Genel

ÇOBAN (DEVRİM) ATEŞİNİ YENİDEN YAKMAK!

Bir ay kadar önce, birkaç yoldaşla birlikte görüştüğümüz Celal Özcan ile ideolojik, felsefi sorunlar ve devrimci hareketin geleceği üzerine uzun ve yararlı bir tartışmaya girdik. Tartışmanın içerisinde Celal yoldaş çok şey ifade eden bir cümlecik kullandı; “Çoban ateşini yeniden yakmak!” Geçmişte yakılan çoban ateşleri sönmüştü, yeniden çekim merkezi olabilecek ve etrafını ateşiyle ısıtıp aydınlatacak yeni bir çoban (devrim) ateşinin yakılması gerekiyordu. Tartışmamızda üzerinde hemfikir olduğumuz konular içinde en anlamlı sonuç buydu.

Yakın tarihte dünya çapında etkili olan, dönüştüren devrim ateşleri yakılmıştı. 1789 Fransız Burjuva Devrimi bunlardan biriydi. Ardından 1871’de proleter devrimlerin ilk ciddi hamlesi olarak Paris Komünü çoban ateşini yaktı. 1917 Ekim Devrimi dünya çapında proleter devrimler çağını açmış ve yol açtığı sonuçlarla da en etkili ateşi yakmıştı. Çin, Küba, Vietnam vb. devrimleri Ekim Devrimi’ne oranla etkileri sınırlı olmakla birlikte, Ekim’in yaydığı enerjinin de tetiklemesiyle, ülkesel-bölgesel hatta dünya çapında etkileri olan çoban ateşleri yakılmıştı. Asya ve Afrika’nın ulusal kurtuluş hareketleri, ulusal özgürlük açısından yakılan çoban ateşleriydi.

Özgülümüzde Mustafa Suphi’nin öncülüğündeki TKP Türkiye’de devrimin ateşini tutuşturmuştu. Aynı süreçte Koçgıri, Şêx Said, Dersim, Ağrı direnişleri Kürt ulusal özgürlüğünü amaçlayan çoban ateşleriydi. 1971’de Deniz, Mahir, İbo’lar ve ardılları devrimci hareketle çoban ateşi yeniden yakılmıştı. Derken Kürt ulusal kurtuluş mücadelesini amaçlayan 1984 ateşi yakıldı.

Yakılan ve kimisinde evrimsel kimisinde ülkesel-bölgesel etki ve sonuçları olan devrim ateşleri, giderek sönümlendiler. Evrensel, bölgesel, ülkesel olarak birbirini etkileyip tetikleyecek olan yeni devrim ateşlerinin yakılması, köklü değişimden yana herkese kendini dayatıyor. Kurucu olmadan önce yıkıcı olan yeni ve çağdaş Ekim Devrimi’nin ateşinin ülkesel-bölgeselden kalkarak evrenseli etkileyen, aydınlatan yeni çoban ateşleri… Ekim Devrimi ve ardılı devrimleri tekrarlamayan, fakat devrimci ruhunu ve bugün de geçerli doğrularını alan çağdaş Ekim Devrimi/devrimleri uğruna çoban ateşini yeniden yakmalıyız.

MESOP adı altında yeni bir hareket-parti kurma mücadelesine giren Kürdistanlı komünistler, ideolojik-teorik olarak çoban ateşini yeniden yaktılar. Hazırlanan “21. YY’da Özgürlük Ve Sosyalizm Manifestosu” bunu en özlü olarak ifade edecektir. Fakat zaten yeniden ideolojik-teorik üretimi amaçlayan MESOP “Sorunlama Belgesi” hem sorunlaması ile hem de kimi tespit ve vurgularıyla ilk temelleri atmıştı. MESOP nelere vurgu yapmıştı, nelerin altını çizerek yola çıkmıştı, bunları hatırlatmakta yarar vardır.

“Çünkü MESOP dinamiği;

* Bu coğrafyada bir kez daha yeniden dağıtmak/çürütmek üzere toparlanmayı hedeflemiyor.

* İşçi-emekçi halkta ve kadrolarda; siyasal, toplumsal, kültürel yaşamda az çok karşılığı yani kazanımları olmayan yeni yorgunluklara, enerji boşalımına neden olacak bir yürüyüşe kalkmak istemiyor.

* Organik birlikle sonuçlanmayacak bir hareket/partiye enerji taşımayı hedeflemiyor.

* İşçilerin, emekçilerin, gençliğin ve halkların sosyal, kültürel, siyasal yaşamlarını devrimci hedeflere bağlı olarak değiştiren, dönüştüren bir hareket/parti olmada iddiası ve hedefi olmayan; sadece düşünen, araştıran, tartışan bir partiyi hiç mi hiç kurmayı hedeflemiyor.

* Tıkanacak, bürokratikleşecek ve kendini tekrarlayarak işlevsizleşecek olan bir örgüte, partiye bugünden zihin haritasında yer vermeyi düşünmüyor.” (Sorunlama Belgesi, sy.19)

Sorunlama Belgesi’nde, “1-Yöntem” başlığı altında belirlenenlerde ise hem ideolojik yeniden üretime hem de pratik politik mücadele ve örgüt/örgütlenme modeline ilişkin önemli tespitler yer alır. Bu tespitlerin belli başlıları olarak:

“* Gerek politik bildirge, program ve tüzük gibi temel bağlayıcı belgelerin üretilmesinde olsun, gerekse de örgüt/örgütlenmede olsun, yerelden, tabandan zengin bir tartışma ile pratik yürüyüşü birlikte geliştirmemiz gerekiyor. Bağlayıcı belli başlı tüm belgelerin yereldeki zengin ideolojik, politik, pratik mücadeleyle içerik kazanmasını temel bir yöntem olarak belirlemeliyiz.

* Her MESOP’lu, parçadan bütüne, yerelden evrensele doğru adım, adım pratik yürüyüşle birbirini besleyen ideolojik, teorik, politik yeniden üretim ve kavrayışı derinleştirmekle yüz yüzedir. Mezopotamya’dan dünyaya doğru genişleyen, derinleşen yeni bir kavrayışı, yeni bir ideolojik, felsefi bakışı geliştirebilmeliyiz.

* Her MESOP’lunun, dolayısıyla MESOP’un ortak iradesinin Kürdistan’dan evrensele doğru derinleşen bir kavrayışı geliştirebilmesinin ilk koşulu yada ilk adımı, ‘ayağımın bastığı yer merkezdir’ misali yaşadığı alanı bütün çelişkileriyle, sorunlarıyla kavramasından geçer. Yaşadığı alan; küçükten büyüğe doğru ailedir, işletmedir, fabrikadır, köydür, okuldur, sendikadır, mahalledir, kenttir. Bunlar insan ve toplum yaşamının ana damarlarıdır. Bütün bu alanlarda Kürt/Kürdistanlı işçi-emekçi yığınları, işsizleri, yoksul halkı, gençliği, aydınları, kadınları kuşatan temel ekonomik, siyasal, kültürel sorun, çelişki ve ilişkileri, yani kılcal damarları çok yönlü kavrayan bir ideolojik ve pratik yürüyüşü geliştirmeden, MESOP’lular, dolayısıyla MESOP yol alamaz. Dünyamız organik bir bütündür. Çok yönlü kavrayışı, öncelikle ayağımızın bastığı yeri merkez alarak sürdürmeliyiz.

* Ülkemizde sosyalist siyaset cephesinde ciddi bir boşluk var. Uzun yıllardır, Kürt ulusal demokratik siyaseti, sağı ölçü alarak kendini tarif ediyor. MESOP ideolojik, politik, örgütsel alanda yeniden üretimle siyasetin komünist boşluğunu doldurabilir. Dolayısıyla bu uzun soluklu yürüyüşte MESOP her alanda dışındaki yurtsever, ilerici, Marksist hareket ve partileri eleştiriden çok, öncelikle kendini tarif etmelidir. Kendini tarif etmek; ideolojik, pratik, politik her alanda toprağı yeniden sürmek, çiğnenmiş yollardan ayrılmak ve özellikle burjuva siyasetin etki alanında bulunan geniş halk yığınlarına dönmek, dönebilmektir. Burada ana sorun; kadroların ötesinde, işçi-emekçi yığınlar, gençlik ve kadınlar nezdinde, özcesi halkı kuşatan sorun ve çelişkiler yumağı içerisinde komünist parti gerekliliğinin yaratılmasıdır. Komünist partinin yeni ve sağlam bir kitle damarı üzerinde temellenmesinin ilk ve esas koşulu budur.

* Yukarıdaki belli başlı yönelişler doğrultusunda sürdüreceğimiz ideolojik, politik, pratik mücadele;

– Küçük olanı, yani MESOP fidanını adım, adım ve sağlam zeminlerde büyütmeyi içeriyor.

– Kadroların, Kürtlere, Mezopotamyalı işçi-emekçilere, yoksul halka, gençliğe, kadınlara, aydınlara yeniden dönmesini ve uzun soluklu mücadeleyle yaratılan yeni bir kitle damarına dayalı olarak siyaset ile yaşamın, örgüt ile yaşamın ilişkisinin yeniden kurulmasını hedefliyor.

– ‘Yerelin merkezleşmesi’, ‘gövdede güçlü örgüt’, ‘doğrudan demokrasi’, ‘organik birlik’ ve ‘özgürlük içinde disiplin’ gibi belli başlı değerlere pratik-politik mücadele sürecinde içerik kazandırmayı amaçlıyor.” (Sorunlama Belgesi, sy.14,15,16).

Hareket evresine adım atıyoruz

Üç yıla yakın bir süreden beri Sorunlama Belgesi’nin gereklerine uygun ideolojik-felsefi yeniden üretimi amaçlayan bir tartışmayı sürdürdük. Sorun “büyümek değil, değerleri büyütmektir” perspektifinden hareketle öncelikle büyüteceğimiz değerleri ürettik ya da üretmeye çalıştık. Bunun başka bir dilde ifadesi; yükselebilmek için önce derinleşmek, ayağımızı sağlam bir ideolojik, teorik fikri altyapıya basabilmek arayışı içinde olduk. Derinleşmeden yükselemezdik! İdeolojik, teorik derinlik sağlamadan politik, örgütsel toparlanma-büyüme kavgasına girişseydik, ünlü vurgumuzla “yeniden dağıtmak üzere” toparlamış olurduk. Ki peşin bir ön kabulle buna girişmeyeceğimizi belirtmiştik.

İdeolojik-teorik evreyi olması gerekenden fazla uzatmamızın başka nedenleri de bulunuyordu. Sonuçta ideolojik olarak artık zengin “ben”imiz içerisinde “bizim” olanı belli başlı temel çizgileriyle üretebilecek düzeye geldik. İdeolojik-teorik üretimi “sonladık, bitirdik” demiyoruz, denilemez. Bir adım geride, hareketin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olarak ideolojik yeniden üretim görevlerimiz devam edecek. Ama artık, politik bildirge ve bağlayıcı karar ile belgelerimizde somutlaşmış olan ideolojik, teorik doğrularımızı sokağa taşıma, yaşamla buluşturma göreviyle yüz yüzeyiz. Geçmiş mirastan devraldığımız evrensel ve özgün doğrularımızı da arkalayarak, doğrularımızı yeniden oluşturduk, ancak pratik, politik mücadele alanında bu doğrularımızı somut bir güce dönüştüremezsek, tek başına ideolojik doğrularımız bir şeyi ifade etmez. Ve hareket evresinde politik-örgütsel bir güç olmayı başaramazsak, ideolojik-teorik olarak çok güzel fikirleri olan aydınlar, dahası gevezeler durumuna düşeriz.

Sorun tam da “ayağımın bastığı yer merkezdir” yaklaşımıyla belirlenmiş/belirlenecek olan belli başlı alanlarda ideolojik-teorik doğrularımızı yaşamla buluşturarak somut içerik kazanmalarını sağlayacak ve önemlisi yığın hareketi içerisinde ideolojik doğrularımız için sürekli büyüyen bir alanı yaratacak olan pratik-politik kavgayı geliştirebilmektir. Bunu başarabildiğimiz oranda, siyaset ile yaşamın, örgüt ile yaşamın canlı ilişkisini de yeniden kurmuş olacağız. Canlı yaşamın, teoriden hem daha doğurgan hem de yaratıcı teorinin de beslendiği toprak olduğu evrensel kuralını unutmadan, artık pratik-politik mücadele diyeceğiz.

Sorunlama Belgesi’nden aktardığımız alıntıda “MESOP öncelikle kendini tarif etmelidir. Kendini tarif etmek; ideolojik, pratik, politik her alanda toprağı yeniden sürmek, çiğnenmiş yollardan ayrılmak” olarak belirtiliyor.

1- İdeolojik-teorik alanda toprağı yeniden sürmeyi hedefledik; neyi ne oranda başardığımız ayrı bir sorun, ama Lenin, Marx/Marxsizme nasıl yaklaştıysa biz de Marksizm-Leninizme öyle yaklaştık ya da yaklaşmaya çalıştık. Mekanik bakarsan Kautsky, Menşevikler Marksist, Lenin ve Bolşevikler Marksizm’den sapma olarak görülür, ama diyalektik bakılırsa gerçek Marksistler Lenin ve Bolşeviklerdir. Şimdi asıl görev, pratik-politik mücadele ve mücadele araçları alanında da araziyi yeniden sürebilmek, yani kendi özgün tarzımızı oluşturabilmektir.

2- İşçi-emekçi yığınlara, onların yaşadığı alanlara, yani toplumsal yaşamın ana damarlarına mı yöneleceğiz? Bu alanlarda halkın ulusal, siyasal, kültürel, ekonomik sorun ve çelişkilerine, yani kılcal damarlarına nüfuz eden/edecek olan bir pratik-politik mücadeleyi mi geliştireceğiz? O halde komünistler olarak açık kimliğimizle ve hedeflerimizle kendimizi tarif etmeyi esas alacağız. Siyasal propaganda dilimizi, bizleri yığınlara tarif eden/kavratan bir içerik üzerinde kuracağız. X, Z partisinin ya da hareketinin başarı yada başarısızlıkları bize artı olarak dönmez. Sorun Kürdistan komünistleri olarak bizim neyi başarıp başaramadığımızdır. Kendimizi halka, işçi sınıfına ve dost siyasi yapılara esas kendi yürüyüşümüz ile hedeflerimiz üzerinden tarif edecek propagandayı geliştirmemizdir. Elbette dışımızdaki ulusal demokratik ve devrimci harekete dönük ideolojik hatta pratik-politik eleştirilerimiz olacak. Bunları basınımızda sürdüreceğiz. Gerektiğinde şu ya da bu somut politika üzerindeki yanlış siyaseti eleştirmek ile onun yanlışından medet ummak ayrı şeylerdir. Ulusal demokratik, devrimci yapıların yanlışlarından medet ummak bizim tarzımız ve yönelişimiz olmamalıdır.

Propaganda ve ajıtasyonda kullanacağımız dil, üslup esas bizi tarif etmeli; yaptığımızı, yapacaklarımızı (hedeflerimizi) içermeli, halka taşımalıdır. Günlük propagandada eleştiri dilimizi ise esas yer-durum-koşullara paralel olarak ırkçı şoven rejimin, kapitalist sömürü düzeninin ve emperyalizmin o an ve koşulda somutlaşmış sorunu üzerinden geliştireceğiz. Yani eleştirel dilimizin hedefinde esas olarak şoven üniter rejimin, emperyalist haydutların ve kapitalistlerin izlediği siyaset ile uygulamaları olacaktır.

3- Kürdistan komünistleri olarak, pratik mücadelemizde şu an bize özgü bir tarzdan çok tarzsızlık hakim. Adım, adım tarzımızı ya da komünistlerin yoğurt yiyişini tarif eden tarzın oluşturulması göreviyle yüz yüzeyiz. İster yerel-bölgesel ister ulusal-ülkesel düzlemde olsun, üzerinde konuşulup tartışıldığında bizi tarif edecek olan tarzımızı kavga içerisinde oluşturmak zorundayız. Başkasının tarzını olumlu-olumsuz konuşup çene yormak yerine, belirlediğimiz hedefler doğrultusunda yürümek ve bu yolda başarılar arkalamak zorundayız. Artık, küçük ya da büyük, başta yerelde olmak üzere belli hedeflere kilitlenmek ve arkalanmış başarıların politik morali ile yeni ve daha büyük hedeflere yönelmeliyiz. Ne yapacağımız bellidir; yürüyeceğiz, öğreneceğiz, taş üstüne taş koyacağız. Tarzımız bu hat üzerinde oluşacak, oluşturacağız. Yeter ki belirlediğimiz hedef doğrultusunda yola koyulduğumuzda tüm güçlüklere, sorunlara rağmen yürüyüşü sürdürelim. Bu yürüyüşte sabah dinamik, akşam yorgun-demoralize duruma düşmeden istikrarlı davranabilirsek, dönüp geriye baktığımızda illaki arkalanmış yolu ve yaratılan değerleri görmüş olacağız.

Bizler “tarihsel kökünü bir yandan ülkemizde Feqiyê Teyran’dan Cegerxwîn’e-günümüze uzanan emekçi-yurtsever-sosyalist damara; diğer yandan Marxsizme ve bilimsel sosyalizm kuramına dayandırır”ken salt mirasçı davranmayacağımızı belirmiştik. Geçmiş tarihte yaratılan değer ve sembolleri savunup propaganda edeceğiz, ama bunlarla yetinemeyiz; yürüyeceğimiz yolda yeni değer ve sembolleri, yeni heyecanları, yeni kahramanlıkları yaratmayı hedeflemeliyiz.

Tartışıp netleşmemiz gereken bir diğer önemli sorunumuz; yerel yada genel (ülkesel) düzlemde olsun, harekete geçirmek istediğimiz işçileri, emekçi yığınları (bu arada kadro ve taraftarlarımızı) etkileyecek/heyecanlandıracak olan yeni şiarlar (sloganları) belirlememiz gerekiyor. Öyle ki; siyasal hedeflerimizi en kısa, en özlü ve en vurgulu olarak işçi-emekçilere taşıyan, kavratan, dahası hedefler doğrultusunda kitleye devrimci ruh veren, tavır aldıran şiarları belirlememiz gerekiyor.

4- Hareket evresine adım atarken üzerinde titizlikle durmamız gereken bir diğer sorun; ulusal özgürlük uğruna mücadelede propaganda dilimizi nasıl kuracağız? Öncelikle, ulusal sorunu çözümlenmemiş topraklarda politik kavgayı geliştirmek istediğimizi bir an olsun unutmadan propaganda ve ajitasyon dilimizi belirlememiz gerekiyor. Çözümlenmemiş ulusal sorun, herhangi bir sorun değil, bütün ekonomik, siyasal, kültürel çelişki ve sorunlarla geçişlidir, ilişkilidir.

Çözümlenmemiş ulusal sorun ve çelişkinin sınıfsal mücadeleyi gölgeleyen, tali ya da ikincil plana iten bir yönü var. Fakat aynı ulusal sorunun, aynı süreçte sınıf ve katmanları ve rejime muhalif tüm siyasal güçleri siyasal olarak motive eden, hareketlendiren bir özelliğinin olduğu gerçeği de bulunuyor. Ulusal sorunun bu ikili karakterinden birinin diğerini çelmeleyen/gölgeleyen değil, dinamizm katan hale getirmek; daha anlaşılır olarak, ulusal mücadeleyi sınıfsal kurtuluşu da ateşleyen bir dinamizm olarak değerlendirebilecek siyaset sanatı ve propaganda diline ihtiyaç var. Kadro yapımızın hareket evresinde esas sınav vereceği alanların başında bu geliyor. Kuzey Kürdistanın diğer Kürdistan parçalarına oranla ekonomik gelişimi ve modern sınıfların nesnel olarak oluşumu yönünden bir hayli ileride olduğu; bunun ve başka faktörlerin de etkisiyle Kuzey’in siyasal iklimi ve dokusunun 1970’lerden sonra belirleyici olarak yurtsever sol/sosyalizan nitelikli şekillendiği gibi özgün yönleri de dikkate alarak, ulusal sorunu sınıfsal mücadeleyi gölgeleyen değil, tersine alan açan, motive eden bir dinamik haline getirebiliriz. Getirmek gibi temel bir görev ve sorumluluğunuz bulunuyor. Elbette bu zor ve çetin bir görevdir ama unutmayalım ki zorluklar, ağır sorunlar öğreticidir. Kadro yapımızın bu öğreticilikle yüzleşmesi kaçınılmazdır. Buna hazırlanmamız gerekiyor.

5- Kürdistanlı komünistlerin birliği sorunu ile hareket evresinde daha somut, daha sıcak mücadele hattı üzerinde yüzleşeceğiz. MESOP-Girişim evresinde başat görev olarak öne çıkardığımız sorunun ideolojik-teorik yeniden üretim olması nedeniyle, ulaşabileceğimiz ilişkiler, ideolojik olarak az çok düzeyi ve arayışı olan kadrolarla zaten peşinen sınırlandırılmıştı. Yani hedef kitlemizi dar bir alan olan kadrolarla sınırlı belirlemiştik. Fiziki ve düşünsel yıkımı yaşayan ve sosyolojik olarak yorgun düşen, ağırlıkları oluşan mevcut kadro yapısının sorunlarla yüklü olduğu; tümüne ulaşabilsek bile ancak çok az sayıda unsurla dinamik bir yeniden mücadele ve örgütlenme hedefinde buluşabileceğimiz yine peşin bir ön kabulümüzdü. Ayrıca mevcut yurtsever-sol-komünizan kadro yapısının büyük oranda ideolojik-teorik birikim yerine pratik-politik ağırlıklı birikime sahip oldukları gerçeğini de dikkate alarak, şunu sıkça dile getirmiştik: “Şu anda MESOP’luyum diyen her bir kişiye karşılık, MESOP’u ilgiyle izleyen ve ‘dur hele bunlar ne yapacak? Sür-git ideolojik olarak tartışacaklar mı, yoksa tartışmayı belli bir yerde olgunlaştırıp noktalayarak pratik-politik mücadeleye adım atabilecekler mi?’ sorusunu sesli-sessiz soran 5 kişinin olduğunu” belirtiyorduk. Bu tespitimiz doğruydu, dolayısıyla Kürdistan’da komünist hareketin birliği, esas pratik-politik mücadele hattı üzerinde çözümlenebilecek bir görev olarak hareket evresinde önümüzde duruyor. İdeolojik yeniden üretim evresinde ulaşacağımız hedef kitle on’lar en fazla yüzlerle sınırlı iken; hareket evresinde hedef kitlemizi on binlerle, yüz binlerle ifade edilebilecek işçi, emekçi, aydın, genç ve kadınlar oluşturuyor. Artık “Niye oynamıyorsun?” sorusuna “yerim dar” diyen gelinin mazereti geçerli değil, önümüzde muazzam bir mücadele alanı açılıyor. Ya oyunu kuralıyla oynayacağız ya da …!

Yeniden ilk tutunma ve kök salma mücadelesi

20.yy ilerici, devrimci, komünist dinamiğinin artık belirleyici yönüyle sisteme evirildiğini; komünistlerin hem özgülümüzde hem de dünya çapında yeniden alan açmakla yüz yüze olduklarını; çokça kullandığımız tabirle çiğnenmiş yollardan ayrılarak, enerjisi alınmış araziden koparak yeniden yol açma, araziyi yeniden sürme mücadelesine girişmemiz gerektiğini; gövdede güçlü örgüt perspektifi ile bütünlüklü yerelin merkezileşmesini; yerelin derebeyliğine ve merkezin despotluğuna karşı bariyer olabilecek, olmasını amaçladığımız gövde çekim merkezli örgüt/örgütlenmeyi mücadelemizin hedefine koyduğumuzu vb. epeyce yazılı, sözlü tartıştık ve belli bir üretimi gerçekleştirdik. Önümüzdeki süreçte de elbette bunları tartışacağız, ancak bir adım ileride ve daha canlı, somut tartışabilmemiz için, az veya çok ama mutlaka ilk adımda yerel mücadeleye odaklanmış politik kavganın bize sunacağı verileri arkalamamız şart. Teorik-ideolojik üretimi artık doğrudan pratik-politik kavganın ihtiyaçlarına bağlı sürdürebilmemiz için de teoriyi yeniden yaratıcılığa zorlayacak politik mücadeleye girişmemiz gerekiyor. Marx’ın “ileriye doğru atılan her pratik adım, her gerçek ilerleme bir düzine programdan daha önemlidir” vurgusu, hareket evresinde rehberimiz olacaktır. Son üç yıldır işçi sınıfının ve emekçi halkın ulusal-sınıfsal kurtuluşu için epeyce bir ideolojik-teorik üretimde bulunduk, şimdi artık söylemekten öteye işçi-emekçi halkın kurtuluşu için ne yapacağız, nasıl davranacağız? Che’nin “halk için söylenenlere değil, yapılanlara bakmak gerekir” vurgusu da özünde Marx’la aynı yöndedir. Halk için, hatta biz kadrolar için bile gözler kulaklardan daha emin tanıklar olmuştur. Hareket evresinde gözlerin tanık olacağı bir mücadeleye girişebildiğimiz oranda işçi-emekçi halkın, gençliğin, kadınların kulaklarının antenleri de bizim doğrularımıza çevrilecektir.

Bu yönelimde daha somutta şu noktalar üzerinde durmamız gerekiyor:

1- Yüzleştiğimiz sorun, en genel içeriğiyle kitle içerisinde parti çalışmasıdır; özgün olarak ise işçiler, emekçiler içerisinde yeniden tutunma ve komünist siyasete alan oluşturma mücadelesidir. Yüzleşilen sorun bu olunca, hem ayrıntılara inilmiş bir çalışma/örgütlenme planını kadrolara sunmak yanlıştır, hem ayrıca hiçbir yerde ve alanda bizi bekleyen hazır başlama noktaları da yoktur, olmaz da. Ancak çok genel çizgi yada yönelimleri içeren bir plan genel olarak belirlenebilir -ki şu anda tartıştığımız da odur-, gerisi kadro ve militanların bulunduğu alanda yaratıcı inisiyatiflerine ve yaşamın zengin doğurganlığına açık olmalı, olmak zorunda.

2- Hareket aşamasında ilk adım zengin ve güçlü yerelin yaratılmasıdır. Yerel alandan yani “Sorunlama Belgesi”nde insan ve toplum yaşamının ana damarı dediğimiz aile, işletme, fabrika, okul, sendika, mahalle, kentler ve bütün bu alanlarda kılcal damarları dediğimiz zengin ekonomik, sosyal, kültürel sorun ve çelişkiler üzerinde propaganda ve örgütlenme faaliyetine girebilmektir. Bunu başarabilmenin birinci koşulu; bu alanlarda dışarıdan giden kurtarıcılar ya da dışarıdan çağrılar yerine doğrudan ilgili yerelden çıkmış veya orada amaçlı konumlanmış olarak mücadeleyi geliştirmektir. İkinci koşul; bütün ana damarlardaki faaliyetleri birbiriyle geçişli birbirini besleyen bir bütünün parçaları olarak görüp ele almaktır. Üçüncü koşul; yasalarla sınırlı olmayan meşru mücadele ve eylem çizgisidir.

Bu yerel alanlarda:

Kimisinde işçi sorunları ve sınıf kimliği esas alınarak, diğer sorunlara gidilmeli;

kimisinde kadın sorunlarını merkezine alan bir yönelimle diğer sorun ve çelişkilere gidilir, sınıfsal kurtuluşla bağı kurulur;

kimisinde emekçi esnaf kesiminin sorunlarına odaklanacak propaganda geliştirilir;

kimisinde gençlik sorunları üzerinden gidilerek gençliğin işçi-emekçi yığınlarla sorunları ortaklaştırılır;

kimisinde ulusal ve dini azınlıkların taleplerinden kalkış yapılarak diğer sorunlarla birliği aranır;

kimisinde doğrudan çevre kirliliği gibi bir sorun esas alınır ve diğer sorunlarla bağı kurulur;

kimisinde işsizlerin sorunları etrafında bir mücadele geliştirilerek diğer sorunlara gidilir.

Ama bütün bu alanlardaki mücadelede acil ve genel ulusal taleplerin propagandası üzerinden gidilmesi gerekir. Çünkü ulusal talepler nitelikleri gereği, işçi sınıfı başta olmak üzere bütün kesimlerin ortak paydasıdır. Bu ortak payda üzerinden gidilerek, diğer sorun ve çelişkilerle bağı örülerek propaganda geliştirilmeli.

Hedefimiz; salt siyasetin nesnesi olarak görülen işçileri, emekçileri, kendi sorunlarının çözümünün ve giderek kendi tarihlerinin siyasal öznesi haline getirebilmektir. Sorunlarına, etrafında olup bitenlere yabancılaştırılan işçilere, gençlere, kadınlara, esnafa dayatılan sendikasız, sigortasız ve ortaçağdaki gibi günde 12-16 saat çalıştırmaya, neo-liberal politikaların ürünü olarak sağlık ve eğitimin ticari sektör haline getirilmesine karşı duran, durabileceğine ve gidişatı lehine değiştirebileceğine inanan bir işçi-emekçi kitle damarını ve bunun kanallarını yaratmak, yaratılması kavgasının bir bileşeni olabilmektir.

Her alanda öne çıkan talep ve sorunlar etrafında şekillenecek olan yeni işçi, emekçi kitle örgütlerinin yaratılması ve farklı alanlardaki örgütlenmelerin sorunları gibi ilişkilerinin geçişli olması, yani militan dayanışmasının yaratılması, üzerinde duracağımız bir diğer sorunumuzdur. Yerel örgütlerin özünde yerelde alternatif iktidar (özyönetim) organları olarak yeşerip büyümeleri (merkezileşmeleri), daha ilk adımda yapılacak çalışmaların hedefinde yer almalıdır.

3- Yereli yaratma ve merkezileştirme yönelişimizi şu vurguyla somutlaştırabiliriz: tutunma, kök salma ve üreyip yayılma!

Öncelikli hedef; belirlenmiş kent ve kent içerisindeki somut alanlarda yeniden ilk tutunma halkalarını yakalamak, derinleşmek. Siyasetin öznesi haline az çok gelebilmiş bir kitle damarının yaratılmasına zemin hazırlayacak olan alüvyon tabakasının oluşturulmasıdır. Ancak o zaman, bu alüvyon tabakası (verimli, üretken toprak) üzerinde üreyip yayılmayı, yani merkezileşmeyi içeren bir yayılmayı başarabiliriz. Daha somutta şu vurguları öne çıkarabiliriz:

* Sanayi bölgelerinde, varoşlarda vb. zengin yerelde tutun-kök sal-üre!

* Zengin yerelde sorunları yığınlara taşı, arayışa sürükle, zihinlerinde soru işaretleri bırak!

* Bulunduğun yerelde belli-belirsiz var olan muhalefetin içinde yer al, ona içerik katarak geliştirmeyi hedefle!

* Newroz’dan Newroz’a, 1 Mayıs’tan 1 Mayıs’a değil, süreğen mücadeleye odaklan!

* Kitleler için “gözler kulaklardan daha emin tanıklardır” vurgusundan hareketle, davranışlarının sözlerinden daha çok dikkate alınacağını bilerek davran!

* “Bir avuç dolusu paranın iki avuç dolusu gerçekten daha güçlü” olduğu para egemen kültüre karşı dur ve paranın iktidarına karşı propaganda geliştir!

4- Yerelde mücadele tarzının bir diğer özelliği; reddetme kültürünün geliştirilmesidir. Reddetmek devrimci kavganın bağrında her zaman yer almıştır. Devrimci siyasal duruş olarak reddetmek, anarşizm ve sivil itaatsizlikle sınırdaştır, ama aynı şey değildir. Komünistlerin anarşizmle temel farklarından biri; reddedilen devlete alternatif olarak geçiş sürecinin devleti ile merkezi yönlendiriciliğe sahip örgüt savunusudur. Komünistler propaganda ve ajitasyonlarında neyi reddedecek? Şoven rejimin Kürt halkına dönük asimilasyonu başta olmak üzere, ret, inkar ve baskılarını; rejim ve sermayeye karşı güvensizliğin geliştirilmesiyle birlikte kapitalist sömürü düzenini ve tüketim kültürünü; insanın yabancılaşmasının ve düşürülmesinin asıl nedeni olan özel mülkiyet düzenini reddederler. Buna uygun davranırlar.

5- Yerelde pratik-politik mücadelenin en etkili propaganda ve ilişki kurma araçlarından biri olarak işçi-emekçi sorunlarına odaklanmış bültenlerin çıkarılması üzerinde durmalıyız. Yerel bültenler; ilgili yerelin zengin sorun ve çelişkilerini, işçilerin, emekçilerin anlayacağı sade bir dille işleyerek, iyi birer propaganda araçları olabilirler. Kadroları mücadelesine soyundukları yereldeki emekçilerin sorunlarını kavramaya zorlayan bir işlev üstlenebilirler. İşçi, emekçiler arasında sorunlarını bültenler aracılığıyla kaleme alacak bir damarın gelişmesine hizmet edebilir ve bunların bütününde, ileride merkezi düzeyde (ülke genelinde) çıkarılacak bir gazetenin altyapısının hazırlanmasında ciddi bir katkı sunabilir.

Ayrıca hemen adım atmasak bile, şimdiden fikri düzeyde üzerinde tartışmamız gereken bir sorun olarak işçi-emekçi tiyatrosunun kurulmasına, koşulları en uygun olan/olacak olan yerde başlanılması…

Sonuç olarak; yerel ile merkezi faaliyeti karşı karşıya koymadan; hedefimiz zengin ve dinamik bir yerelin güçlü bir merkeze (gövdeye) doğru büyümesidir. Yerelden merkezin, merkezden yerelin okunabildiği, kavranabildiği organik bir politik-örgütsel hareketin yaratılmasıdır.

Örgüt ve iradi müdahale

İdeolojik olarak temel çizgilerini belirlediğimiz ve artık yaşamın pratiğinde somutlaştırmakla yüz yüze olduğumuz gövdede güçlü örgüt modeli, Leninist parti modelinin reddi ya da alternatifi değildir. 21.yy başında değişen koşullarda, Leninist parti modeline yeniden içerik kazandırılmasıdır. Lenin’in mirasını yine bizzat Lenin’in ısrarlı uyarılarından hareketle aynen tekrarlamayı değil, yeniden üretmeyi hedefledik. Yeni örgüt modelinin propagandası yapılırken özellikle bunun altı çizilmelidir.

Hareket evresine girerken, örgüt, kadro ve iradi müdahaleye ilişkin şu noktaların üzerinde netleşmemiz gerekiyor:

1- Örgüt/parti olmayı hedefliyorsan, irade, müdahale, hatta hegemonya kavramlarıyla da yüzleşeceksin demektir. Çünkü örgüt, iradedir, iradi müdahaledir. Devrimci değişimi hedefliyorsak, nesnel yanıtlarla yetinemeyiz. Nesnel yanıtlar (objektif koşullar) devrimci değişim için sadece veri tabanıdır. Değişimin gerçekleşmesi, iradeyi, örgütlenmiş kolektif iradeyi gerektirir. Bu partidir. Parti, gövdede güçlü örgüt olarak parti, sınıfın, emekçi kitlelerin öncü gücü olarak kitle partisi değil, misyon partisidir. Rejim ve sermaye karşısında misyon partisi niteliğiyle devrimci değişimi amaçlayan örgüt, militan olmak zorundadır. Böyle bir örgütlenme, iç işleyişinde demokrasi ile merkeziyetçiliği dengeleyen demokratik işleyişine rağmen, militan komünist örgütlenme yapısında hegemonya ve dikta bir yön taşır, taşımak zorunda. Sorun, parti yapısındaki bu diktacı yada hegemonik yönün içe (parti iç yapısına) dönük değil, dışa (rejime ve sermayeye) karşı geliştirilip büyütülmesidir.

Hiyerarşi sorununda da benzer güçlüklerle yüzleşeceğiz. Gövdede güçlü örgüt ile bağlantılı olarak, piramidin tepesi ile tabanı arasındaki mesafeyi ne kadar kısaltırsak kısaltalım, örgüt varsa illaki hiyerarşi de (görev verenle alan, hesap soranla hesap veren, yukarıdan aşağıya olduğu gibi aşağıdan yukarıya) olacaktır. Hiyerarşinin bürokrasi üretmesi nasıl engellenebilir? Üzerinde durulması gereken budur. Bu sorun da, kalımlı koltukların ve her kademede lider, serok, abi kültünün aşılması, disiplinin dışsal olmaktan çıkartılıp özgürlük içinde disiplin olarak içselleştirilmesi ve merkezin tanrı olmasını engelleyecek güçlü gövde vb. örgüt içi adımların geliştirilmesiyle aşılabilir.

2- Hedeflediğimiz örgütün belli başlı çizgilerini somutlaştıracak olan, sonuçta insan unsuru olarak kadrolardır. “İdeolojik, politik, örgütsel birikim ve enerjinin merkezde değil gövdenin bütününde yoğunlaştırılması tamam da, gövdeyi kim temsil ediyor ya da somutta kimlerden oluşuyor?” gibi bir soruyla yüzleşiyoruz. Eğer partinin örgüt gövdesini her kademede kadrolar oluşturacaksa, bu demektir ki kadro ile üye ayrımına görev ve sorumluluklar üzerinden gideceğiz. Karar verilmeden önce yoğun tartışılması ve daha önemlisi az çok ama mutlaka arkalanmış pratiğin sunacağı veriler üzerinde tartışılıp zenginleştirilmesi ve somutlaştırılması gerekiyor.

3- Burada hedeflenen kadronun niteliği, konumu gibi temel bir sorunla yüzleşiyoruz. Stratejik hedefimiz, kadronun niteliğine ve konumlanmasına da ışık tutacaktır. Siyasal rejimi ve sermaye düzenini radikal devrimci değişimle köklü aşmayı, yani siyasal ve toplumsal devrimi hedefleyen partinin kadro yapısı da buna uygun şekillenecek. Bir yoldaş, “Sermayenin sistemini bozmak için, önce kendi yerleşik, kurulu düzenimizi bozmamız gerekir” diyordu. Yani sade vurguyla; düzeni olan, düzen yıkmanın (hele,hele taşıyıcı öncü) dinamiği olamaz. Demek ki özel yaşamında ağırlıkları olmayan ve önemlisi ağırlık oluşturmayı hedeflemeyen dinamik bir kadroyu hedeflememiz gerekiyor. Hedeflenen kadroya nasıl varacağız? Bu sorunun yanıtı:

Birincisi; mevcut sınırlı kadronun savunduğu örgüt niteliğine uygun yaşam felsefesi ve duruşunu belirlemekle varabiliriz.

İkincisi; belirlediğimiz yerelin yaratılması mücadelesinde, durumdan vazife çıkararak öne çıkacak olan yeni kadrolara ulaşarak varabiliriz. Çünkü her insan gibi kadro da esas özünü etkinliğinde açığa vurur. Davranış, hem kadronun kendisini hem de başkasının kadroyu seyredeceği dev aynadır. Yani genç kadroların yetişip yetkinleşeceği alan, tam da yeniden tutunma, kök salma ve üremeyi hedefleyen mücadele alanı olacaktır. Girişeceğimiz bu mücadele ile; hem büyük çoğunluğu genetik yapısıyla oynanmış, her defasında kesintili olup sıfırlanan, yani kendini yenilemeyen hibrit tohumu misali eski yurtsever, sol, komünist kadro damarından kopmuş olacağız, hem de mevcut sınırlı kadro yapımızda da gerçekten uyuyan ve fakat uyandırılması mümkün olan ile uyuma numarası (taklidi) yapan ve uyandırılması mümkün olmayanın ayıklanmasını sağlayacağız.

Üçüncüsü; stratejik hedefimiz ve siyasal duruşumuzda istikrarlı davranarak, mevcut ve yetişecek olan kadroların ideolojik, politik donanımını sağlayarak varabiliriz!

4- Örgüt mekanizmaları, somutta kadrolar; küçük-büyük, yerel-genel, yüzleştikleri her sorunda siyah-beyaz ikileminin ötesinde birden fazla olasılığın olabileceğinden hareket edebilmelidirler. Kadroların yüzleşilen sorunun iyi-kötü, siyah-beyaz gibi karşıt iki çözümün ötesinde farklı çözümlerinin olabileceğini bilmeleri, yani bazen kötünün iyisi ya da siyah tonlu beyazın da çözüm olabileceği türünden aynı anda karşıtları barındıran dinamik zihin yapısıyla davranmaları gerekiyor. Bir olgu, bir sorun iyi ya da kötü gibi net çizgilerle karşımıza çıkmaz; bazen, hatta çoğunlukla yaşamın girift yapısı içerisinde hem iyi hem kötü yada bunlardan birinin baskın yönüyle karşımıza çıkabilir. Aynı şekilde, bir insanın, kadronun, olgunun sadece görünen, açığa vuran, işleyen yüzü yoktur; saklı, tali yönleri de vardır. Soruna sadece bir cepheden değil, birden fazla cepheden bakabilmeliyiz. Ancak o zaman kolaycı, toptancı, yüzeysel değerlendirme ve önyargılardan kurtulabiliriz.

5- Son bir sorun olarak; insanlar, sınıflar, toplumlar ve kadrolar için zaaflar, yetersizlikler genetik bir sorun değil, nesilden nesile aktarılmazlar. Böyle bakarsak, kaderciliğe, nesnelciliğe teslim oluruz. Kadronun potansiyel gücünün açığa çıkartılması ile, kimi zaaf ve hataların esiri olarak sür-git davranması farklı şeylerdir. Mücadele sürecinde kat edilen yolun üzerinde yetersizlikler, hatalar oluşur, oluşacaktır. Burada önemli olan, hataları içerisinde güçlü olabilmektir.

Ağustos 2006

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.