Genel / Güncel / Kürdistan / Ortadoğu

BAĞDAT-ANKARA ORTAK GÜNDEMİ: GÜVENLİK YANİ KÜRDİSTAN!

 

Türkiye ile Irak arasında güvenlik merkezli “yüksek düzeyli stratejik işbirliği toplantısının” ardından önce liderler düzeyinde ortak basın açıklaması yapıldı. Ardından Dışişleri bakanları da görüşmenin sonuçlarını ayrıca basın ile paylaştılar. Doğrusu Kazımi’nin gelişi Türk basınında neredeyse hiç yer almadı, kimi gazeteler haber yapma gereği bile duymadı. Neden, ne için geldi daha doğrusu neden davet edildi? Yapılan ortak basın açıklamaları da yeterince yanıt oluşturmuyor.

Basın açıklamasında Erdoğan, “Sayın Kazımi ile, ortak düşmanımız DEAŞ, PKK ve FETÖ terör örgütleriyle mücadelemizin sürdürülmesini kararlaştırdık” derken; Irak Başbakanı Kazımi “Irak’ın, Türkiye’yi tehdit eden hiçbir oluşuma müsamaha göstermesi mümkün değildir… Irak hiçbir komşu ülkeyle sıkıntı yaşamayı arzulamamaktadır” demeyi tercih etti. Yapılan açıklamalarda, “Ortak askeri koordinasyon merkezi”nin aktifleştirilmesi, Şengal anlaşması, Habur sınır kapısına alternatif Ovaköy sınır kapısı, ticaret hacminin artırılması, su meselesi vb. konuların ele alındığı belirtildi. Yani klasik “karşılıklı saygı, güvenlik, toprak bütünlüğü” süslemesi eşliğinde bunlar paylaşıldı ama ziyaretin esas amacı bunlar değil ve doğaldır ki esas ele alınan Kürtler, Kürdistan meseleleri basın ve kamuoyu ile paylaşılmadı, paylaşılmayacak da.

Peki, bu pandemi koşullarında Irak Başbakanı’nın asıl geliş nedeni neydi daha doğrusu Türkiye neden Kazımi’yi davet etti?

Konfederalizm talebi

I – Daha 8 ay önce (26 Nisan 2020’de) Irak Ümmet Partisi Başkanı Misal el-Alusi’nin, “Irak’ta federal sistemin çöktüğünü ve konfederalizme geçiş yapılması gerektiğini” söylüyordu. Yani Kürdistan, Şiistan, ve Sünnistanı bir arada tutabilme formülünün ancak Konfederalizm ile mümkün olabileceğini belirtiyordu. Çünkü Kürtlerin yanı sıra Sünni Araplar da Şii merkezli rejimden rahatsızdı. IŞİD baskısı sürüyordu (ki halen var) yanı sıra Irak, Arap ile Şii kimliği arasında sıkışmıştı. İstihbaratçı Kazımi’nin başbakanlığındaki hükümet (ki ABD ile İran uzlaşması sonucu iktidar oldu), görünürde Irak’ı bir parça toparlamış gözüküyor. Ancak 140. madde konusu Kürt kentleri başta olmak üzere Kürdistan meselesi, İran ile ilişkiler ve Arap mı Şii mi kimlik arayışı, IŞİD ve ekonomik kriz gibi belli başlı temel kırılganlıklar varlığını koruyorken Kazımi Ankara’ya geldi.

Kürdistan’a dönüş

II – Peki, Kazımi, neleri arkalayarak Ankara’ya geldi ve neleri arkalayarak dönüyor?

Irak Başbakanı; Türkiye ile danışıklı dövüş çerçevesinde, Türkiye’nin karadan ve havadan askeri saldırıları gerekçesiyle Irak ordusunun başta sınır bölgeleri olmak üzere Kürdistan’a yeniden dönmüş olduğu; 13 yıl aradan sonra Kürdistan Bayrağı yerine Irak bayrağının Şengal’e asıldığı; en önemlisi Kürtler arası iç gerilimin yol açtığı Şengal anlaşmasıyla Irak’ın askeri ve idari olarak resmi törenle Şengal’e ve Kürdistan Bölgesi ile Özerk Rojava arasına yerleşmeye başladığı; ABD desteğiyle hem IŞİD ile mücadelede yol aldığı hem önemlisi Şii mi Arap mı dengesinde rotayı Arap kimliğe doğru çevirmeye başladığı… süreçte Ankara’ya geldi.

Demek istediğim Kazımi’nin Ankara ziyareti, rutin bir ekonomik-ticari ziyaret değil. Ziyaretin merkezinde, bütün derinliğiyle Kürt/Kürdistan meseleleri bulunuyor. Şurası açıktır ki bu ziyaret ile Irak ve Türkiye, “Kürtlerarası çatışmanın gerçekleşmesi için daha başka ne yapabiliriz?”, “Kürdistan Bölgesi’nin coğrafik, idari, askeri etkinliğini hangi cephelerden ve nasıl daraltabiliriz?” Ki bu hedef Özerk Rojava için de geçerli. Ovaköy Sınır Kapısı ile Irak-Türkiye ticaretinde Habur Sınır Kapısı’nı nasıl bypass edebiliriz… gibi ortak hedeflerine yeniden ayar vermek için Ankara’ya davet edildi ve büyük oranda bu hedeflerde ortaklaştıklarını düşünüyorum. Daha ayrıntılı bakıldığında iki devletin hedefleri bakımından şunlar öne çıkmaktadır:

Türkiye ile Irak’ın özgün ve ortak hedefleri var. Türkiye’nin özgün hedefi malum: Kandil-Şengal-Qamişlo hattının “terörden arındırılması!” Irak’ın hedefinde ise Kürdistan’a tümüyle yerleşmek ve bununla özerkliği seslendiren Sünni Araplara da gözdağı vermek. İkisinin değişmez ortak hedeflerine gelince, Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni, ayrı Peşmerge Ordusu, ayrı ekonomisi ve dış ilişkileri olan bir Federatif yapıdan adım adım çıkartıp klasik özerkliğe geriletmek. Bu hedefler için daha önce kurulan fakat ertelenen “ortak askeri koordinasyon merkezi”ni yürürlüğe koymak. Böylece Türkiye hem Kürdistan’daki askeri harekâtlarına resmiyet kazandıracak hem ayrıca Irak ordusu ile Kürdistan’da ortak hareket etme imkânına kavuşacak. Kime karşı? Kürtlere, kazanımlarına yani sadece PKK’ye karşı değil hatta asıl hedef Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne karşı!

Dolayısıyla Türkiye-Irak görüşmelerinde taraflar masada görüşürken söze “Kürdistan Bölgesi’nde iyi işler başardık durmak yok yola devam” etmeyi kararlaştırdılar. Irak ile Türkiye’nin özgün ve ortak hedefleri göz önüne alındığında tarafların karşılıklı birbirlerine müteşekkir kaldıkları da söylenebilir. Kazımi bu sonuçlarla dönüyor.

Rojava’nın statüsü

III – Benzer bir planı sömürgeciler ile statükocu Rusya, Rojava’da uyguluyor. Stratejileri belli ve iki parçada da özünde aynı, Kürdistan Bölgesi’ni klasik özerkliğe gerileterek bağımsızlık hedefinden kopartmak. Özerk Rojava’yı ise fiili federatif yapısının resmiyet kazanmasını engelleyerek statüsüz bırakıp kültürel haklarla sınırlı “çözüm” zeminine çekmek. Sömürgecilerin ve statükocuların Kürdistan stratejisi budur. Kürdistan siyaseti de zaman geçirmeden buna göre strateji belirlemelidir.

Rojava’da, Rus oyun kuruculuğunda bu plan uygulanıyor. Rusya’nın, Kürtlere “Kırk satır mı yoksa kırk katır mı” politikasıyla sırasıyla Şehba Bölgesi, Efrîn ve şimdi Ayn İsa Kürt yönetiminden kopartılarak Türkiye ya da Suriye verildi, veriliyor. ABD’nin yol vermesiyle de Serêkaniyê ve Girê Spî benzer politikayla Kürt yönetiminden kopartıldı. Ki böyle devam ederse Kürtlere kala kala Arap çölleri kalmış olacak!

Kısacası, sömürgecilerin stratejileri açık ve bu stratejilerini uygulayabilmek için de farklı yol-yöntemler kullanılıyor. Bunların başında da Kürt siyasetinin kimi iç gerilim noktaları kaşınarak ve farklı taktiklerle bırakujiye zorlamak! Bunu bir süredir zorluyor, zorlayacaklardır. Çünkü Kürdistan Bölgesi ile Rojava Kürdistan’ındaki kazanımları ortadan kaldırmak ve hedeflerine varmalarında Kürtler arası birakujî bulunmaz bir silah! Bu nedenle her yol ve araçla Kürtler arası çatışma tetikleniyor.

Kürt stratejisi

IV – Kürt siyaseti hangi strateji üzerinden yürümeli?

*Dört parça ve diasporadaki Kürt ulusal demokratik hareketi, öncelikle Kürdistan Bölgesi ile Özerk Rojava’nın kazanımlarına bütüncül bakarak sahip çıkmalı. İki parça ve kazanımlarını birbirinin varoluşal tamamlayıcıları olarak görüp korumalı. Çünkü nesnel olarak biri diğeri için dayanaktır, savunma mevzisidir. Siyasal partiler bu gerçekleri dikkate alarak pozisyonlarını yeniden belirlemelidirler.

*Rojava’da, Kürdün Kürt ile diyaloğu, Kürdistan Bölgesi’nde Kürdün Kürt ile gerilimi bir arada yürümez, yürümüyor da. Dolayısıyla en son İngilizlerin de kervana katıldığı “PKK bölgeden çıksın” söylemleri çözüm değil, çözümsüzlüğü derinleştireceği gibi bırakujiyi de tetikleyebilir. Çözüm, Kürdistan Bölgesi’nde bulunan tüm sivil ve silahlı güçlerin Kürdistan hükümetini ve yasalarını tanımalarıdır. Yani Rojava’da Kürdün Kürt ile diyaloğa dayalı sorunları çözme politikası, Kürdistan Bölgesi’nde de uygulanmalı.

*Rojava’daki ulusal birlik çalışmalarına, Kürdistan’ın dört parçasında ulusal birlik ve ortaklaşmanın mayası olarak görüp destek vermelidir. Birliğe zarar verecek adımlardan kesinlikle uzak durulmalıdır.

*Ve ne kadar “dayatıcı” olursa olsun, kışkırtma ne kadar ağır olursa olsun Kürt siyaseti, Bırakujîden uzak durmalı. Zira muhtemel bir bırakujîde Kürt halkı asla “kim haklı, kim haksız” diye bakmadan taraf olanları lanetleyecektir.

18.12.2020

canbegyekbun@hotmail.com

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.