da propagandası yapılıyor.

Türk/Türkiye komünist partisi olur, Mısır, Hindistan, Arnavutluk, Slovakya, Kenya, Mozambik, Şili hatta Katalan, Uygur vb. iki yüzün üzerinde ulus ve ülke adıyla anılan bağımsız örgütlenmiş komünist parti olur,( bizce de olmalıdır) ama Kürdistan’da olmaz! Türkiyeli devrimci, komünist  grupların büyük çoğunluğuna göre, “Kürdistan adıyla kurulmuş komünist parti olmaz, olmamalıdır”! Dahası aynı iddiaların sahiplerine göre; Kürdistan’da “Kürtler milliyetçi, yurtsever olabilir ama komünist olamaz! Çünkü komünist iseler, Türkiye komünist hareketi saflarında yer almalılar”!

Kör olduğu kadar tersten Bund’cu bu örgütlenme algılamasının temelinde Kürdistan’ın ayrı bir coğrafya ayrı bir ülke olarak kabul edilmemesi yatar. Ülke olarak algılanan “Misak i Milli sınırları” içerisinde ki Türkiye’dir. Kürdistan ise, resmi haritaya göre yedi coğrafik bölgeden biri olarak algılanıp savunulduğu için, Kürtlerin ayrıca bir komünist partisi saflarında örgütlenmeleri “milliyetçilik” olarak görülüp propaganda edilir!

Yine tersten Bund’cu bakış açısıyla, “Türk komünisti iseniz, ne işiniz var MESOP’ta” ya da “ne işiniz var KKP’de” denilir halende deniliyor. Özellikle saflarımızdaki Türk, Arap, vb. Kürt kökenli olmayan yoldaşlarımıza yönelik “Kürt değilsiniz ne işiniz var Onların saflarında” dediler, diyorlar! Kim diyor? Türkiyeli devrimci , komünist parti ve örgütlerin büyük çoğunluğu, dahası geçmişte uzun süre birleşik örgüt saflarında birlikte mücadele ettiğimiz yanı bize en yakın olarak gözüken eski yoldaşlarımız!

Bizler, Güney Kürdistan’lı  Aziz Muhammed’lere, Küzey Kürdistan’lı Kenan Kalyon’lara;“ne işiniz var ezen ulus komünist hareketinde, Kürdistan komünistlerinin bunca görev ve sorunu var iken ne işiniz var Irak, Türkiye komünist hareketinde” demedik. Çünkü biz komünist parti örgütlenmesini etnik temeldeki bir örgütleme olarak savunmadık, bugünde savunmuyoruz. Bir ülkenin sınırları içerisindeki tüm ulus ve azınlıklardan gelme işçi ve emekçilerin birlikte aynı partinin çatısı altında örgütlenmesini savunduk, savunuyoruz. Daha somutta Türkiye komünist partisi saflarında Türk işçi emekçileri dışında Anadolu coğrafyasında yaşayan Kürt, Arap, Çerkes, Laz vb halklardan gelme komünistlerin birlikte örgütlenmelerini nasıl savunuyorsak aynı enternasyonal bakışla Kürdistan coğrafyasında yaşayan Türk, Arap, Süryani, Ermeni vb halklardan gelme komünistlerinde Kürt komünistleriyle birlikte Kürdistan komünist partisi saflarında örgütlenmelerini savunduk, savunuyoruz. Kısacası biz örgütlenmede etnik kökeni değil, bir ülke olarak belli bir coğrafik zeminde örgütlenmeyi esas aldık, alıyoruz.

Kürt kökenli komünistlere biz, “ne işiniz var Türkiye komünist hareketi saflarında” demedik ama Türk, hatta ilginçtir saflarındaki Kürt kökenli yoldaşlarımız bizim saflardaki Kürt kökenli olmayan yoldaşlara “ne işiniz var MESOP’ta” diyebiliyorlar!

Biz, Türkiye devrimci hareketi içerisindeki “125 gruptan” birkaçını birleştirip örgütlemeye çalışan Kenan Kalyon ile Haluk Yurtsever yoldaşlara; “Kürdistan komünist hareketinin bunca görev ve sorunları var iken ne işiniz var orada” demedik,( kendilerine başarılar dileriz) ama gerek onların örgütlemeye çalıştığı grubun saflarında olsun, gerek genelde Türkiye devrimci hareketinin saflarından olsun, saflarımızdaki Kürt olmayan yoldaşlara ne “işiniz var” diyebiliyorlar.

Türkiye devrimci hareketinin “125 parti ve grup”tan oluştuğu iddiası bana ait değildir. Bir yıl kadar önce Manisa Turgutlu’da konuştuğum bir panelde, “Türkiye devrimci hareketi 70, 80 gruba parçalanmıştır, kimi komünist örgüt adına esas alacağız” deyince dinleyiciler arasından biri “hayır 70, 80 değil 125 grup bulunuyor” demişti.

Turgutlu’daki panelde “böylesine parçalanmış Türkiye devrimci, komünist hareketini toparlamak zordur, ancak zayıf da olsa Kürdistan’daki temel siyasal yapılardan biri olarak var olan komünist partiyi geliştirip güçlendirmek daha olanaklı ve mümkündür. Kürdistanlı komünistler yıllardır Türk, Türkiye komünist hareketi saflarında yer aldılar bununla onurda duydular.Şimdi sıra Türk, Türkiyeli komünist yoldaşlarda. Sizleri Kürdistan’da sürdürdüğümüz komünist parti örgütlenmesi çalışmalarında yer almaya çağırıyorum” demiştim. Burada bu çağrımı bir kez daha yeniliyorum.

Öyle ya madem enternasyonalizm ilkesinin gereği olarak, belli bir ülkede her ulustan komünistler aynı parti saflarında örgütlenirler, eğer Kürdistan’ı bir ülke olarak görüyorsanız gelin, Kürdistan’da sürdüğümüz ve belli bir aşamaya getirttiğimiz komünist parti çalışmalarına katılınız.  Enternasyonalizm ilkesini birazda Kürt’ten yana demiyorum Kürdistanlılardan yana işletsek olmaz mı? Olmaz mı Kalyon yoldaş, Yurtsever yoldaş? Dahası Türkiye komünist hareketinin kadroları ne diyorsunuz, enternasyonalizm ilkesine birazda Kürdistan’dan coğrafyasında işlerlik kazandırılmasına? Yanı Türkiye ya da Türk komünist hareketinden ayrı Kürdistan komünist hareketinin varlığını tanıyıp enternasyonalizm adına birazda Kürdistan coğrafyasında her ulustan komünistlerin yer alacağı komünist hareket saflarında yer alsanız! Bu Bundculuk mu olur?

 “Komünistlerin vatanı yoktur”, “ayrı örgütlenmek milliyetçiliktir” sözüne gelince; komünistlerin esas işçilerin vatanı yoktur sözü doğrudan parti örgütlenme ile ilgili değildir. Bu vurgular mülkiyetsizliğe, devletten devletsizliğe geçişin yanı sıra uluslararası komünist hareketin enternasyonal birliğine yapılmıştır. Siyaseten ise işçilerin, komünistlerin yurtsever, vatansever başka bir ifadeyle mülksever olamayacağını ya da olmamaları gerektiğini belirtmek içindir. Bugün halen AB saflarından bile ulus ve ülke merkezli komünist parti örgütlenmesinin aşılamadığı gerçeği dikkate alınırsa, dün bu söz söylenirken ülke zeminli komünist parti örgütlenmesinin reddi üzerinden enternasyonal örgüt yani dünya komünist partisi önerilmiş değildi.

Belirtmek istediğim “komünistlerin vatanı yok” belirlemesinden hareketle Kürdistan’da ayrı bir komünist parti örgütlenmesine karşı çıkmak en başta teorik olarak doğru değil. Yok eğer bu vurgu ile ülke merkezli komünist hareket üzerinden yeni bir Dünya Komünist Partisi’nin yaratılması hedefi belirtiliyorsa, “21. YY’da Özgürlük Ve Sosyalizm Manifestosu” hem bu açıdan hem de diğer açılardan Türkiye komünist hareketinin program ve “Bildirge”lerinden daha ileri bir belgedir.İsteyen bunu karşılaştırabilir.

Kürdistan’da ayrı bir komünist parti örgütlenmesine karşı çıkmanın örtüsü yapılmak istenen, “komünistlerin vatanı yok” diyenler, neden acaba gidip Yunanistan, İran, Mısır, Ukrayna komünist partisinde örgütlenmiyorlar? Bıraktık bunları neden Avrupa Birliği bünyesindeki üye ve taraftarlarına; “yoldaşlar biz komünistiz vatanımız yok gidin Almanya, Fransa, İngiltere komünist partisine üye olunuz” demiyorlar da başkasına fetva vermekte mahir davranıyorlar? Dahası Avrupa burjuvazisinin kendi çıkarları adına ulusal sınırları aşmanın ciddi adımlarını attığı son yıllarda neden Avrupa komünist hareketine “tek bir Avrupa komünist partisinde birleşin” önerisini geliştirmiyorlar? Bize dönük sık sık komünistlerin vatanı yok diyen bu Türkiyeli devrimci gruplar neden halen Avrupa’da bile ayrı ayrı varlıklarını koruyorlar? Komünistlerin, vatanı yoktur vurgusu neden pratikte salt Kürtler için
güncelleştiriliyor?

Çok uluslu bir devlette farklı ulus ve azınlıklardan gelme işçi emekçilerden birleşik komünist hareketin yaratılması hedefi, söz konusu somut koşullardan bağımsız ele alındığında genel olarak doğru ve ileri bir adımdır. Ancak bu genel geçer doğrudan yola çıkılarak, Türkiye ve Kuzey Kürdistan özgülünde birlikte örgütlenmeye enternasyonal, ayrı örgütlenmeye ise, “milliyetçi” demek yanlıştır Özetle çok uluslu bir devlette; enternasyonal, komünist olmanın temel ölçütü birlikte örgütlenip örgütlenmemek değildir. Esas ölçüt, söz konusu partinin sahip olduğu programla sergilediği ideolojik, politik duruştur. Yoksa ölçüt esas olarak birlikte örgütlenme alınırsa bunu savunan Ergenekoncu Perinçek’in İşçi Partisi “enternasyonal”, Kürdistan’da bağımsız bir komünist parti olarak örgütlenen MESOP ise “milliyetçi” denilir!

Yine aynı ölçüt esas alınırsa, EMEP başta olmak üzere halen “bağımsız Türkiye şiarını temel bir siyasal hedef olarak savunan bir dizi Türkiyeli devrimci örgüt ve parti, “enternasyonal” partiler olarak görülürken; örgütsel olarak ayrı örgütlenmesine karşı iktidar hedefi olarak Kürt, Türk ve azınlık halkların sosyalist federasyonunu savunan MESOP ise, “milliyetçi” parti olarak görülebilinir! Ne ilginç ama değil mi? Düşünebiliyor musunuz, ezen ulus komünist, devrimci parti ve örgütleri siyasal iktidar hedefi olarak “bağımsız Türkiye” derken, ezilen yanı Kürdistan komünist hareketi ise, halkların özgür birliği olarak “sosyalist federasyon” diyor! Bu durumda kim, hangi ülke komünist hareketi enternasyonal ve ileri? Kim hangisi ulusçu/milliyetçi ve geri? Yorumu okuyucuya bırakıyorum!

Eğer sorun farklı uluslardan gelme işçi emekçilerin güçlerini birleştirmekskadinlare,bunun tek yolu bir parti saflarından birleşmek değildir. Türkiye ve Kürdistan komünist hareketinin gücünü tek parti saflarında birleşmesinin dışında bir dizi başka yolu vardır. Kaldı ki sorun gücünü birleştirmek ise,bırakalım 125 grubu öncelikle adı sanı belli 30,40 ayrı devrimci parti ve grubu neden iki ya da üç siyasal parti veya örgüt saflarında birleşmelerini hedeflemiyorlar.?

Modernist Türkiye devrimci ve komünist partileriyle mi birlik? Uzatmak istemiyorum ayrıca gazetenin sayfa sınırı da uzatmaya uygun değil. Ezilen ulus komünist hareketi olarak Kürdistan komünistleri belirttiğim Manifesto’larında; temel bir bölüm olarak “Sanayi Uygarlığının Nefesini Kesen Disiplin: Modernizm” başlığı altında modernist doku ve felsefeyi eleştirip artık modernizm, 21. yy’da insanlığı taşıyamaz derken, Türkiye devrimci, komünist hareketinin halen 20.yy modernist siyaset, felsefe ve olgularını esasalmasını nasıl adlandıracağız?, Kapitalistleşme,sanayileşme, standartlaşma, iktisadi akıl, ulus, uluslaşma, merkezileşme, tek tipleştirme vb tüm bunlar bir bütünün parçaları olarak modernist doku ve felsefenin, özetle disiplinin ürünleriyse, 21.yy’da halen modernizme karşı tutum alamayan Türkiye devrimci, komünist hareketini nereye koymak gerekir? 07-10-2009 Newroz sayı 106

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.