Genel / Kurdî / Kürdistan / Tarih

DEVLET YETKİLİLERİ DERSİM’DE SOYKIRIM YAPTIĞINI KABUL EDER!

Dersim Soykırımın 84. yıldönümünde yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz! 1938 soykırımını lanetliyoruz!

25.12.1935 Tunceli Kanunu’n çıkarılması soykırımın ilk adımı ya da hazırlığıdır! Çünkü bu Kanun, 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulunun “tedip” ve “tenkil” harekâtı için çerçeve oluşturur. Dersim’de Devlet ne yaptı? Yapılanlara devlet yetkilileri ne dedi? Bunu savunmamızdan aktaracağız. Bu konuda KKP hakkında açılan kapatma davası ile ilgili, T.C.  YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI’na ilettiğimiz;

“KONU: 13/12/2018 tarih ve 2018/51047475/603 sayılı Kürdistan Komünist Partisi (KKP) Tüzük ve programı hakkındaki ihtar ve istemlerinize ilişkin tutumumuzu içermektedir” dediğimiz KKP kapatma Davasında ilk savunmamızdan Paylaşacağımız bölümde Türk devlet ve Hükümet yetkililerinin katliam/soykırım hakkında söylediklerini paylaşacağız.

6 Ocak 2019 tarihli Savunmamızdan:

c – Türkiye Cumhuriyetinin Kürtlere nasıl baskı, sürgün, zoraki kitlesel göç, katliam ve hatta soykırım yaptığını bizzat Türk yetkililerden aktaralım!

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, KKP programında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurulduğu günden beri başta Kürt halkı olmak üzere Türk ve Müslüman olmayan halklara sistematik baskı, sürgün, zoraki kitlesel göç hatta katliam ve soykırım uyguladığını yazmamız nedeniyle bizi “değiştirin” diye uyarıyor.  Aşağıda Türk Cumhuriyeti’nin üç önemli yöneticisinden konuyla doğrudan ilintili uzun alıntılar aktarıp yorumunu size bırakacağız.  İlki, İhsan Sabri Çağlayan, İkincisi, Recep Tayyip Erdoğan ve üçüncüsü General Muhsin Batur.

Bir; Kemal Kılıçdaroğlu, İhsan Sabri Çağlayan ile Dersim 1937/38 soykırımı üzerine yaptığı röportajdan aktarıyorum:

Kemal Kılıçdaroğlu: Abdullah Paşa o ara Elazığ’da…

Çağlayangil: Elazığ’da. Ben de Malatya Emniyet Müdürü’yüm. Haliyle otomobile bindik Elazığ’a gittik. Abdullah Paşa bizi misafir etti. Harekât başlayalı 1-2 ay olmuştu. Abdullah Paşa dedi ki ‘Bu kefereyi kıstırdım; ekinlerini yaktım uçakla. Mağaralara iltica ettiler. Fakat dağlık arazi karargâh-ı Munzur’da’ dedi. ‘Bu dağları tuttular. Bu dağları bir mavzerli alay tutabilir. Öyle geçitler var’ dedi.

Röportajın devamında Çağlayangil şöyle diyor: “…Neticeyi söylüyorum. Bunlar kabul etmediler, mağaralara iltica etmişlerdi. Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu. Hükümet otoritesi de köye ve Dersim’e girdi. Bugün Dersim’e rahatça gidebilirsiniz. Jandarma da girer, siz de girebilirsiniz” diyor. (Aktaran Soner Yalçın 22 Ağustos 2010 Hürriyet Gazetesi)

İki; Başbakan Erdoğan, 23.11.2011 tarihli AKP’nin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda Başbakanlık’ın Dersim olayları ile ilgili arşivini açıklarken;

“DERSİM 1938 KATLİAMI

-Bu ülkenin güçlenmesinin önündeki en büyük engellerden biri tarihiyle yüzleşememesidir.

-Red ve inkâr politikalarıyla yüzleşmeden Kürt meselesinin çözülemeyeceğini biliyorum.

-Biz her konu ile yüzleştik, çözüm için önemli adımlar attık.

-Kılıçdaroğlu ‘Dersim isyanında analar ağlamadı mı’ diyen partiliye sahip çıktı.

-Bizim Dersim’e ilgimiz siyasi bir ilgi değildir.

-Benim Dersim’le tanışmam, Necip Fazıl Kısakürek’in ‘Son devrin din mazlumları’ kitabıyla olmuştur.

-Kimsenin konuşmaya cesaret edemediği Dersim meselesini merhum Necip Fazıl bir nesile anlatmıştır.

-Seyid Rıza’nın 1915’te işgalcilere karşı savaştığı için madalya aldığını niye söylemiyor?

-Dersim’de adım adım hazırlanmış bir operasyon düzenlendi, bu konuda raporlar var.

-Başbakanlık arşivi açıktır, Kılıçdaroğlu incelemek istiyorsa inceleyebilir

-Raporda ‘Dersim çıbandır, bu çıban üzerinde ameliye yapmak farzdır’ deniyor.

-Raporda göç ettirilecek aşiretlerin listesi ve bunun yöntemi var.

-Sayın Kılıçdaroğlu, bunlardan haberin vardır da söylemiyorsundur.

-1935’te çıkarılan bir kanun var, Tunceli’nin idaresi hakkında, Kanunda vali ve kumandanın insanları göç ettirme yetkisi bile var.

-Dersim’de kadın ve çocuklar katledildi.

-Devlet olarak özür dilememize mani bir şey yok ama bu işin başında CHP zihniyeti var.

-Madem yeni CHP’sin çık eleştir.

-Dersim olayları sırasında orada asker olan Muhsin Batur, yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum’ diyor.

-Çocukların öldürülmeleri emri veriliyor ama bu emri yerine getirilecek biri bulunamıyor. Ama sonra bir kişi 20 çocuğu öldürüyor.

-Seyit Rıza’nın öyküsü yürek burkar.

-Sayısız insan katledildi, göçe zorlandı. Rahatsız mı oldun Kılıçdaroğlu?

Devlet adına özür dilerim

-9 Ağustos 1939 tarihli bir belgede Dersim’de 13 bin 806 kişinin öldürüldüğü ifade ediliyor.

-Sayın Kılıçdaroğlu nereye kaçıyorsun yahu? Bunlardan nasıl sıyrılacaksın?

-Ben mi özür dileyeceğim, sen mi özür dileyeceksin?

-Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben bu özrü dilerim.

-Dersim’le ilgili bir başka belge 23 Aralık 1938 tarihli. 11 bin 683 kişinin sürüldüğünü anlatan karar… Altında İsmet İnönü’nün imzası var.

-Ben belgeyle konuşuyorum. Beyefendi diyor ki arşivi aç, arşiv zaten açık.

-Dersim yakın tarihin en trajik olaylarındandır. Cesaretle sorgulanmayı bekleyen bir faciadır.

-Bununla yüzleşmesi gereken AK Parti değil CHP’dir, CHP’nin Tuncelili genel başkanıdır” diyor!

Üç; Muhsin Batur’dan dinleyelim:

“Batur, anlatmamayı tercih ediyor, özür diliyor. Milliyet Yayınları’ndan çıkan “Anılar ve Görüşler- Üç Dönemin Perde Arkası” kitabında (sayfa 25) ise Muhsin Batur, Dersim harekatında yer alan emekli bir general olarak, bunun bir katliam olduğunu doğrularcasına şunları söylüyordu:

…Günlerden bir gün Alayımıza emir geldi… tren yolu ile Elazığ’a intikal edilecek, bir süre orada eğitim gördükten sonra o zamanlar Dersim denilen bölgeye gideceğiz. Tren yolculuğumuz 40 kişinin paylaştığı kapalı yük vagonlarında pek ilkel ve zor koşullar altında gerçekleşti, Elazığ’ın biraz uzağında Harput’un eteklerinde çadırlı ordugâh kurduk ve bir müddet sonra ilk durak Pertek olmak üzere harekete geçtik ve iki ayı aşkın bir süre özel görev yaptık. Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” diyor!

Öncelikle Kürt halkına yapılanların adını koyalım; bizim ve diğer Kürdistan partilerinin programlarında yazdıkları Türk Devlet yöneticilerinin aktardıklarının yanında zayıf kalıyor! Özetle;

*‘Bu kefereyi kıstırdım; ekinlerini yaktım uçakla. Mağaralara iltica ettiler” General Abdullah!

*“Ordu zehirli gaz kullandı. Mağaraların kapısının içerisinden bunları fare gibi zehirledi. Ve yediden yetmişe o Dersim Kürtlerini kestiler. Kanlı bir harekât oldu” İhsan Sabri Çağlayangil!

*“Dersim’de kadın ve çocuklar katledildi

-Sayısız insan katledildi, göçe zorlandı. Rahatsız mı oldun Kılıçdaroğlu?

-Ağustos 1939 tarihli bir belgede Dersim’de 13 bin 806 kişinin öldürüldüğü ifade ediliyor.

-Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ben bu özrü dilerim.

-Dersim’le ilgili bir başka belge 23 Aralık 1938 tarihli. 11 bin 683 kişinin sürüldüğünü….” Recep Tayyip Erdoğan!

*“Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum” Muhsin Batur! Demek Kürdistan’da Kürtlere baskı, sürgün, zoraki göçün çok ötesinde katliam hatta soykırım yapılmış demektir ki Şeyh Sait, Ağrı Zilan ve Siirt Kasaplar Deresinde yapılanlar da Dersim 1938’den farklı değil.

Devletin en tepesindeki ikinci, birinci ve general kademesindeki yönetici kadroları olarak, Meclis Başkanı İhsan Sabri Çağlayan, Başbakan ve şimdi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve General Muhsin Batur, bunları söyleyecek ama sisteme ve rejimin niteliğine muhalif olarak kurulan, Kürt halkının ulusal ve sınıfsal özgürlüğünü merkezine almış bir siyasal parti olarak Partîya Komünîst a Kurdistan (KKP), sırf 2802 Sayılı Siyasi Partiler Yasası cevaz vermiyor diye yazıp söylemeyecek! O zaman KKP ya da diğer Kürdistan partileri neden kuruldu ki? Programımızda belirtildiği üzere, demokratik siyaset zemininde ve halkın iradesine dayanarak, Anayasa dahil yasaları değiştirmek partilerin görevlerinin başında geliyorsa, KKP bunları söyleyecek ve yasaların değişmesinin mücadelesini verecek, bu KKP’nin en demokratik, meşru hakkıdır.

AKP yıllardır, CHP’nin devlet partisi kimliği nedeniyle hem iktidar hem de muhalefet partisi işlevini üstlendiği biliniyor, fakat bölgedeki jeopolitik hareketlilik nedeniyle el yakan Kürt/Kürdistan meselesinde AKP, “siyasal çözümden tek millet-tek devlet-tek bayrak-tek vatan” dörtlü Rabiaya varması, gerek temel hak ve özgürlükler gerekse Kürt meselesinde iktidar partisi AKP’nin de söyleyecek sözü kalmamıştır.

—0——-

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.