Kadın / Sosyalizm Yazıları

İKİ ANAYI İKİ ADSIZ KAHRAMANI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAĞIZ!

İki Anayı, devrimin, sosyalist mücadelenin iki gerçek adsız kahramanını ve Kürt halkının iki can dostunu, özelde de kendilerinin çocukları yaşında olmama karşın örgütlediğim yoldaşlarımı yitirmiştim. Her iki Ana’da devrim ve sosyalizm mücadelesinde Maksim Gorki’nin Ana romanındaki kahramanın farklı versiyonlarıydı.

 

İKİ ANAYI

İKİ ADSIZ KAHRAMANI MÜCADELEMİZDE YAŞATACAĞIZ!

Nefise İrier ve Dürdane Çıldır! Komünistlerin, devrimcilerin iki anasını yitirdik. Birini yani Dürdane anayı (20-11-2002) yitirdik ki ölümünün üzerinden altı yıl geçti. Ölümüne yakın son günlerinde hatta son saatlerinde Dürdane ananın yanındaydım. Eğilip kulağına “diren daha devrimi göreceğiz” dediğimde sevinç dolu gözleri yaşarmıştı. 

Fakat Nefise anadan yıllardır arada bir ancak haber alabiliyordum. Alzheimer hastası idi, kimseyi tanımıyordu Nefise ana! Kısmen duyarsızlığımızdan, kısmen pratik mücadelenin sorunları peşinde koşuşturmaktan ve kısmen de yakın tarihimizin ve tarih tanıklarının üzerine zamanın yığılmış olmasıyla Nefise anayı unutmuştum ki Birgün gazetesindeki ilanla birden irkildim. Nefise ananın ölüm ilanı beni yıllar öncesine taşıdı. Ve denilebilir ki beynim bir anda anıların, hücumuna uğradı. Nefise İrier’i de 7 Aralık 2008’de yitirmiştik.

Nefise ana Tokat il merkezinde, Dürdane ana ise Niksar ilçe merkezinde ilk örgütlediğimiz iki devrimci ana, iki güzel insandı. Biz mi iki anayı örgütledik yoksa iki ana mı bizi örgütledi? İkisinde de doğruluk payı vardır. Bizim için, özelde de benim için iki anayı örgütlemek, parti örgütlenmesini o bölgede ilk sağlam temellere dayandırmanın başarısı iken, iki ana için ise halkların kurtuluşu uğruna mücadele eden gençlere sahip çıkmak dahası onların kavgasının bir bileşeni haline gelmenin mutluluğu söz konusu idi.

Her parti ve örgütte hareketin temsilcisi, sekreteri ya da vitrininde yer alan kadroların bulunmasının  yanı sıra  tanınmayan adsız kahramanları da az çok ama mutlaka vardı, olmuştur. Örgütün “küçük” ama önemli sorunlarını omuzlayan, çözümleyen ve örgüt inşasının olmazsa olmaz yapı taşlarını oluşturan ancak bulundukları yerelin dışında ne parti ne de kamuoyu tarafından bilinmeyen adsız kahramanlardı onlar. Bizde de örgütün genel işçi emekçi karakteri nedeniyle bu adsız kahramanlardan epeyce yoldaşımız vardı ve bir kısmı halen yaşıyor.

Yeri gelmişken bir çağrı yapmak istiyorum: Tokat, Amasya, Antep, Adıyaman, Çukurova, Diyarbakır, Urfa, Malatya, Kars, Mardin…vb. alanlarda bir kısmı halen yaşayan epeyce adsız kahramanımız bulunuyor. Çoktandır bu adsız kahramanları doğrudan konuşturan, yakın tarihin görünmeyen yüzünün tanıkları olarak söyleyeceklerini bir kitapta toplanması gerektiğini hep düşündüm ve bunu yer yer de dile getirdim. Ancak birçok nedenle bunu yapamadım bundan böylede yapmam zor. Fakat adsız kahramanlar adı altında bir çalışmayı başlatacak olan dost ya da yoldaşa destek olurum. Bu çalışmayı yapacak olan yoldaşın elini çabuk tutması lazım, çünkü adsız kahramanların yaşları gereği teker teker aramızdan ayrılmalarıyla sayıları her gün azalıyor!

İki ana hakkında söyleyeceklerimle, onları tanımayan okuyucuya yeterince tanıtabilir miyim? Bundan emin değilim. Ama yine de haklarında birşeyler yazacağım. 

Nefise ve Dürdane ana gerçekten güçlü iki kişilik ve ilerici toplumsal eğilimi temsil ediyorlardı. Sözünü sakınmayan, dobra, cesur olmak gibi ortak yanlarının yanı sıra özgün farklılıkları da vardı. “Kurtdan korkan ormana girmesin” deyimi iki anayı tarif etmede ortak bir özellik idi. “Lan korkmayın gelecekleri varsa, elleem görecekleri de vardır” sözü faşistlere dönük sıkça dile getirdikleri bir deyimdi. Başka bir ifade ile Dürdane ve Nefise ana fırtınadan kaçıp uzaklaşan değil aksine fırtınanın üstüne üstüne giden hani fırtına arayan gemi misali eylemlilik hali, iki ananın davranışlarının önemli özelikleri arasındaydı.

Faşistler, öğretmen okulunda devrimci öğrencilere saldırdıklarında, Kaleardı mahalle halkıyla özelikle kadın ve çocuklarla birlikte faşistleri taş yağmuruna tutarak püskürten Nefise ana; kimi yoldaşlarla birlikte Niksar’ın Geyran köyüne giderken organ sekreterinin evini terk ettiğini Cu`dan öğrenince silahlarla birlikte ayazda kaldığımızda imdadımıza yetişip bizi Reşadiye’nin Büşürüm köyüne taşıyan ve kardeşi Muhtara “korkma lan senin canın yoldaşlarınkinden tatlımı” diyerek orada kalmamızı sağlayan Dürdane ana! Buraya sığdıramayacağımız eylem ve etkinlikte yaşayarak gördük ki iki ana; davranıp ölmeyi, durup ölmeye tercih eden bir kişiliğe sahiptiler.

Eylem ve mücadele, yüzleşmek zorunda oldukları bir fiilden çok bilinçli tercihleriydi. Belki aydınlar gibi işin teorisini yapmıyorlardı, ama benim iki ananın pratiğinden algıladığım; eylemi, mücadeleyi bireyin (insanın) daha fazla özgürleşmesinin aracı olarak görüp ona göre davranıyorlardı. Doğruya, güzele, özgürleşmiş insana ancak mücadele ile ulaşabileceklerine inanıyorlardı.

Tanıdığım andan itibaren iki iki ana bize, devrimci gençlere evlerinin kapılarını açtılar. Üstelik Türk ve Alevi inançtan gelen iki ana bizim gibi Urfa’lı, Diyarbakırlı, Dersimli Kürt ve Sünni inanca sahip toplumdan gelen gençlere evlerini açmakla kalmadılar kavgamızın bir parçası oldular ve bize yönelik her tehlikede can siperane göğüs gerdiler. Vurgulamak istedim, iki ana din, mezhep ve etnik kimliğin çok ötesinde devrimcilerin analarıydılar.

Özetle halkın, halkların zulme ve sömürüye karşı öfkelerinin doğal temsilcileri olan iki adsız kahramanını yitirdik. İki adsız kahramanı, iki eylemci anayı ve ancak mücalele ile insanın özgürleşip güzelleşeceğine inanan iki insanı yitirdik. Sevgi ve mücadele arzusu başta olmak üzere her açıdan yüreklerinin hacmi çok geniş olan iki güzel insanımızı yitirdik.

İki anaya şunları söylemek istiyorum:

Eğer organik bir parçası olduğunuz toprakla bütünleşerek bizi ve yaptıklarımızı hissediyorsanız; eğer görünmeyen bir haberleşme aracıyla bize/bana “ne yapıyorsunuz” diye soruyorsanız ya da soracak olursanız:

Devrim kuyusundan su çıkarıncaya kadar kuyuyu kazmaya devam ediyoruz. Hatta kuşatılmış bir ordunun askerleri misali tek kurtuluş yolu olarak belki de çılgınca bir kuşatmayı yarmaya girişen ataklık gösterisi de denilebilinir yaptıklarımıza. İşte öyle bir şey! Ha şunu da ekleyeyim;

En büyük yargıç eger insanın kendi vicdanı ise kendi payıma vicdanen rahatım. Hani öbür yaka da olur ya yolumuz yeniden kesişirse bir bir size aktarabilirim rapor halinde!

Biz kuşatmayı yarmaya çalışırken, derken kapitalizmin kendi çelişkileri üzerinden küresel kriziyle yüzleştik. Kapitalizme sonsuz ömür biçenler, liberalizmi en kalıcı sistem olarak sunanlar son aylarda yanıldıklarını itiraf etmeye başladılar. Yani anlayacağınız kapitalizmin ömrü tahmin ettiğimizden daha kısa olacaktır. Girilen süreç sol-sosyalist-komünist hareketin yeniden güçleneceği süreçtir. Bunu en son Yunanlı çocuklar, gençler eylemleriyle bize gösterdiler. Aynı çocukların imzasını taşıyan ve yaşlı kuşakları eleştiren şiirini, yaşamları boyunca devrimci çocuklara sahip çıkan iki devrimci ananın anısına sunuyoruz.

 

Yunanistan’da polis kurşunuyla ölen gence arkadaşlarının yazdığı şiir

“DAHA GÜZEL BİR DÜNYA İSTİYORUZ

Bize yardım edin

Terörist, Anarşist değiliz

Sizin çocuklarınızız

Hayal kuruyoruz…

Öldürmeyin hayallerimizi

Hız aldık… kesmeyin hızımızı

Hatırlayın…

Bir zamanlar siz de gençtiniz

Şimdi paranın peşindesiniz, 

Sırf gösteriş ilgilendiriyor sizi

Şişmanladınız saçlarınız döküldü

Unuttunuz her şeyi

Bizi desteklemenizi beklerdik

İlgilenmenizi…

Bir kere olsun iftihar etmenizi bizimle

Boşuna…

Yalan hayatlar yaşıyorsunuz, 

Başınızı öne eğdiniz

Pantolonlarınızı bile indirdiniz

Öleceğiniz günü öyle bekliyorsunuz

Hayal kurmuyorsunuz, 

Aşık olmuyorsunuz, 

Yaratıcı değilsiniz

Sadece satın alıyor ve satıyorsunuz

Her yerde maddecilik. 

Sevgi yok.

Sahici olan hiçbir şey yok hiçbir yerde

Nerede velilerimiz… 

Nerede onca sanatçı

Niye bizi korumak için sokaklara dökülmüyorsunuz

Öldürüyorlar bizi burada

Yardım edin.”

İmza: Çocuklar 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.