Genel / Kürdistan

ANTEP SALDIRISI, SURİYE VE “ULUSAL MUTABAKAT”

Günler öncesinden konuşuluyor, “Antep’e terör saldırısı olacak”! MİT ve Jandarma istihbaratı bölge vekillerini, Antep’te bir saldırı olabileceği yönünde uyarmış! Hatay, Kilis, Suriyeli göç ve esas muhalif hareketin kurtarılmış bölgesi işlevini üstlenmesi nedeniyle barut fıçısı! Bu ortamda yetkili ve etkili herkesin haberdar edildiği bir saldırı beklentisi var buna rağmen beklenen saldırı gerçekleşiyor.

Kullanılan araba aylar öncesi Sakarya’dan çalınmış. Araba sahibi işveren İlyas Ölmez, “arabamın OGS’lerden kaçak geçiş yaparken çekilen kayıt örnekleri var” diyor ve ayrıca ekliyor;  “otoyollardan arabanın kaçak geçiş yaptığına dair ceza makbuzları bana gönderildi” diye de belirtiyor. Araba çalınmış, aylarca kaçak kullanılmış ve üstelik birden fazla kaçak geçiş yaparken çekilmiş fotoğrafları, kesilmiş ceza makbuzları var! Ama araba yakalanamıyor!

Bütün bunlar doğru ise, nasıl oluyor da bu saldırı engellenmemiş sorusu zihinlere takılıyor. Ve bütün bunlara rağmen PKK, “beklenen eylemi” yapabiliyor! Eğer Türk ve ABD başta olmak üzere batı istihbarat örgütlerinin ya da Suriye istihbaratının parmak izleri saldırıda örtük de olsa bulunmuyorsa, yani PKK bu eylemi merkezi olarak planlayıp yaptıysa o zaman eleştirinin ötesinde her türlü kınamayı hak etmiş demektir. Ancak olgular, gelişmeler ve kimi tutuklamalara rağmen Antep saldırısı PKK’ yi işaret etmiyor.

Diğer bir sorun; basın, özellikle de Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan başta olmak üzere devlet ve hükümetin en tepedeki yetkilileri hep bir ağızdan “saldırıyı PKK yapmıştır” ya da “PKK yapmıştır ama Suriye El Muhaberatı ile birlikte” vb denilerek saldırı adresi olarak PKK ve Suriye’yi neden gösterdi? Bir polis şefinin yapacağı açıklamaları neden devletin tepesi anında yapma gereği duydu? Neden alelacele kamuoyu Suriye ve PKK’ye odaklandırıldı? Bu telaş, bu acele neyin nesi?

Eylem sırasında aracı uzaktan kumanda ile patlatanın kim olduğunun “belirlendiği”, saldırının “organizasyonunda yer alanların” gözaltına alındığı, çekici araç şoförünün gözaltındaki “zanlılardan dört kişiyi teşhis ettiği”; öyle ki “bombayı patlatan Murat Filiz” hariç saldırıya karışanların hepsinin yakalandığını basın ayrıntılı yazdı da yazdı. Fakat Antep olayı üzerinden Suriye rejiminin hedef alınmasını en net Antep valisi dile getirdi. Şöyle ki;

“Saldırı PKK’nin işidir”  diyen Vali devamla; “olayda Suriye’nin de parmağının olduğunu düşünüyoruz. Esad’ın PKK’ya her türlü desteği verdiği biliniyor. Soruşturma safhasında bunu destekleyecek herhangi bir bilgi yok ama bundan önceki olaylarda da Suriye’nin parmağı olabilir” diyerek saldırının Suriye istihbaratı ile bağlantısına işaret etti. Bu açıklama ile valinin AKP hükümetinin Suriye politikasına ters düşmemek için nasıl da çelişkili ve zorlama açıklamalar yaptığı ortadadır.

Gözaltına alınanlardan çekici araç sürücüsü ve “yardımcısı” dâhil 7 kişi, saldırı nedeniyle tutuklandı.  Tutuklamalar birebir “saldırıyı PKK yaptı” tezini güçlendirmez (zira bu ortamlarda tutuklanmalar kamuoyu teskini açısından da gerekli görülür) ama buna rağmen devlet ve hükümet yetkilileri, özellikle kimi yazarlar, “Suriye desteğinde PKK yaptı” iddiasını ısrarla sürdürüyorlar. Hatta istihbaratçı AKP vekili Şamil Tayyar, “yeni saldırılar gelişirse Türk devletinde doğrudan Suriye’ye askeri müdahale seçeneği de konuşuluyor” açıklamasını yapıyor! Bu açıklama ile Tayyar aslında Türk devletinin Antep eylemi üzerinden Suriye’ye dönük askeri müdahale hesaplarını da farkında olmadan deşifre etmiş oluyor.

PKK’nin ısrarla “ben yapmadım” dediği, KCK Yürütme Konseyi’nin Antep saldırısını “kınadığı” ve sorumlularının yakalanıp olayın aydınlanmasını istediği halde, Türk devlet ve hükümeti neden ısrarla saldırının arkasında Suriye destekli PKK izini sürdürülüyor? Neden bir polis şefinin yapacağı açıklamayı bizzat Cumhurbaşkanı Gül üstlenerek, “saldırının bir numaralı sorumlusu yakalandı” diye duyuruyor? Bu ve benzeri soruların yanıtını ararken bir süre önce düşürülen Türk savaş uçağı olayına bakmamız gerekiyor.

Türk savaş jetinin düşürülmesi üzerinden, Türkiye’nin Suriye ile savaşın eşiğine gelmesi, somut olarak da açıklanan “yeni angajman kuralları” ile sınır boyunca gevşek de olsa fiili tampon bölgenin oluşturulmasıyla Suriye muhalefetinin Halep’i düşürmede elinin güçleneceği hesaplanmıştı. Kısmen öylede oldu. Eğer Halep muhaliflerin eline geçseydi o zaman öngörülen plan işleyecekti. Halep merkezli kurtarılmış bölgede Batı ve Türk devleti destekli kurulacak alternatif hükümet ile BAAS rejiminin yıkım süreci hızlandırılacaktı.

İşte düşürülmesi kadar nerede ve nasıl düşürüldüğü de tam bir muammaya dönüştürülen uçak üzerinden yapılan hesabın bu olduğu bugün daha net görülebiliniyor. Dikkat edilirse, Halep’te BAAS güçlerinin tekrar kontrolü sağladığının anlaşıldığı günün hemen ertesinde ABD dışişleri bakanı ve Suriye’nin diğer “dostları grubu”ndan bakan ile ilgili yetkililer alelacele İstanbul’da toplanmış yeni bir yol haritasının ana hatları belirlenmişti.

Tampon bölge ve uçuşa yasak alanın ilanı; muhalefete daha fazla askeri ve lojistik destek; BAAS rejimine karşı Kürt muhalefetiyle Suriye Arap muhalefetinin ortaklaştırılması; ABD, Almanya, Fransa’nın “hassas bölgelerde görev yapan istihbarat birimlerinin bölgeye kaydırılması; hatta ABD’nin “en kötü senaryo” olarak adlandırdığı “Suriye rejiminin kimyasal silah kullanması durumunda ABD’nin bu silahların depolandığı tesislere kara birliklerini sevk etmesi” ve benzeri tüm bunlar dün uçağın düşürülmesinin ardından bugün ise Antep saldırısı ardından yoğun tartışılıyor. Bu arada şunu da not edelim; artık ABD ve Batılı emperyalist güçlerde, BAAS rejiminin yıkılması konusunda belli bir tutum değişikliği göze çarpıyor, yanı diyebiliriz ki düne göre daha net bir tutum alıyorlar.

Şunu kesin olarak söyleyebiliriz; Antep saldırısı kimin yaptığından bağımsız olarak Türk devleti ve Batılı güçlerce öncelikle Suriye karşıtı yeni bir kalkışmaya malzeme yapılmak isteniyor. Yani uçağın düşürülmesi üzerinden yapılamayan şey şimdi Antep ve benzeri saldırılar üzerinden yapılmak isteniyor. Batı ve Türk devletinin BAAS rejimi karşıtı yeni yönelimi dikkate alındığında, Antep eyleminin arkasında Suriye EL Muhaberatı kadar ABD ve Türk istihbaratının parmak izlerinin olması da bir o kadar muhtemeldir. Çünkü Antep bombalaması Suriye üzerinden yaşanan bölgesel-küresel saflaşmadan ayrı düşünülemez. Bu ortamda saldırıda yerel PKK’li kadrolar yer alsa da arkasındaki parmak izleri Batılı istihbarat odakları ya da tam tersine El Muhaberat olabilir. Dolaysıyla eylemde kimi PKK’lilerin yer alması durumunda da bu gerçeği değiştirmeyecektir, çünkü Doğu ya da Batılı istihbarat odakları yerel bir PKK birimi üzerinden eylemi icra edebilirler ki Öcalan’ın “herkesin bir PKK’si var” belirlemesi hatırlanırsa bu kuvvetli bir ihtimaldir.

Bütün bunlara rağmen yarın öbür gün Antep saldırısı PKK’nin merkezi olarak yaptığı kanıtlanırsa ya da kendileri bunu açıklarlarsa, başta kendileri sonra BDP ve Kürt siyaseti bundan ciddi yara alır.

Bu yönelimde Türk devleti ile ABD ve diğer müttefiklerinin farklı hesaplarının yanı sıra illaki ortak hesapları da var. Küresel ve bölgesel güçlerin hesapları üzerinde, “Ortadoğu’da Savaşın Ekonomi Politiği” yazısı başta olmak üzere geçmişte birçok yazıda durdum.

Türk devleti bu eylemi bölgesel hegemonya hesaplarının yanı sıra, Şemdinan’da yaşananlarla birlikte iç siyaset açısından da kullanmak istediği görülüyor. Devlet, hükümet, muhalefet parti yetkilileri Antep saldırısında hayatını kaybedenlerin cenaze töreninde buluşup “Antep ruhu” adı altında, genelde iç siyasetin dizayn edilmesinde özelde de daha çok Kürt siyaset odaklarına “akıllanın” türünden gözdağı mesajları verilmesi anlamlıdır. Öyle ki “Antep ruhunu” işleyen köşe yazarları koro halinde Kürtlere dönük olarak;

“12 Eylül sonrası Diyarbakır cezaevinde yaşananları, Hizbullah’ı, faili meçhul cinayetleri, zorla köylerin boşaltılmasını unutmayın” hatırlatmasının yapılması; Kürt siyasetinin parlamento dışı tutulması tehditlerinin yeniden güncelleştirilmesi; BDP heyetinin gerilla ile selamlaşmasını “demokratik meşruiyet” adı altına eleştirilmesi ve BDP’ye dönük artan saldırıların “gerilla ile kucaklaşırsanız bu olur”  şeklinde adeta tolere edilmesi iç siyasette yeni olacakların işaretleri olarak görülebilir.

Kürde Karşı “Ulusal Mutabakat” Çağrısı!

Derken Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in “muhtıra” gibi 11 maddelik “Teröre Karşı Ulusal Mutabakat” açıklaması gündeme geldi.

1970’li yıllarda rejim ve sermaye için tehdit oluşturan devrimci, sosyalist hareketti. Parçalı haline rağmen devrimci sosyalist hareketin toplumsal muhalefet üzerinde etkili olması, Bülent Ecevit Başbakan’lığındaki hükümeti “toplumsal uzlaşma” arayışına itmişti. Devrimci hareketin,  sendikalar ve işçi emekçiler üzerindeki etkisinin kırılmasını hedefleyen bu politika o zaman belli hasarlara yol açmıştı.

Bugün devrimci, komünist hareket hem küresel çapta hem de Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da zayıf olup hali hazırda rejim ve sermaye için sözü edilir bir tehdit haline gelmemiştir. Bugün Türk rejimi için esas tehlike Kürt ulusal demokratik hareketidir. Eee mesele Kürt ulusal demokratik hareket olunca da toplumsal değil ulusal mutabakat aranacaktır. Cemil Çiçek’in yaptığı da budur.

Açıklanan metin dikkatli okunduğunda, Meclis Başkanı’ın, “teröre karşı” vurgusu altında esas Kürde, Kürt ulusal demokratik harekete karşı “Ulusal mutabakat” çağrısı yaptığı görülecektir. Her daim “devletin bekasını” davranışın merkezine almış birisi olarak Çiçek’ten bu beklenir! Çiçek, hükümetin değil devletin kendisinden bekleneni yapmıştır ki zaten hükümet sözcüsü Bülent Arınç da açıklamayı “muhtıra” olarak görüp destek vermeme ilk sinyalini vermiş oldu.

Cemil Çiçek, ulusa seslenerek “birleşin” çağrısı yapıyor!

Cemil Çiçek, kimi demokrasi, özgürlükler, bireysel haklar perdesi altında esas katı bir devlet savunuculuğunu içeren tedbirler öneriyor!

Cemil Çiçek, Kürt ulusal özgürlük meselesinde sanki yeni çözüm adımları öneriyor intibasını yaratıp aslında AKP’den daha katı güvenlikçi politikaları öneriyor!

Cemil Çiçek, açıklamasının beşinci maddesinde, “Terörle mücadele devletin, vatandaşının can ve mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması konusundaki anayasal görevi ve bu çerçevede ilgili yasaların güvenlik güçlerine verdiği yetki doğrultusunda kararlılıkla sürdürülmeye devam edilecektir. Bu bağlamda güvenlik güçlerinin ihtiyaç duyacakları imkan ve yeteneklerin geliştirilmesi öncelikli öneme haizdir” diyerek 12 Eylül rejimi benzeri asker ve güvenlik güçlerinin ihtiyaçlarını öne çıkartması manidardır!

Bunları AKP meclis grubunca seçilen bir Meclis başkanı öneriyor ve hükümet sözcüsünün ilk tepki desteklememe yönündedir. Eğer bu tutum hükümetin kalıcı tutumuna dönüşürse o zaman devlet aklı olarak Cemil Çiçek, bu ortamda kime karşı “Ulusal Mutabakat” öneriyor? Yanıt bellidir: Kürt ulusal demokratik hareketi!

Bahçeli ise, Çiçek’i tamamlayan bir başka öneriye destek arayışıyla BDP’li vekillerin dokunulmazlığın kaldırılmasını istiyor. Önerilen, “terör eylemlerine katılmak ve terörü desteklemek hallerinden gözaltına alınma ve arama kararı verilemez, tutuklanamaz” ilkesinin dikkate alınmaması, seçilmiş milletvekili için dokunulmazlığın yok sayılması”dır. Bahçeli, bu önerisiyle konuşan Kürt vekilin terör suçlusu gibi gözaltına alınıp sorgulanmasını hedefliyor.

Sonuç olarak, dün Suriye üzerinden bölgesel gerilim tırmanıyor diyorduk bugün artık Suriye üzerinden bölgeye savaş yayılıyor diyebiliriz. Gerçekten de Suriye üzerinden bölgede savaşın cephesi genişliyor. Lübnan’da, Türkiye’de, ırak’ta bunun ilk ciddi işaretleri ortaya çıktı.

Türk devlet ve hükümet yetkilileri bu gerilim ortasında, Kürt halkını ve siyasetini ana akım tehlike olarak görüp hedef alıyorlar. Devlet ve Hükümet tehdit savuracağına öncelikle kendisinin sorumlu olduğu tarihsel haksızlığı gidermeye odaklanmaları hem kendilerinin hem de halklarımızın yararınadır. Yeni anayasanın Kürtlerin ve azınlık halkların varlığı ile birlikte taleplerinin kabulünü içermesi, ana dilde eğitimin gerçekleştirilmesi gibi adımlarla çözüm yolunda yeni adımların atılması siyaseti rahatlatabilir yoksa tehditlerle yol alınamaz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

WordPress spam blocked by CleanTalk.