ABD / Avrasya / Genel / Güncel / Kürdistan / Ortadoğu

KASIM SÜLEYMANİ, ÖLDÜRÜLMESİ VE OLASI SONUÇLARI

Olaylar, Haşdi Şabi’nin ABD askeri karargâh ve üslerine yaptığı saldırılarla başladı. ABD’nin buna yanıt olarak; Irak ve Suriye sınırında Haşdi Şabi karargâhlarına saldırıp 25 kişiyi öldürmesiyle tırmandı. Ardından ABD Bağdat elçiliğinin işgali ve işgalcilerin “liderimiz Kasım Süleymani” yazarak işgalin arkasındaki adresi Amerikalıların gözüne sokup 1979 Tahran elçilik baskınını

yeniden güncelleştirmesiyle daha tırmandı. Ve olaylar zincirinin son halkası 03.01.2020 sabahı Kasım Süleymani ile birlikte 7 kişinin Bağdat havaalanında öldürülmesi bölgede tüm fay hatlarını harekete geçirdi. Trump’ın “vur” emrini vermesinde, Bağdat ABD elçiliğinin basılmasının belirleyici etkisi elbette var ama Trump’ın bunu seçim yatırımı olarak kullanacağı da açık.

Kasım Süleymani ve Haşdi Şabi’nin Komutanı M. el-Mühendis’in ABD saldırısıyla öldürülmesi ve İran’dan gelen “intikam” açıklamaları; Savaşın, İsrail Körfez ülkelerini de içine alarak ağırlaşması gündemde.

Olaylar zincirinin sonuçlarına geçmeden, çokça sözü edilen Kasım Süleymani ve El Mühendis kim? İran ve Irak’ta ki halk isyanlarının katilleri, özellikle Süleymani İranlı öğrencilerin katili ve İran’ın bölge emperyalist siyasetinin planlayıp uygulayanı. Ayrıca Kudüs Gücü ile Haşdi Şabi’nin, Kürdistan bağımsızlığını, Kerkük işgali üzerinden engelleyip Kürtler arası iç savaş çıkartma amaçlı siyasetin de mimarları olduklarını unutmayalım!

Kasım Süleymani’nin Kürt halkının kanına elinin bulaşması 2017 Ekim’inde Kerkük ve diğer “tartışmalı” kentleri işgal edip zorla Irak’a teslim etmesiyle sınırlı değil. 1979 İslam devrimi sonrası Mahabat’da ulusal özgürlüğü için ayaklanan Kürt halkını katletmesiyle ün salması nedeniyle daha 22 yaşındayken Devrim Muhafızları Kudüs Garnizonunun başına getirilmişti.

 

Son olaylar zinciri hangi gelişmelere yol açabilir?

Öncelikle özetlediğimiz gelişmelerin son halkasında Süleymani ve beraberindeki 7 kişinin öldürülmesi; İran yetkililerinden peş peşe gelen “intikam” yeminleri, ABD ile İran arası tırmanan gerilim beraberinde tüm bölgeyi savaş alanına çevirme potansiyelini taşıyor. Irak-Suriye-Yemen… derken savaşın Libya üzerinden alevlenmesinin olası sonuçları tartışılırken beklenmedik gelişme olarak Devrim Muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü komutanı Süleymani ile M. El Mühendis’in ABD saldırısıyla öldürülmeleri Yemen’den Lübnan savaşı tırmandırabilir.  Ve önemlisi Yemenden Lübnan’a uzanan geniş coğrafyada mezhepsel fay hatlarını harekete geçirebilir. Özellikle başta Irak’ta olmak üzere çok hassas dengeler üzerinde duran Şii-Sünni mezhep çatışmasını tetiklerse (ki bu potansiyeli taşıyor) bölgeyi tam anlamıyla yangın yerine çevirebilir.

İkincisi; Gerek İran/Süleymani’nin Irak’ı arka bahçesi olarak kullanması gerek ABD’nin son saldırısı Irak’ın kendi toprağında bağımsız egemen devlet olmadığını bir kez daha gösterdi. Irak üzerinde, İran ile ABD’nin egemen olma kavgasının ağırlaşması Irak iç siyasetinde ciddi sonuçlarının olacağını ekleyelim. Dahası Irak üzerinde çatışmaların yeniden güçlenecek olması Irak’ın; Kürdistan-Şiistan-Sünnistana ayrışması tartışma ve arayışlarını da yeniden güncelleştirecek. Güney Kürdistan Hükümeti ve partileriyle Kürdistan bağımsızlığını 16 Ekim 2017’de kimin engellediğini unutmadan hızla yeni sürece hazırlık yapmalı! Ulusal Birliği geri dönülmez olarak kurup pekiştirmek bunun başında gelir.

Üçüncüsü; Kürdistan parti ve güçleri; ABD ile İran arasında sıcak savaşın tırmanması durumunda, ABD’nin Kürt ulusal güçlerini İran’a karşı yanında savaşa katma çağrı ve basıncıyla yüzleşebilirler. Böyle bir durumda, Kürdistan ulusal demokratik güçleri, halkımızın ve ülkenin çıkarlarını merkeze alarak tutum almalı. Süreç ve olguların hareketleri iyi izlenip erken ve olgunlaşmamış tutumlardan kaçınılmalıdırlar.

Dördüncüsü; ABD’nin Süleymani ve El Mühendis’i Bağdat havaalanında öldürmesi demek Uluslararası hukukun güçler dengesine göre içerik kazandığını bir kez daha çıplak sergiledi. Benzer tutumu İran yılardır Irak, Suriye, Lübnan’da yapmaktadır.  Sonuç iki emperyalist güçten; ABD, İran resmi generali Süleymaniyi Bağdat’ta öldürürken tıpkı İran 16 Ekim 2017’de yaptığı gibi Irak’ı hiçe sayıyor! Bu durum Irak’ı kim yönetiyor ya da Irak diye bir devlet var mı? Sorusunu yeniden gündeme taşıdı.

Beşincisi; İran ne yapacak? İran acele etmeyecek, bölge ve küresel tepkileri okuyacak değerlendirecek ve illaki yanıt verecektir. Kendisi mi doğrudan yanıt verir yoksa Kudüs Gücü’nün Irak, Suriye, Lübnan hatta Kuzey Amerika Tugayları aracılığıyla mı ya da diğer vekil örgütleri eliyle mi olur ama yanıt verecek. Ve ABD nasıl ki savaşı İran içlerine çekme stratejisi izliyor ve izleyecekse; İran ise tam tersine şimdiye kadar olduğu gibi ABD ile savaşı İran toprakları dışında sürdürme stratejisini izleyecektir. Dolayısıyla İran,  ABD’ye yanıtı farklı coğrafyalarda ve beklenilmeyen örgütler üzerinde de geliştirebilir.

Altıncısı ve sonuncusu; İran iç siyaseti yeniden Fars ırkçı milliyetçiliği temelinde ABD karşıtlığında kenetlenecektir ki bu yıllardan beri tekrarlanıyor. Her defasında sokak ve meydanlarda ekonomik-sosyal hak mücadelesi veren İran halkları ABD yetkililerinin sözlü olarak göstericileri “destekliyoruz” beyanı ya da son saldırı benzeri bir saldırısı İran işçi emekçilerinin direnişlerinin ırkçı milliyetçilikle bastırılmasına yol açmıştır. Yani son saldırı İran Mollalarının elindeki milliyetçi silahı bilemiştir.

04.01.2020

canbegyekbun@hotmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.