Tarih

CİZRE-BOHTAN BEYİ BEDİRHAN!

Bedirhanilerin özelde de Bedirhan Bey’in Kürdistan tarihindeki yeri ile ilgili daha önce de okumuştum ama kendiside Bedirhan Bey’in 5. Kuşak torunu olan Ahmet Kardam’ın “Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, Direniş ve İsyan Yılları” adlı kitap Bedirhan Bey’in kendisi ile ilgili okuduklarım arasında en derli toplu olanıydı. Bu yazıdaki değerlendirme genel olarak Bedirhaniler değil özelde Bedirhan Bey ile sınırlıdır.

En son söyleyeceğim başa alayım; Bedirhan Bey, halkımızın onun adını çocuklarına vermeyi hakketmiş biri değil. Bedirhan Bey’in Kürt/Kürdistani perspektifle Osmanlıya karşı bir siyasal direnişi bir yana siyasal amaçlı bir isyanı bile yok. İlla da Bedirhan Bey’in bir isyanından söz edilecekse, bu kendi beyliğinin Diyarbakır’dan alınıp Musul’a bağlanmasına karşı isyanıdır.

Bu yazıda, “Bedirhan Direniş ve İsyan Yılları”nı bir siyasetçinin bakışıyla değerlendireceğim, tarihi açıdan değerlendirmem hem bir makalenin sınırlarına sığmaz hem ayrıca gerek de yok çünkü tarihle ilgili olarak Newroz’da Sait Çetinoğlu’nun derinlikli yazılarını zaten okuyoruz.

Öncelikle Kardam’ın kitabının içeriğine dolaysıyla kapağına da adını veren “Direniş ve İsyan Yılları” belirlemesi doğru değildir. Bedirhan Bey’in 1837-1847 yılları arasındaki sürece “Direniş ve İsyan Yılları” demek yerine Osmanlı hatta Osmanlı’nın bölgedeki valileriyle “yaşadığı sorunlu yıllar” demek daha uygun düşerdi. Kardam’ın kitabını dikkatli okuyan birisi, hatta “kitaptan kimi alıntılar” başlığı altında aktardığım kısa alıntıları bile dikkatli okuyan birisi, Bedirhan Bey ile ilgili aynı kanaate varır. Bedirhan Bey’in “direniş” ve “isyan” gibi yenilgisi de belirsizdir. Ortada düşmanla savaşarak yenilmiş bir direnişçi yerine Osmanlı birliklerine teslim olmuş birisi söz konusudur! En başta bu nedenle Bedirhan Bey Kürt çocuklarına adının verilmesini hak etmemiştir!

Bedirnan Bey’in Ufku, Cizre-Bohtan Yerel İktidarıyla Sınırlıdır!

“1835’ten beri yürütülegelmiş operasyonlarla sindirilmiş Kürt beyliklerinin” sorunlarının temelinde, Osmanlı’nın merkezileştirme-Türkçüleştirme yönelimi bulunur. Bedirhan Bey buradan kalkış yaparak siyasal bir perspektifle (Kürdistan’a özerklik ya da bağımsızlık talebiyle) Kürt Beylerini mücadeleye, direnişe çağırmış değil. Osmanlı Valileriyle yaşadığı kimi sorunların temelinde, Musul’a bağlanan Cizre-Bohtan beyliğinin tekrardan Diyarbakır’a bağlanması bulunur. Bedirhan Bey’in bunun dışında açığa vurulmuş bir plan ve hedefi görünmez, Kardam’da kitabında böyle bir şeyi ileri sürmez.

Osmanlı sarayının, merkezileştirme-Türkçüleştirme hedefinin bir gereği olarak yerel Kürt iktidarlarını tasfiye etme hedefi vardır ve planlı olarak uygulamaya koymuştur. Bedirhan Bey’in bu siyasete karşı yerel iktidarını pekiştirme, alanını genişletmeyi aşan özerk veya bağımsız Kürdistan’ı hedefleyen bir siyasetinden söz edilemez.

Başta Erzurum valisi olmak üzere, Osmanlı’nın Kürdistan’daki valileri karşısında “kölece” davranan; teslim olup İstanbul’a götürüldüğünde, “Dersaadet’e gelmeyen adam adam değildir” diyerek tövbeler eden; “Osmanlıdan aldığı güçle Han Mahmud’a saldıran” ve Osmanlı ile kurduğu “dostluk ilişkisini” rakipleri gördüğü diğer Kürt beylerine karşı kullanan; ”Osmanlıya karşı hiçbir zaman açık bir direniş sergilememe, hele silaha asla davranmama”yı prensip edinen; beterin beteri Osmanlıya karşı “direniş ve isyan” halinde olan Kürt beyleri için “hain”, “asi”, “eşkıya” gibi sıfatları kullanırken, Padişah, Sadrazam ve hatta bağlı oluğu valiye karşı sadakatini “kölece” dile getiren Bedirhan Bey’in Kürdistan, bağımsız Kürdistan ufku, planı ve hedefi olabilir mi? Hayır! Osmanlı ile sorunlu olan, isyan veya direniş içerisinde bulunan Kürt Beylerine “hain”, “asi”, “eşkıya diyen Bedirhan Bey için “direnen”, “isyan eden” belirlemeleri yapılır mı? Hayır! Bütün bunları belgeleriyle kitaptan aktaran Ahmet Kardam, Bedirhan Bey’in 1837-1847 yılları için neden “direniş ve isyan yılları” diyor?

Okuyucuya Bedirhan Bey’in “stratejisinin” ana hatlarına ilişkin Ahmet Kardam’dan aktardığım alıntıları bir kez okumalarını öneririm. Böyle strateji olur mu? Kürt beyleriyle güya hem ittifak halinde olacaksın hem onları Osmanlıya karşı geliyorlar diye gammazlayacaksın, “hain”, “eşkıya”, “asi” diyeceksin! Böylesine sefil, böylesine rezil davranan Bedirhan Bey’den Özerk ya da bağımsız Kürdistan hedef ve planı beklenir mi?

Kısacası Bedirhan Bey’in ulusal özgürlük projesi yoktur. Osmanlı valileriyle yaşadığı sorunların temelinde beyliğinin bağlı olacağı vilayetin değiştirilmiş olmasıyla sınırlıdır. Osmanlıya “kölece” boyun eğer ama Osmanlının gizli kışkırtmasının da etkisiyle Nasturilere katliamın da ötesinde soykırıma yönelmekten geri durmaz!

“İttifak”ı Beklenmedik Hızla çöker!

Ahmet Kardam kitabında, Bedirhan Bey’in Cizre-Botan Beyliğinin; Müküs(Bahçesaray, Hakkari, Van, Malazgirt, Muş, Ahlat, Bervari, Hertaşi, Mardin, Midyat, Siirt, Baban, Soran ile ittifak yaptığını belirtir. Öncelikle ne tür bir ittifak olduğu belirsizdir, zira ortada ne tür bir ittifak var ve önemlisi nasıl hangi içerikte bir ittifak yanı ne için kime karşı ittifak yapıldığı belirsizdir. Hem diğer Kürt beyleriyle “ittifak” kuracaksın hem de dönüp aynı Kürt beylerinin Osmanlı ile yaşadığı sorun ya da isyan üzerine dönüp Osmanlıyı tutacaksın! Böyle bir ittifak olmaz!

Ne biçim ittifaktır ki Bedirhan Bey’in ikinci Nasturi katliamından sonra, Osmanlının bu kez Bedirhan’a dönüp ona yönelik saldırı teskeresi hazırlaması, öyle ki Osmanlının saldırıya geçeceğinin hazırlıklarının yapıldığı bölgede duyulması üzerine sözü edilen “ittifak” dağılmaya başlar bile! Gerçektende “ittifak kurduk” diyen Beylikler açısından tam bir hezimet yaşanır.

Birincisi, “ittifak” denilen şeyin beklenmedik hızla dağıldığı görülür.

İkincisi, kimi Kürt beyleri utanç verici bir tarzda öyle ki bir kaftana, kakmalı bir tabanca ya da bıçağa en ileri bir muhtarlığı saf değiştirirler! Elbette sorulabilinir; bu beyler önceden belirli bir saflaşmanın kararlı taraftarları mıdır değil midir? Buda belirsizdir.

Üçüncüsü, “ittifak” çözülür Bedirhan Bey teslim olur ama Osmanlının hesabı burada bitmez. Birbirlerine ihanet edip Osmanlıdan yana tutum alan Kürt beylerine Osmanlı güvenmez! İlk başta kimi mevkilerle ödüllendirdiği bu Beyleri çok geçmeden bu kez onlara döner ve sürgüne gönderme başta olmak üzere kimi yaptırımlara tabi tutar. Bedirhan Bey de “böyle olduğunu bilmezdim” zavallılığını sergilese de sürgüne gönderilmekten kurtulamaz!

Osmanlı Rejimi Bilinen Siyaseti İzler!

Osmanlının son yıllarından Cumhuriyet’e ve Cumhuriyetten de günümüze kadar izlenen siyaset ana hatlarıyla aynıdır. Dini ve etnik farklılıklar kullanılarak halkları birbirine kırdırtmak, güçten düşürmek! Gayrimüslim halkları, Müslüman halklar eliyle ortadan kaldırmak veya toprağından sürmek, Türk olmayan Müslüman halklara ise asimilasyon ve entegrasyonu planlı uygulamak! Osmanlının bu siyaseti o yıllarda ana hatlarıyla Bedirhan Bey üzerinden Nasturi ve Kürtlere karşı izlediğini de görebiliriz.

Osmanlı yönetimi, Bedirhan Bey’e doğrudan Nasturilere “saldırın” demez ama el altında saldırının zeminin hazırlar. Bedirhan Bey Nasturi halkına dönük katliama giriştiğinde de, buna göz yumar, görmezlikten gelir dahası ellerini ovuşturarak bir taşla iki kuş vurduğunu düşünür. Nasıl mı?

Birincisi; Osmanlı, Kürtler eliyle Hıristiyan bir halk olarak Nasturileri katliamla tasfiye eder. Böylelikle Batı Avrupa’nın içindeki eli olarak gördüğü Nasturilerden kurtulmuş olur!

İkincisi, Nasturilere karşı peş peşe iki büyük katliam yapan Bedirhan Bey üzerinden Fransız ve İngiliz merkezli Batı, Kürtlere karşı düşman hale getirilmiş olunur! Öyle ki Fransızlar ısrarla Osmanlı devletinden Bedirhan Bey’in kellesini isterler. Ne demek bu? Yarın öbür gün Osmanlı

Bedirhan ve diğer Kürt beyleri üzerinden Kürtlere dönük bir saldırıya geçerse, Batı’dan karşı ses gelmeyecek hatta Nasturi katliamı nedeniyle destek bile gelebilir. Öyle de olur! Bedirhan Bey ve diğer Kürt beylikleri merkezileştirme siyaseti gereği tasfiye edilirken Batıdan tepki gelmez.

Osmanlı, önce Kürtler eliyle Nasturileri tasfiye eder ardından da kendisi Kürtlere yönelir. Geçerken not düşelim: Kürt egemen siyaseti; 1071’de, 1514’te, 1839’da, 1843’te, 1915’te ve 1920’de kendi adına değil, önce Osmanlı, sonra Türk cumhuriyeti yanı başkası adına savaşır.

Bedirhan Bey’in, birincisi 1843’te başlayıp Ağustos ayı başlarına kadar süren, ikincisi ise 1846 sonbaharında başlatılan saldırılarda toplam20 bin civarında Nasturi halkını katlettiği söylenir. Kimi kaynaklar ise birincisinde 10 bin ikincisinde 20 bin civarında olduğunu belirtir. O yıllarda Hakkari ve çevresinde toplam Nasturi nüfusunun 100-150 bin civarında olduğu düşünülürse, Bedirhan Bey’in Nasturi halkına karşı soykırıma giriştiğini söylemeliyiz. Özellikle katliam ve soykırımlardan çok büyük acılar yaşamış olan Kürt halkının bu gerçeğin altını çizmesi gerekir.

Bedirhan Bey neden Nasturilere saldırdı? Bu sorunun yanıtı kısa bir makalenin sınırlarını aşar. Burada şu kadarını belirteyim: birincisi; gayrimüslimlerin mülklerine el koyma hırsı, ikincisi, mülkiyete el koyma hırsı ile birbirini besleyen dini inanç farklılığı ve üçüncüsü; bu ikisini amaçları doğrultusunda kullanan Osmanlını planlı siyaseti!

Bedirhan Bey teslim olduktan sonra söyledikleri ise tam anlamıyla özrü kabahatinden büyük! Nasturi halkına çocuk, kadın, yaşlı demeden soykırım yaptığına pişman değil de, yaparken “hükümetime” yanı Osmanlı hükümetine danışmadığına pişman! Bir halkı katlettiğinden dolayı pişmanlık belirtmek yerine Avrupa hükümetlerinin Nasturileri “koruyacağını” bilmezmiş! İşte Bedirhan Bey budur! Tam anlamıyla zır cahil ve haydut tavrı! Bu davranışıyla Bedirhan Bey, Erzurum valisinin “Kürtlerin kavli fiilin, fiili kavline uymaz…” şeklinde devam eden zırvasını adeta haklı çıkartır!

Kitaptan Kimi Alıntılar

Trablusgarp hapishanesinde Nisan 1910’da tahliye edilen Abdürrezak Bey;

“Bedirhanlar olarak Osmanlı devletine ‘eyvallah’ ettiysek de, bize hep kuşkuyla yaklaştılar. Hiçbir zaman korkusuz yaşama şansına kavuşamadık… Ölüm tehlikesini hep yanı başımızda hissederek yaşadık. Onlar bizi hep yabancı saydılar özelliklede beni…” (Ahmet Kardam, Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, Direniş ve İsyan Yılları sf; 46, Dipnot yay.)

“Bedirhan Bey’in aralarındaki sınır anlaşmazlığı yüzünden ve Osmanlıdan aldığı güçle Han Mahmud’a saldırması, Osmanlıyla kurduğu ‘dostluk’ ilişkisini rakip beylere karşı kullanma biçimindeki Kürdistan beylerine özgü klasik rekabetçi zihniyetten ve davranış biçiminden o tarihte henüz kurtulamamış olduğunu gösteriyor.” (age sf, 95)

“1835’ten beri yürütülegelmiş operasyonlarla sindirilmiş Kürt beyliklerinin, Osmanlı desteği ile güçlendirilmiş ve daha da güçlendirilecek olan Bedirhan Bey aracılığıyla kontrol altında tutulması önemliydi. Cİzre-Bohtan’da iktidarını güvence altına almış Bedirhan Bey açısından ise, böyle bir ‘anlaşma’ o dönemde hiçbir Kürt beyine nasip olmayacak büyük bir fırsattı. Osmanlıdan alacağı bu destekle Bohtan’daki otoritesini, saygınlığını ve gücünü Kürdistan’ın diğer bölgelerine de yayabilecekti.” (Ahmet Kardam age sf 98)

Bedirhan Beyin stratejisinin ana hatlarına ilişkin;

“İttifak halinde olduğu Kürt beylerinin direniş veya acık isyanlarını çeşitli biçimlerde desteklemek veya planlamak ama Osmanlıya karşı hiçbir zaman açık bir direniş sergilememek, hele silaha asla davranmamak. Bu isyan ve direnişlerin destekçisi ya da planlayıcısı olmakla suçlandığında, bu suçlanmayı kesin bir ille reddetmek ve bölge valileriyle yazışmalarında direniş ve isyan halindeki Kürt beyleri için ‘hain’, ‘asi’, ‘eşkıya’ vb gibi sıfatlar kullanırken, padişah, sadrazam ve bağlı olduğu bölge valisine karşı sadakatini neredeyse ‘kölece’ denilebilecek aşırı abartılı bir dille ifade etmek.” ( Ahmet Kardam age sf 121,122)

Bedirhan teslim olduktan sonra İstanbul’da ifadesinde söyledikleri; “Ben üç beş senedir Tanzimat’ı işitir ama böyle olduğunu bilmezdim. Bilseydim beş sene önce Dersaadet’e gelirdim. Dersaadet’e gelmeyen adam, adam değildir.” (age sf 172)

Osmanlının İzlediği Siyaset!

Erzurum valisi: “Kürtlerin kavli fiilin, fiili kavline uymaz, ne mezhepten oldukları da anlaşılmaz. Bu sebeple başları sıkışınca her ne taraf olursa boyun eğeceklerinden, İranlılara meyletmeleri beklenebilir.” (age sf 91)

Nasturi katliamına gelen büyük tepkiler üzerine Bedirhan: “Bu adımı hükümetime danışmadan attığıma pişmanım. Avrupa hükümetlerinin bu insanları korumak için ortaya atılacaklarını bilemedim.” (age sf 172)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.