Afrika / Tarım

KAPİTALİZM, TARIMDA VERİMLİLİK VE AFRİKA DA ÖLÜM TARLALARI!

 

Dünyada birbiriyle bağlantılı önemli gelişmeler yaşanıyor. Birincisi, Arap baharının Suriye boyutu Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesinin bir hamlesine dönüştü. Bunun üzerinde “Suriye Ve Ortadoğu Güç Dengeleri” yazısıyla durmuştum ki bu yazıdaki belirlemeleri aşan yeni gelişmeler hali hazırda yok.

İkincisi Londra’daki Siyahî gençlerin isyanıdır, bunun üzerinde kısaca duracağım. Üçüncüsü, Somali başta olmak üzere Doğu Afrika toprağını, ölüm tarlalarına dönüştüren kuraklık ve açlıktır ki bu makalede, esas tarımda teknoloji sayesinde gerçekleşen büyük verimliliğe rağmen kürede yaşanan gıda krizinin dolaysıyla açlık ve ölüm nedenleri irdelenecektir.

Londra İsyanı, Burjuva Demokrasinin Sınırlarını Gösterdi!

Londra Sokak isyanı iki şeyi açığa çıkartı!

Birincisi; “yedi yüzyıllık demokrasi geleneğine sahip” diye övülen İngiliz burjuva demokrasinin sınırlarını çok net gösterdi bu isyan. Başbakan David Cameron’un isyancı gençleri “hasta” ilan etmesi, polise plastik mermi kullanma izni vermesi, eylemlere katılan gençlerin ailelerine “yardımların kesileceği”, “sosyal erişim ağlarını kapatılabileceği”, dahası “polisin işini hafifletmek için ordunun sorumluluk alması da dâhil her şeyi değerlendiriyoruz” tehditleri, İngiliz burjuva demokrasinin sınırlarını net sergiledi. Hedef özel mülkiyet olunca rejim için demokrasiyi ortadan kaldırmak da dahil her şeyin mubah olduğu bir kez daha görüldü.

İkincisi; siyahî bir gencin polis tarafından öldürülmesi ile patlak veren yoksulluğa ve ayrımcılığa karşı isyan, Paris 2005’teki Kuzey Afrikalıların isyanını hatırlattı. Paris isyanı gibi Londra isyanı da burjuvaziyi ürküttü, villalarında rahatsız etti. Dün Paris’te, bugün Londra’da olanlar; sistemce dışlanan, her gün her saat sokağa fırlatılan gençliğin en çeperdeki halkasının, “tüketin” diye sürekli kamçılanan ama tüketemeyen, reklamlarında gören ama ulaşamayan gençlerin isyanıdır. Onlar “çapulcu”, “hırsız” değiller. Onlardan birinin zenginlere hitaben; “Londra her gece sizin ama bu gece bizim” demesi, gençlerin hedef ve ruh hallerini özetliyordu. Ne var bunda? Siz burjuvaların her yıl, her ay, hatta her gün parayla yaptığınız alış verişi, gençler sadece bir, iki günlüğüne camları indirerek yapabildiler! Onlar zenginlik düşmanı değiller! Paylaşılmayan ve azınlık tarafından lüksçe tüketilen savurgan zenginliğin düşmanıdırlar!

Eğer bu sistem böyle devam ederse, bugün AVM’ne, bankalarınıza saldıran isyancılar yarın villalarınızı başlarınıza yıkacaklar, sayısını artıracağınız polis ve asker gücüyle de bunun önüne geçemeyeceksiniz!

Üçüncüsü; Afrika Boynuzu denilen bölgede 12 milyon civarında insan açlık nedeniyle ölüm pençesinde. Afrika genelinde ise 40 milyon civarında insan kronik açlıkla yüz yüze ama esas tehlike son 60 yılın kuraklığının en şiddetli yaşandığı Somali, Etiyopya, Kenya, Eritre, Tanzanya, Uganda ve Burundi’de yaşanıyor. Sadece Somali’de 3 milyon 700 bin kişi ölümle yüz yüze gıda yardımını bekliyor. Aynı nedenle 500 bin çocuk ölüm sınırında. Son 3 ayda açlıktan ölen çocuk sayısı 29 bin!

BM gıda yetersizliğinden kaynaklanan açlık ve ölümleri engellemek için 2 milyar doların gerekli olduğunu belirtiyor. Hatta ölümlerin engellenebilmesi için acilen 1 milyar 300 milyon dolara ihtiyaç var deniliyor. Bir gecede 3 trilyon dolar kaybeden küresel kapitalizmin borsa egemenleri neden bunun sadece yüzde biri bile olmayan 1 milyar 300 milyon doları yardım olarak vermiyor! Dahası her biri tek başına 40, 50, 56, 74 milyar dolar servete sahip olan Helu’lar, Gates’ler, Buffet’ler, Bernard’lar Afrika’da milyonlarca insanın açlıktan kırılmalarını engellemek için neden servetlerinin sadece 1/50’ni vermiyorlar? Bu kepaze herifler neden halen “demokrasi, eşitlik, özgürlük, adalet, insanlık” gibi kavramları ağızlarına alıp kirletiyorlar! Çocuklar açlıktan ölüyorlarsa, bir bütün olarak insanlığın yere serildiği çizgidir!

Somali trajedisinin bir diğer yüzü ise; insanlar özellikle kadın ve çocuklar ekmek ve su bulamadıkları için yollarda, tarlalarda ölüyorlar ama Somali ordusunun elinde savaşta kullandığı ABD yapımı kobra helikopterler, tanksavar ve makineli tüfekler eksik değil. Devlet başkanı Şeyh Ahmet açlıktan kırılan halkının sorununa çözüm aramak yerine “Somali ordusunun El Şebab örgütüyle mücadelede zaferle çıkacağından” söz ediyor!

Açlıktan cılız düşmüş vücutları üzerindeki kocaman kafaları, ürkütücü düzeyde büyümüş gözleri ve şişmiş karından ibaret hale gelen çocukların basına yansıyan fotoğrafları, kapitalist uygarlığın yüz karasıdır! Dahası insanlığında kırılma noktasıdır!

Bugünün teknoloji koşullarında insanlar, bir deri bir kemik olarak sırtlarında çocukları 300, 400 km yolu aç ve susuz yürüyerek bir damla suya, bir lokma ekmeğe ulaşmaya çalışırken “yürüyemeyen akrabalarımızı yolda bırakıyoruz akıbetlerini bir daha öğrenemiyoruz” diyorlarsa bu yine mevcut kapitalist uygarlığın utancıdır! İnsanlığında kırılma noktasıdır!

Küresel ısınmanın uluslararası boyutunu görüşen BM Güvenlik Konseyi, Somali’de kıtlık ilan eden toplantının ardından Genel Sekreter Ban Kimoon; “Giderek kötüleşen hava koşulları hem zengin hem de fakir ülkeleri tehdit ediyor. Güvenlik boşluklarının doğmasına neden oluyor. Bu yüzden küresel ısınma uluslar arası barış ve güvenliği tehlikeye sokuyor” dedi. Bu tespiti, gelecekte kıtlık ve seller artacak, Güneyin yoksul ülkelerinden zengin Kuzeye doğru gerçekleşecek büyük göçlere bağlı olarak gıda, su kıtlığı devletleri istikrarsızlığa sürüklenecek ve bu durum savaşlara yol açacak olarak okumak gerekiyor. Zaten NATO’da bunu engellemeye hazırlanıyor, çünkü göçün esas Kuzey ülkelerine olacağı korkusu var NATO’da.

Kaldı ki NATO Lizbon zirvesinde, küresel ısınma, iklim değişiklikleri gibi gelişmelere bağlı göç hareketleri de, NATO’nun yeni sorumluluk alanına sokuldu ve askeri konular kapsamında ele alınmıştı. Demek ki giderek NATO ülkeleri için, iklim değişikliği sonuçları nükleer silah gibi tehditlerden daha fazla önem kazandı.

Tarım Ve Gıda da Yaşanan Kırılganlığın Ve Açlıktan Ölümlerin Nedenleri

Küresel kriz ve kırılganlıklardan en az etkilenmesi beklenen tarım ve gıda ürünlerinin, küreselleşme trendi nedeniyle en fazla etkilendiği görülmektedir. Bir kıtada, bir bölgede beklenmedik bir doğa eylemi (seller, sıcak hava dalgaları, kuraklık) ile paralel tarım tekelleri ve spekülatörlerin hızla bu eyleme yanıt vermesiyle (vurgun yapmak için stok yapması, fiyatlarla oynaması vb) etkilerinin de bir anda küresel çapta yayıldığını görmekteyiz. Bu nedenle, BM Gıda Ve Tarım Örgütü (FAO), son yıllarda sıklıkla belli başlı tarım ürünlülerinde fiyatların hızla yükselmesi nedeniyle uyarmaktadır. Öyle ki Dünya Ekonomik Forumu, 2008 Davos zirvesindeki tartışmaların gündemine taşımak amacıyla, “küresel riskler” başlığı altında gıda sorunlarına özel bir yer vermek zorunda kalmıştı.

Kapitalist sanayileşme zihniyetinin küremize egemen olmasıyla paralel tarım küçümsenmiş ve “olsa da olur olmasa da olur, üretenler var alırız, önemli olan sanayidir” bakışıyla tali plana itilmişti. Varsa yoksa sanayi ve sanayinin temel enerji birimi olarak da petrol ve doğal gaz! Son yıllarda enerji meselesi kapitalist sanayileşme paradigmasında halen stratejik önemini koruyor ama birden bire tarım ve gıda ürünleri de, petrol ve doğal gaz kadar hatta ondan daha fazla stratejik önem kazanmaya başladı! Neden, ne gibi yeni gelişmeler oldu?

Bu soruların yanıtı üzerinde derinlikli durmalıdır. “Fırat Dicle havzasının bereketli toprakları herkesi besler” tarzından klasik bir yanıtla yetinmemeliyiz.

Küresel çapta insan, giderek bir gıda krizi ile yüzleşiyor! Son yıllarda gıda fiyatları beklenmedik oranlarda artıyor. Tarımda teknolojik girdilerle sağlanan bunca prodüktiviteye rağmen küremezde açlık giderek yaygınlaşıyor! Niye?

1 – Malthus, “insanlığın çoğalmasının kaçınılmaz bir şekilde insanlığı yok edeceği”ni savundu. Fakat küremiz halen mevcut olandan çok daha fazla insanı besleyebilir ama temel bir şartla; insan tüketimini disipline eder ve yaşamsal ihtiyaçlarıyla sınırlandırırsa! Fakat hızlanan küreselleşme trendi ile paralel yaşandığı gibi, burjuvazi daha fazla kar hırsıyla milyarlarca insanın yeme, giyinme, barınma ihtiyaçlarını sürekli yeni girdilerle kamçılarsa, kullan at kültürünü hâkim kılarsa, bir değil beş dünya kaynaklarının yetmeyeceği genel kabul ediyor. Demek ki halen esas sorun insanlığın çoğalması değil, kapitalist tüketim kültürünün doğada ne var ne yok kar hırsıyla pazara sürmesinde yatıyor. Gerçekten de “bir meta uygarlığı olan kapitalizmde, üretimle ihtiyaçların tatmini arasındaki bağ kopmuş durumdadır.”

Dahası var; kapitalist kalkınma modeline uygun büyüme toplumsal olduğu kadar geri dönüşü olmayan çevre tahribatlarına yol açıyor ki bu modele uygun üretim tüketim devam ederse gerçektende bir değil, beş tane yerküre yetmeyecektir. Kapitalizmle birlikte insanlığın gündemine giren ve en fazla 400 yıllık bir geçmişi bulunan iktisadi büyüme ve kalkınma işçiler, halklar için yoksullukla birlikte doğa kaynaklarının tahribi ve eko sistemlerin bozulmasına yol açmaktadır.

2 – Batılı adamın kaygısı düşündürücüdür: “Dünyanın önündeki en büyük sınav 100 dolarlık petrolle yaşayabilmesi değil, gelişmekte olan ülkelerdeki yeni orta sınıfın bizim orta sınıflar düzeyinde yemek yiyebilmesini sağlayacak gıdayı bulmak. Bunun için üretimin çok belirgin artması lazım” diyor. Birincisi bu cümle, Batılı adamın hem benciliğini hem de açgözlülüğünü özetliyor. İkincisi üretim artışının da sınırları olduğunu unutuyor. Çünkü dünyada ekilebilir toprağın, kullanılabilir suyun ve diğer kaynaklarının da bir sınır vardır. Yedi milyar insan bir yana sadece Çin ve Hindistan nüfusu AB ve ABD düzeyinde tüketim kültürüne çözülürse (ki hızla çözülüyor, çünkü burjuvazi bunu tüm araçlarla hızlandırıyor) o zaman 5 dünyanın kaynakları buna yetmez. Hatta şimdiden 1 milyar 350 milyon nüfusuyla Çin hangi ürün ya da ürünlerde ithalata yönelse o ürünlerde dünya gıda fiyatları alt üs oluyor. Örneğin toplam dünya nüfusunun % 40’a yakın insan barındıran Çin ve Hindistan’da kırsalın çözülerek kentlerin büyümesi ile paralel süt, et, ekmek ve sebzeye talep artışını olağan üstü büyütüyor.

“Giderek daha az insan daha çok mal üretmektedir. 1810’da ABD’de işgünün %80’nin tarımda istihdam edildiği tahmin edilmektedir. 1910’da %30’a düşmüştür, bugün yaklaşık olarak %3’tür ve biz yine de dünyayı besleyebilecek durumdayız” diyor. (Walter B. Wriston Ulusal Egemenliğin Sonu sy 82)

Somali ve Doğu Afrika topraklarının ölüm tarlalarına dönüştüğü günümüzde yukarıda ki alıntı ABD burjuvazisi şahsında dünya burjuvazisinin bencil yüzünü çıplak sergilemektedir. Sormazlar mı size; madem dünyayı besleyebilecek durumdasınız, Somali’de insanların açlıktan ölmelerine niye seyircisiniz? FAO verilerine göre dünyada 940 milyon olarak belirlenen insan niye aç? Her yıl dünyada açlar kitlesine 70 milyon yeni insanın katılmasını niye engellemiyorsunuz?

Engelleyemezsiniz çünkü yaşanan gıda krizi, açlık ve ölümlerin temelinde, insanın yaşamsal ihtiyaçlarıyla sınırlı üretim-tüketim yerine, kâr amaçlı pazar için üretim zihniyeti yatmaktadır.

3 – Gıda krizinin bir diğer nedeni toprağın yorgunluğudur! Birden fazla nedenle toprak tıpkı canlı insan gibi yoruluyor ve giderek güçten düşüyor. Toprağın yeterince nadasa bırakılmaması, yapay sulamanın yarattığı tuzlanma, endüstriyel ilaç ve gübreler, toprak bileşimindeki eksiklikleri büyütüyor ki bu da tabir uygunsa toprağın yorulmasının ötesinde hastalanmasına yol açıyor. Unutmayalım ki organik bir parçası olduğumuz toprağın eksiklikleri de i nsan bünyesindeki eksikliklere benzer. Nasıl kan tablomuz ya da temel organlarımızdan biri sorunlu olursa hasta oluruz toprak da öyledir. Saman tadında domates, kabak tadında karpuz benzeri sebze ve meyve yememiz buradan geliyor ki giderek buda bulunmayacak. Bugün Somali de yarın küremizin diğer alanlarında!

Kısacası, küresel ısınma, aşırı su kullanımı ve toprağın kirlenerek güçten düşmesi, son yıllardaki gıda fiyatlarındaki artışın bir diğer neden olarak gözüküyor. Buna zincirleme etkileri ekleyelim. Örneğin, buğday fiyatlarındaki artış ekmek fiyatını, mısırdaki fiyat artışı yem fiyatlarını dolaysıyla, kırmızı ve beyaz et fiyatlarını, yağlı tohumların fiyatlarındaki artış sıvı yağ fiyatlarını dolaysıyla yağlı gıda maddeleri fiyatlarını artırması gibi! Zincirleme etkilerin son halkası, halkların artan gıda fiyatları nedeniyle büyüyen isyanlarıdır!

4 – Küresel ısınma ve yol açtığı sonuçlar, petrol fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerini artırması, nüfus artışı, kentleşme vb. bütün bunların elbette ayrı, ayrı rolü vardır ama esas neden bunlar değil. Bunların oluşmasında da temelde rol oynayan asıl neden; ihtiyaçlarla sınırlı üretim yerine, kapitalist düzende kâr ve piyasa için gerçekleştirilen üretim ve dolaysıyla tüm reklam araçlarıyla tüketimin kamçılanmasıdır.

Gıda fiyatları artıkça zengin ile yoksul arası uçurumda artıyor. Bu durum öncelikle her ülkenin kendi içerisinde sınıf savaşımı olarak gelişecek, gelişiyor da! Çünkü gelirinin büyük kısmını gıdaya ayırmaları nedeniyle artan gıda fiyatları en çok yoksulları etkiliyor ki zaten zenginleri korkutan sosyal patlama tehlikesi de buradan güncelleşiyor. Aynı sorun, gelişmiş emperyalist ülkelerle geri kalmış yoksul ülkeler arasında da çatışmaya yol açabilir.

Açlık ile politik aktiviteler arasında ciddi bağlantılar daima bulunur. Gıda fiyatlarındaki artış her yerde beraberinde sosyal, siyasal başkaldırıları getirmiştir. BM görevli J. Sheeran; “geçen yılki gıda fiyat artışlarının Dünya genelinde 30 ülkede sosyal isyanları tetiklediğini” belirtir. Sheeran, “aç bir Dünya tehlikelidir. Yiyecek bulamayan insanların üç seçeneği var; ayaklanmak, göç etmek ya da ölmek. Elbette bu üçü de bizim için kabul edilemez” diyor.

İşte kırılgan gıda fiyatlarının, işte işçi emekçi yoksulların isyanının belli başlı nedenleri. Ve NATO’nun gıda krizleri nedeniyle yaptığı savaş hazırlığı!

Sonuç Olarak

Yukarıdaki tabloya, hava ve gıdanın biyolojik yaşamın temel unsurları olmasını, küresel iklim değişikliğiyle paralel güncelleşen kuraklığın tetiklediği gıda riskinin büyümesini de ekleyelim.

Dünya tarımında gelişen büyük teknolojik gelişmeye rağmen, kapitalizm insanlığın yaşamsal gıda ihtiyaçlarını karşılamıyor, karşılayamıyor. Kapitalist endüstriyel tarımcılığa yanı tarımsal üretimi artırmak için, tarım ve hayvancılığa onca teknolojik ve kimyasal müdahaleye rağmen halen 1 milyar insan aç! Ayrıca bu müdahaleler “deli dana”, “şap salgını” vb birçok sağlık sorununa da yol açmaktadır.ac-cocuklar

Bu tablo, küresel çapta gıda kıtlığı merkezli halk isyanlarının giderek artacağının ciddi sinyallerini veriyor. Ekonomik büyüme var ama bu istihdam yaratmazsa, artan emek üretkenliği ücretli emek gücüne yansımazsa, yoksullar yaşamsal ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırlarsa isyan ve ayaklanma kaçınılmaz olur. İsyanlar, büyük isyanların verileri artıyor, çünkü küremizde eşitlik, adalet ve özgürlük yok buna karşın açlık, işsizlik, artıyor!

Hep dedik teknoloji yenilmez içilmez! Bilgisayar, cep telefonu, sosyal erişim ağları vb. bunlar insan yaşamını kolaylaştırıyor ama biyolojik yaşam için vazgeçilmez değillerdir. İnsanın biyolojik yaşamının vazgeçilmezleri, hava-güneş ve gıdadır. Bunların yaşamsal ihtiyaçlarla sınırlı tüketilmesi gerekiyor! Dolaysıyla kapitalizmin işleyen yasası olan, “toplumun ekonomiye tâbi” olması yerine ekonominin topluma, toplumun yaşamsal ihtiyaçlarına tabi olması gerekiyor!

“Plan ama yaşamsal ihtiyaçların planlanması!

Üretim ama yaşamsal ihtiyaçların üretilmesi ile sınırlı üretim!

Tüketim ama yaşamsal ihtiyaçların tüketilmesi ile sınırlı tüketim!

Fransa’da Le Humanite tarafından her yıl düzenlenen festivalde rastladığım bir tablo aslında insan ve diğer canlıların ilişkisini çıplak sergilemektedir.

Fruit des Mer yanı deniz ürünlerini servis yapan lokantalarda insanı en azından beni dehşete düşüren tablolar görmüştüm. Deniz altında ne kadar canlı ya da börtü böcek varsa onları pişirip müşteriye servis yapan lokantalarda ki insan manzaraları dehşet vericiydi. Bir masa etrafında toplanmış birkaç kişi ve her birinin önüne zıkkımlanması için konulan tepsiler dolusu deniz ürünleri! Bu ürünleri yemek daha doğrusun koca bir kemik iskeletinin içindeki ya da etrafındaki bir iki küçücük et parçacıklarını alıp yemek için kullandığı özel çubuklar ve aletlerle insanoğlu tam anlamıyla bir yamyamlığı sergiliyordu!

Yedi milyar insan bir yana iki milyar insan bile aynı düzeyde deniz ürünlerini zıkkımlarsa bir değil beş dünyanın deniz ürünleri buna yetmez!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.